Orban’ın mafya devleti ya çökecek ya da güçlenecek
Macaristan için son şans: Orban’ın mafya devleti ya çökecek ya da güçlenecek
Bugün tablo önemli ölçüde değişmiş durumda. Devlet, medya ve ekonominin geniş kesimleri üzerindeki ezici kontrolünü korumasına rağmen rejim, yeni bir siyasi gücün yükselişini durduramadı. Yine Fidesz içinden gelen isim olan Peter Magyar’ın liderliğindeki Tisza Partisi, 2024 sonlarından bu yana bağımsız anketlerde Fidesz’in önüne geçti; son araştırmalar, oy kullanması muhtemel seçmenler arasında 23 puanlık bir fark olduğunu gösteriyor. 12 Nisan seçimleri yaklaşırken Magyar, 16 yılın ardından uzun süredir yenilmez görülen bir sistemin nihayet sona erebileceği umudunu yeniden canlandırdı.
Magyar’ın 2010’da iktidara dönüşünden bu yana Orban’a yöneltilen en ciddi meydan okuma olan kampanyası bir anda ortaya çıkmadı. Bu, rejimin dayandığı sütunların yavaş yavaş aşınması ve anlamlı siyasi rekabetten giderek kopan bir liderin rehaveti sayesinde mümkün oldu. Yıllar süren merkezi güç birikimi, AB’den gelen sürekli mali akış ve zayıf, yozlaşmış bir muhalefet rejim içinde sahte bir istikrar duygusu yarattı. Ancak yüzeyin altında hoşnutsuzluk birikiyor, yalnızca karizmatik bir lider tarafından harekete geçirilmeyi bekliyordu. Hem hayal kırıklığına uğramış muhalif seçmenlere hem de Fidesz’in kendi tabanının bazı kesimlerine hitap eden Magyar, tam da bu figür olarak ortaya çıktı.
Macaristan’ın geleceği pazar günkü seçimlerin sonucuna bağlı olacak. Eğer Magyar kazanır ve Orban sonuçları kabul ederse, yeni hükümet ülkeyi yeniden demokrasi yoluna sokabilir. Ancak rejim, kendi mafyavari işleyişini ve üyelerinin cezasızlığını mümkün kılan sistemi bırakmamak için zaferi garanti altına almak adına çok ileri gidebilir. Orban iktidarda kalırsa, muhaliflerinin bir daha böyle bir fırsat yakalamasını engellemek için gerekeni yapacaktır, bu da Macaristan’ı daha da derin bir otoriterleşmeye sürüklemek anlamına gelir.
MACAR “BABA”
Fidesz 2010’da nitelikli çoğunluğu kazandıktan sonra Orban, tepeden örgütlenen sistematik yolsuzluk ile mutlak gücü birleştiren bir mafya devletini titizlikle kurdu. Ertesi yıl anayasayı yeniden yazdı ve Anayasa Mahkemesi ile Savcılık gibi kilit kurumları sadık isimlerle doldurarak devlet üzerinde denetimsiz bir kontrol tesis etti. Aynı zamanda geniş bir bağımlılık ağı kurdu: uyumlu bürokratları iyi mevkilere getirerek ödüllendirdi, sadık oligarkları kamu ihaleleriyle zenginleştirdi ve en alt düzeyde yerel yöneticilerin ve kamu çalışanlarının geçimlerini rejime bağladı. Bu imkanları muhaliflerinden esirgedi ve içeride oluşabilecek sadakatsizliği, ayrıcalıklı statülerini geri alarak cezalandırmakla tehdit etti. Tıpkı kendi himayesine aldığı ailesinin kaderini belirleyen bir mafya babası gibi, Orban da neredeyse tüm Macar toplumunun kendisine haraç vermek zorunda kaldığı kendi siyasi “ailesinin” tepesinde duruyor.
Orban’ın mafya devleti hatırı sayılır, ancak ezici olmayan bir toplumsal destek toplamayı başardı; seçim zaferlerini patronaj ağını genişleterek, devlet destekli bir propaganda makinesi kurarak ve seçim yasalarını Fidesz lehine yeniden şekillendirerek mühendislik yoluyla elde etti. Bu rejimin istikrarı üç sütuna dayanıyordu: dış finansal destekle sağlanan ekonomik büyüme, muhalefetin bastırılması, sisteme entegre edilmesi ve Orban’ın yenilemez olduğuna dair giderek yaygınlaşan inanç.
