Roman içinde roman

Roman içinde roman

Romanın anlatıcısı on üç yaşındaki Merimeé, babasının kendi sorumluluğundaki belediye hazinesinden para çalarken yakalanmasından sonra, on yaşındaki kız kardeşi Valetta ve yeni kardeşlerine hamile annesi Rose, hiç tanımadıkları bir akrabalarının yanına misafir olarak geliyorlar. Belli ki hayatları alt üst olmuş. Zor zamanlar geçirmişler. Aç, yorgun, yalnız ve hayli korkmuş hâldeler. Neyse ki akrabaları Olga Saks, müdürü olduğu Terminus Oteli’nin bütün imkânlarını onların hizmetine sunuyor. Artık yaralarını sarıp hayatlarına kaldıkları yerden devam edebilirler.

Ancak bir süre sonra bazı rahatsız edici hisler içlerini sarmaya başlar. Merimeé evvelâ bunu küçük kardeşi Valetta’nın aşırı gelişmiş hayal gücüne ve hikâyelere olan düşkünlüğüne yorar. Fakat nasıl bir yere gelmişlerdir? Otelin diğer konukları tuhaf davranırken, iki, kız kardeş çok geçmeden otelde her gün daha da büyüyen yeni bir koridor keşfederler. Bu arada otelden çıkıldığında karşı caddeye geçmek için ışığın kırmızıdan yeşile dönüşmesini boş yere beklediklerini anlarlar. Herkes onlarla ilgilenmekte, her şey yolunda gitmekte ama yine de açıklanamaz bir tuhaflık her an üzerlerine çökmektedir.

Merimeé’nin bu yeni hayatındaki güzel şeyler gibi okulundaki yeni arkadaşlıkları da bütün sıcaklığına rağmen ona bir şeylerin yolunda gitmediğini ve tuhaflıklar barındırdığını hissettirmektedir. Otelde kimin misafir, kimin çalışan olduğunu anlamak zordur. Üstelik orada yaşayan herkes yaşlıdır ve hiç kimse otelin bulunduğu yerden dışarı çıkmaz. Sarı güneş gözlüklü doktor ise bütün bu tuhaflığın nedeni gibi görünmektedir. İki kız kardeş Dr. Samuel Bauer’e bir türlü ısınamaz. Zaten çok geçmeden doktor da onlara buraya ait olmadıklarını ve bir an önce buradan gitmeleri gerektiğini söyler. Merimeé doktordan uzak durup yeni başladığı okuluyla ve yeni arkadaşlarıyla meşgul olurken, hikâyelere düşkün Valetta doktoru takibe alır. Valetta onun oteldeki odasına giriş çıkış saatlerinden, odasında neler neyle iştigal ettiğine kadar pek çok şeyi izlemeye başlar. Nitekim doktorun otelde olanları anlattığı ‘Kuklacının Evi’ adlı bir roman yazdığını da o bulur. Otelde yaşanan her şey doktorun hastalıklı muhayyilesinin bir ürünü müdür?

Hamile olan Rose ateşlenmekte, sayıklamakta ve otelin havalandırma boşluğundan sesler duymaktadır. Ama en kötüsü hasta annenin bir doktora götürülmek yerine otelde kalan çok yaşlı iki kız kardeşin hazırladığı bitki çaylarıyla iyileştirilmeye çalışılmasıdır. Her gün resepsiyona uğrayıp kendisine mektup gelip gelmediğini soran Alice’i, bir gün o yeni inşa edilmiş gibi durmadan büyüyen labirentte elinde Beyaz Cadı’dan beklediği mektupla görürler. Sorular giderek daha tedirgin edici bir hâl almaktadır. Ama öte yandan da işler hiç olmadığı kadar yolunda gitmektedir. Valetta gerçeğin gerçekliğinden şüpheye düşüp her şeyi sorgularken, Merimeé hayatının görece dingin bu ânında gerçekliğe dört eliyle sarılmakta ve hayatının gerçek olmadığına dair hiçbir şeyi duymak istememektedir. Peki ama gerçek nedir?

Beyaz Cadı’nın kim olduğunu, doktorun ‘Kuklacının Evi’ romanında anlattıklarının ne kadarının gerçek ve otelde yaşananaların ne kadarının muhayyel olduğunu, bütün bu olup bitenlerin içinde kimin iyi, kimin kötü tarafta yer aldığını ve hepsinden önemlisini yaşananların arkasındaki asıl kişinin ne amaçla böyle davrandığını roman içinde roman barındıran -Dr. Bauer’in değil, yazarımız Sandén’in- ‚Kuklacının Evi’ni okuyarak kendiniz keşfedebilirsiniz.

Koridorların sanki yer değiştirdiği, zamanın ve insanların bir fotoğraf karesindeki gibi donduğu, otelin havalandırma boşluklarından fısıltıların geldiği bu gerilim romanı, hiç de ucuz korkutucu ögelere başvurmadan okurunu her sayfada tedirgin etmeyi başarıyor.

Çocukların zaman zaman fastfood mantığıyla hazırlanan değil de kolay tüketilmeyen edebî besinlere ihtiyaç duyduklarını savunan Sandén, bu kitabında okurlarını koyu bir karanlığın belirsizliğinde kimin kukla, kiminse kuklacı olduğu üzerine düşünmeye mecbur ediyor. Unutmayın, edebiyat bize gerçekliği hiç görmediğimiz biçimiyle hikâye ederek anlatma sanatıdır.

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu