Bazen bir hikâye bir sorudan doğar
Bazen bir hikâye bir sorudan doğar
Alman dili profesörü ve çocuk kitapları yazarı Tumanov’un eserleri, yalnızca çocuklara değil, onlarla birlikte okuyan yetişkinlere de sesleniyor. Freud’dan Jung’a, Kafka’dan popüler kültüre uzanan ince göndermelerle örülü bu roman, aynı anda hem eğlenceli hem düşündürücü bir okuma deneyimi sunuyor. Tumanov ile kitaplarını ve çocuk edebiyatın yaklaşımını konuştuk.
– Çocuk kitabı yazmaya nasıl başladınız?
Ebeveyn olduktan sonra çocuklarıma yüksek sesle kitap okumaya, okudukça da çocuk hikâyelerinin nasıl kurulduğunu daha iyi görmeye başladım. Bu keşif, beni çocuklar için yazmaya yönlendirdi. Böylece ilk romanım olan ‘Kraliçeyi Kurtarmak’ kitabım 2002’de yayımlandı.
– Çocuk edebiyatı sizin için ne ifade ediyor? Çocuk ve yetişkin edebiyatını ayıran ölçütler neler?
Çocuk edebiyatı, yetişkin dünyasının zorluklarından bizi uzaklaştıran kısa bir soluklanma alanı. Çocuk hikâyeleri çoğunlukla mutlu sonla biter; oysa yetişkin edebiyatında bu her zaman böyle değil. Ayrıca çocuklara yazılan hikâyeler, dünyaya yeniden, taze bir gözle bakma fırsatı sunar. Yetişkinlerin artık fark etmediği şeyleri yeniden görmemizi sağlar. Bu da soru sormaya ve hayatın zorluklarına yeni yollarla yaklaşmaya alan açar.
– Çocukken çok kitap okur muydunuz? Sizi etkileyen kitaplar hangileriydi?
Çocukluğum sürekli kitap okuyarak geçti. Bunda bana durmadan kitap getiren annemin payı büyük. Yetişkinler için yazılmış olanlar da dâhil pek çok klasik okudum ama çocuk kitapları her zaman hayatımın önemli bir parçasıydı. Özellikle Selma Lagerlöf, Tove Jansson ve Astrid Lindgren gibi İskandinav yazarlarını çok seviyordum. Onlar Avrupa’nın o uzak ve büyülü kuzeyini çocuk odama taşıdılar. Ben de bir gün oraya gidip trolllerle, karnında pervanesi olan küçük bir adamla ve sihirli kazlarla tanışmayı hayal ederdim.
– Çocuk kitapları yazan bir yetişkin olarak şimdi neler okuyorsunuz? En sevdiğiniz yazarlar ve kitapları hangileri?
Oldukça fazla Alman edebiyatı okuyorum. Bu çok da şaşırtıcı değil, çünkü Alman dili profesörüyüm. Son zamanlarda Feridun Zaimoğlu gibi Türk-Alman yazarları okuyorum. Bilime de büyük ilgi duyuyorum ve bu alanda elimden geldiğince çok şey okumaya çalışıyorum. Bunun nedenlerinden biri de çocuk kitaplarımın birçoğunun bilimsel konularla ilgili olması.
– ‘Böcek Çocuk’ta Franz Kafka’nın karanlık dünyasını çocuklar için nasıl neşeli bir maceraya dönüştürdünüz? ‘Kafka 2.0’ olarak anılan kitabınızın çıkış hikâyesini ve ilham kaynaklarınızı anlatır mısınız?
Kafka’yı her zaman büyüleyici buldum. Ama aynı zamanda oldukça karamsar bir yazar. Çünkü yenilgi ve umutsuzluk üzerine yazar. Oysa çocuklara umut ve cesaret vermek gerekir. Bu yüzden Kafka’dan ilham alan ama onun tersine işleyen bir hikâye yazmayı düşündüm. Hayranlık duyduğum Kafka’dan esinlenen ama bir bakıma ‘anti-Kafka’ diyebileceğimiz bir hikâye… Kendine güveni ve başarıyı öne çıkaran bir anlatı. Bu nedenle Kafka’nın büyük yenilgi hikâyesi Dönüşüm’ünü alıp kahramanın asla pes etmediği, her zaman iyi tarafı gördüğü hareketli ve eğlenceli bir maceraya dönüştürdüm. Kafka’nın kahramanı yenilir ve bir çöp parçası gibi ölür. Benim Gregor’um (Greggie) ise eğlenir ve sonunda kazanır. Bu hikâyeyle cesaret ve mizah yoluyla dayanıklılığı kutlamak istedim.
– Kahramanın arkadaşları ‘Siggi Smund’ ve ‘Charlie Jung’ psikanalistlere atıf yapan isimler taşıyor. Freud ve Jung göndermelerini hangi amaçla eklediniz ve bu isimlerin çocukların duygularını anlama yolculuğuna katkı sağlayacağını düşündünüz mü?
Kafka ile Freud, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde yaşamış ve aynı kültürel ortamın parçası olmuş isimlerdi. Freud kuşkusuz zihnin bilinçdışı işleyişi hakkında önemli içgörüler ortaya koydu. Ancak pek çok konuda yanıldığı da oldu. Bugün bilişsel bilim onun bazı temel varsayımlarını geçersiz sayıyor. Bu yüzden Kafka’dan esinlenen ama bir bakıma ‘anti-Kafka’ diyebileceğimiz bir hikâye yazdığım gibi, bir tür ‘anti-Freud’ Freud da yarattım. Dr. Siggi Smund bu nedenle hikâyedeki kötü karakterlerden biri. Elbette bu, Freud’u gerçekten bir kötü karakter olarak gördüğüm anlamına gelmiyor. Daha çok Freud’la ve 20. yüzyıl psikanalizinin büyük kısmıyla biraz eğlenmenin bir yolu. Bu Freudyen alt metin aslında yetişkin okurlar için. Belki çocuklarına kitabımı okuyan ya da onlarla birlikte okuyan ebeveynler için.