Orta Doğu’daki ya da Avrupa ve Orta Asya’daki doğal kaynak gelirleriyle ayakta duran otoriter sistemlerin aksine, Orban rejimi büyük ölçüde AB tarafından finanse edildi. Yıllık AB destekleri Macaristan’ın GSYH’sinin yaklaşık yüzde üçüne denk geliyordu ki bu oran, ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Marshall Planı kapsamında Avrupa’ya sağladığı yardım seviyesini bile aşıyordu. Rejim, Brüksel’den gelen fonları kamu ihaleleri aracılığıyla Orban’ın siyasi ağına aktardı; Financial Times’a göre bağlantılı şirketler 2010 ile 2025 arasında 30 milyar doların üzerinde ihale kazandı. Orban’ın çocukluk arkadaşı Lőrinc Mészáros bu süreç sayesinde mütevazı bir girişimciden Macaristan’ın en zengin insanına dönüştü ve birçoklarının gözünde başbakan adına varlık tutan bir “emanetçi” olarak görülüyor. AB fonları ve 2013’ten 2020’deki COVID-19 pandemisine kadar süren küresel ekonomik büyüme, bu bağımlılık ağının kurulmasını ve sürdürülmesini mümkün kıldı.
Bunu izleyen açık yolsuzluk ve kamu hizmetlerindeki çöküş, Fidesz karşıtlarına güçlü bir muhalefet zemini sundu. Ancak rejim, muhalefeti susturmak ya da sisteme entegre etmek için çeşitli araçlar kullandı: partilere sızarak onları dönüştürmek, bazılarını para cezalarıyla tasfiye etmeye çalışmak ve seçimlerde muhalif oyları bölmek için sahte partiler kurmak. Protestolar gerçekleşti, ancak çoğu başladığı gibi hızla sönümlendi. Kamu memnuniyetsizliğinin siyasi güce dönüşebileceği kanalların yokluğu, sistemin kendi skandallarının ve başarısızlıklarının siyasi maliyetlerinden korunmasını sağladı.
Bu baskı, sistemin psikolojik profilini doğurdu: kaçınılmazlık miti. Her muhalefet yenilgisi, giderek daha fazla Macar için direnişin anlamsız olduğu hissini güçlendirdi. Macarlar giderek rejimle uzlaştı; ona meydan okumak yerine ona uyum sağlamayı tercih etti. Orban 2022 seçimleri öncesinde kendisini savaş yanlısı bir muhalefete karşı barışın garantörü olarak sundu, ancak bu söylemin etkisi aynı zamanda onun kalıcılığına dair algıya dayanıyordu. Sistem yenilmez göründükçe, birçok kişi Fidesz’in politikalarını rasyonelleştirdi ya da propagandasını kabullendi. 2022’de yapılan anketler, muhalif seçmenlerin neredeyse üçte birinin hükümetin temelsiz “muhalefet ülkeyi savaşa sokar” iddiasına inandığını gösteriyordu; aynı yıl yapılan LGBT karşıtı referandumda ise hükümetin pozisyonunu destekleyenlerin sayısı Fidesz’e oy verenlerden 300 bin daha fazlaydı.
MUHALEFET MEYDAN OKUDU
Fakat sistemin görünürdeki istikrarı Orban’ı yanıltmış görünüyor. 2022 seçimlerinden sonra dikkatini giderek küresel siyasete yönelen Orban, AB içinde sağcı Avrupa için Vatanseverler grubunun kurulmasına yardımcı oldu ve Ukrayna’nın işgali nedeniyle Rusya’ya uygulanan Batı yaptırımlarını yumuşatmaya çalıştı. Ancak bu uluslararası yönelim bir bedel getirdi. Orban, rejiminin içerdeki desteğinin çözülmeye başladığını fark etmekte yavaş kaldı.
Ekonomik temel Aralık 2022’de sarsılmaya başladı; AB, hukukun üstünlüğü ihlalleri iddiaları nedeniyle Macaristan’a ayrılan fonların yarısından fazlasını dondurdu. Aynı zamanda pandemiden sonra küresel toparlanmanın yavaş ilerlemesi ve hükümetin rekabet karşıtı politikaları ekonomiyi durgunluğa sürükledi, enflasyon çift haneli rakamlara ulaştı. Bu durum rejimin bağımlılık ağını zorladı: bütçe daraldıkça alt kademelerdeki aktörler kaynaklara erişimlerini kaybetti, Orban ise kaynakları yukarıya doğru yönlendirdi. 2025’te Lőrinc Mészáros’un serveti yaklaşık 1,5 milyar dolar artarken, Macaristan’ın GSYH’si bunun yarısından daha az büyüdü.
Ekonomik sıkıntılar yaygın toplumsal hoşnutsuzluğu körükledi. 2024 başında, hükümetle bağlantılı bir kişinin yüksek profilli bir çocuk istismarı davasında cumhurbaşkanlığı affı aldığı ortaya çıkınca kitlesel protestolar patlak verdi. Ancak bu gösteriler muhalefet tarafından yönetilmedi. Örneğin Budapeşte’de sosyal medya fenomenleri tarafından organize edilen bir protesto yaklaşık 150 bin kişiyi toplarken, muhalefetin kendi mitingi yalnızca 1.500 kişiyi mobilize edebildi. Rejime karşı muhalefet artıyordu, ancak halkın değişim talebi ile bunu sağlayacak siyasi araçlar arasında bir boşluk vardı.
İşte bu boşluğa Peter Magyar girdi. Daha önce devletin Öğrenci Kredileri Kurumu’nun başında bulunan ve Orban’ın etkinliklerinde sıkça görülen bir isim olan Magyar, çocuk istismarı skandalının ardından rejimle yollarını ayırdı ve Orban’ı, affın sorumluluğunu Cumhurbaşkanı Katalin Novak ve eski eşi olan Adalet Bakanı Judit Varga’ya haksız biçimde yüklemekle suçladı. Magyar’ın geçmişte Orban’la olan ilişkisi de ona güvenilirlik kazandırdı. Birçok Macar için bu kopuş, rejimin çözülmesinin hem bir işareti hem de tetikleyicisi olarak görüldü.
Magyar, itibarsızlaşmış ve etkisiz hale getirilmiş muhalefetle anlaşma yapmayı reddederek güvenilirliğini daha da artırdı. Eski ve yozlaşmış partilerle iş birliğini reddederek Orban karşıtı seçmenleri rejim değişikliği projesi etrafında birleştirmeyi başardı. Daha önce etkisiz olan Tisza’yı, Haziran 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde en güçlü muhalefet partisi haline getiren bir hareket yarattı. Ekim 2024’e gelindiğinde Tisza, anketlerde Fidesz’i geride bırakmıştı.
Magyar, Tisza’nın yükselişini kısmen yeni bir siyasi dil kurarak sağladı. Uzun süredir Fidesz’in tekeline aldığı Macar milliyetçiliğini daha kapsayıcı bir şekilde yeniden tanımladı. Orban, destekçilerini ülkenin kendisiyle özdeşleştirip eleştirmenleri dışlarken, Magyar ise Fidesz seçmenlerini de ortak bir siyasi topluluğun parçası olarak kabul ediyor. “İşleyen bir Macaristan” hedefini pragmatik biçimde öne çıkaran programı, bölücü ideolojik söylemlerden kaçınıyor. Rejime yönelik eleştirisini doğrudan sistemden faydalanan dar bir kesime yöneltiyor ve bu kesim için “hapishaneye giden bir yol” vaat ediyor. Siyasi sistemi “Orban klanı” tarafından yönetilen bir mafya devleti olarak tanımlıyor ve Macaristan’ı yeniden inşa etme görevini açıkça bir rejim değişikliği meselesi olarak sunuyor. Devlet destekli muhalefetin, seçmenler açısından görece düşük öneme sahip olduğu için yolsuzluğu geri planda tuttuğu bir ortamda, Magyar Macarların yetersiz sağlık sistemi, çöken kamu hizmetleri, bozulan altyapı gibi gündelik sorunlarını doğrudan sistematik yolsuzlukla ilişkilendirdi. Bu eleştiri, ideolojik ve partisel ayrımların ötesine geçerek geniş bir seçmen kitlesinde karşılık buldu.