– Gregor’un böcek oluşu, onun yaratıcı zekâsını ve ‘küçüğün büyüğe karşı zaferini’ simgeliyor. Gregor’un hikâyesi üzerinden çocuklara hangi mesajı vermek istediniz?
Acımasız ve güçlü insanların her zaman kazanmak zorunda olmadığı fikri romanımın merkezinde yer alıyor. Özellikle bugün, dünyanın birçok yerinde otoriter yönetimler ve güçlü lider figürleri özgürlüğü ve demokrasiyi tehdit ederken, bu düşünce daha da anlamlı hale geliyor. Bu yüzden atasözlerinde geçen o ‘küçük adam’ın kazanmasını istedim. Zaten küçücük bir böcekten daha küçük ne olabilir ki? İnsanlığın asıl gücünün zekâ olduğunu hatırlatmak istedim; çünkü kaba güçle karşı karşıya kaldığında küçük olanın elindeki en büyük güç budur.
– Bir röportajınızda Tarakanov kardeşlerin soyadını Rusça ‘tarakan’ (hamamböceği) ve Dostoyevski’nin ‘Karamazov’ soyadının birleşiminden türettiğinizi söylüyorsunuz. Bu tür kelime oyunlarının ve edebî şakaların çocuk edebiyatındaki yeri nedir?
Kitaplarımı İngilizce yazıyorum. Metin, kelime oyunları ve esprili dil kullanımıyla dolu. Örneğin ‘bug’ kelimesi hem böcek anlamına geliyor hem de birini rahatsız etmek, dırdır etmek anlamında kullanılıyor. Greggie-Boy, bu yüzden iki anlamda da bir ‘bug’. Romanda buna benzer pek çok dil oyunu var. ‘Böcek Çocuk’, ‘Dönüşüm’ün ötesinde Kafka’nın başka metinlerine de göndermeler içeriyor. Örneğin bölümlerden birinin adı ‘Ceza Kolonisi’, ki bu Kafka’nın bir öyküsünün başlığı. Burada yine yetişkin okura da seslenen bir katman bulunuyor. Ayrıca ‘Böcek Çocuk’un Türkçe çevirmeni Duru Güngör o kadar yetenekli ki İngilizcedeki kelime oyunlarını Türkçeye son derece ustalıkla aktarmayı başardı. Aynı şeyi kitabı Çekçeye çeviren Klara Kolinska için de söyleyebilirim. Bu arada romanda Monty Python’a da bir gönderme var (bir papağan üzerinden) “Vücuduna dört milyon volt elektrik versen de vızıldayamaz o.”
– ‘Böcek Çocuk’ta Freud, Jung ve hatta ‘The Godfather’ filmlerine referanslar olduğunu söylüyorsunuz. Hikâyenizi hem çocukların hem de onlara kitap okuyan yetişkinlerin farklı düzeylerde okuyabilmesi için nasıl bir denge kurdunuz?
Romandaki yozlaşmış polis şefi Donald (Don) Corleone, ‘The Godfather’a yapılan bir göndermedir (ki ironik bir biçimde, başka bir ünlü yozlaşmış Donald’ı da çağrıştırır). Bu da ‘Böcek Çocuk’un çok katmanlı okur yaklaşımının bir parçası. Diğer romanlarım daha çok doğrudan çocuklara odaklanır ama bu kitapta ebeveynleri de işin içine katmak istedim. Çünkü çocuk edebiyatının yetişkinlere de keyif verebileceğini düşünüyorum. Bu tür kitaplar, genç olduğumuz ve dünyayı ilk kez keşfettiğimiz zamanların nasıl bir şey olduğunu hatırlamamızı sağlar. Hayatın farklı evreleri bazen birbirini anlamakta zorlanır ve bu gerçekten üzücü. Oysa çocuk edebiyatı kuşakların buluşabileceği bir ortak zemin olabilir. ‘Haritada Kaybolmak’ adlı romanımı yazmamın nedenlerinden biri de buydu. Bir anda yaşlanıp yaşlı olmanın nasıl bir şey olduğunu keşfeden iki çocuğun hikâyesini anlatan bir roman.
– Böcek Çocuk okurun zihninde hangi soruyu uyandırmalı? Gregor’un macerası sonunda çocukların en çok hangi duyguyla ayrılmasını arzu ediyorsunuz?
Okurun Gregor’un gelecekte yaşayacağı yeni maceraları merak etmesini isterim. Sonuçta o ve iki arkadaşı hâlâ çocuk, içinde hâlâ bolca ‘bug’ gücü var. Çocuk okurlarımın bu kitabı okurken iyi vakit geçirmesini ve bol bol gülmesini istiyorum. Kitabı kapattıklarında da ‘Gregor’un yerinde ben olsaydım ne yapardım?’ diye düşünmelerini umarım. Bir de ‘Böcek Çocuk’u okuduktan sonra hamamböceklerine biraz daha farklı gözle bakmalarını isterim. Çünkü gerçekten de olağanüstü canlılar. Romanda da söylendiği gibi “Hamamböceği, Blattaria ailesinin bir üyesidir […] Çok sert yaşam koşullarına uyum sağlayabilen bu canlılar yaklaşık 280 milyon yıl önce ortaya çıkmış ve o zamandan beri çok az değişiklik geçirmişlerdir…”