Yıllarca süren başarısızlıkların ardından Magyar’ın siyaseti sağ-sol ekseninden çıkarıp ulus ile onu sömüren suç sistemi arasındaki mücadele olarak yeniden çerçevelemesi, Orban’a meydan okuyabilecek kadar geniş bir koalisyon yarattı. Son anketlerden birine göre Tisza seçmenlerinin yüzde 43’ü kendini liberal, yüzde 22’si solcu, yüzde 11’i sağcı olarak tanımlıyor.
Magyar’ın yükselişi, Orban’ın yenilmezlik mitini parçaladı. Haziran 2025’te ilk kez, yirmi yıl sonra anketler Macar seçmenlerin çoğunluğunun bir sonraki seçimde Fidesz’in kazanmasını beklemediğini gösterdi. Mart 2026’da ise nüfusun yüzde 47’si Tisza’nın kazanacağını öngörürken, yüzde 35’i Fidesz’in iktidarı koruyacağını düşünüyordu. Mevcut sisteme razı olmuş Macarlar değişim ihtimalini yeniden benimsemeye başladı.
ULUS MU, KLAN MI?
Magyar’ın Orban rejimine yönelik tarihi meydan okuması, eşi görülmemiş yoğunlukta bir seçim kampanyasına yol açtı. Mart ayında yalnızca bir hafta içinde; The Washington Post, Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto’nun AB içindeki üst düzey müzakereler hakkında düzenli olarak Rusya’yı bilgilendirdiğini yazdı; muhalif 444.hu, Rus istihbaratının seçim öncesinde korku yaratmak amacıyla “sahte bayrak” operasyonlarını gündeme getirdiğini aktardı; ayrıca Orban’ın ağındaki isimlerin varlıklarını Dubai’ye taşımaya başladığı iddia edildi ve eski polis kaptanı Bence Szabo, Macar istihbaratının Tisza’yı içeriden zayıflatmak için sızma girişiminde bulunduğunu öne sürdü. Bu gelişmeler, rejimin kendini korumak için kullanabileceği araçlar konusunda hiçbir ahlaki sınır tanımadığını bir kez daha ortaya koydu.
Teoride Orban, rejimi demokratik denetimden korumak için oluşturduğu pek çok hukuki mekanizmayı kullanabilir. Seçimlere günler kala oylamayı erteleyebilir. Seçimler yapılır ve Orban kaybederse, yabancı müdahale iddiasıyla sonuçları iptal edebilir; kampanyası da zaten bu söylemin zeminini hazırlıyor. Magyar göreve gelmeye yaklaşsa bile, Orban anayasal kuralları yeniden yazarak yürütme ve yasama süreçlerine veto mekanizmaları yerleştirebilir ve sadık bürokratlar ile oligarklar yeni hükümeti işlevsiz kılabilir.
Rejim için mesele yalnızca iktidarı kaybetmek değil, aynı zamanda olası yargılanma riskidir. Benzer sistemlerde liderler bu riskten kaçmak için ülkelerini terk etmek zorunda kalmıştır. Bu ihtimal Orban’ı zafer için her yolu denemeye itebilir.
Ancak rejimin Magyar’ın yükselişine geç tepki vermesi Orban’ın manevra alanını daraltıyor. Bu kadar geniş ve mobilize bir muhalefet karşısında açık otoriter adımlar kolayca ters tepebilir. Seçim ertelenir veya iptal edilirse güvenlik güçlerinin kitlesel protestoları bastırmayı reddetmesi muhtemeldir. Zor kullanma seçeneği sınırlı olan rejim, mali dağıtımlar ve korku propagandasına dayanıyor ancak bunların etkisi giderek azalıyor.
İÇERDE VE DIŞARDA REJİM DEĞİŞİMİ
Magyar’ın zaferi, devlet destekli suç ağının dağıtılması ve hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesi ihtimalini doğurur. Ancak Orban kazanırsa, bir daha böyle bir tehditle karşılaşmamak için sistemi kalıcı hale getirmeye çalışacaktır. Bu da ülkenin Batı ile bağlarının daha da koparılması ve Orban’ın “yabancı ajan” olarak tanımladığı bağımsız medya, araştırmacı gazeteciler ve sivil toplum kuruluşlarına yönelik baskının artırılması anlamına gelir.
12 Nisan’daki oylama, Macaristan’ın 16 yıl içinde demokrasi ile otokrasi arasında yapacağı en önemli tercih olabilir. Böyle bir fırsat bir daha gelmeyebilir.