Nükleer güç denkleme girdi, Orta Doğu’da stratejik kırılma
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan; Orta Doğu’da tırmanan bölgesel gerilimin ardından ortak bir savunma anlaşmasına imza atarken, yeni oluşumun bölgedeki güç dengelerine nasıl yansıyacağı merak konusu oldu. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde imzalanan anlaşmanın ayrıntıları henüz açıklanmazken, stratejik analizlerde üçlü savunma işbirliğinin yalnızca askeri ilişkileri derinleştirmekle kalmayacağı, Orta Doğu’dan Güney Asya’ya uzanan geniş bir coğrafyada güç dengelerini değiştirebilecek nitelikte olduğu vurgulanıyor. Üç ülkenin aktif asker sayısı toplandığında yaklaşık 1 milyon 388 bin kişilik bir kuvvet ortaya çıkarken, ekonomik büyüklük ise 3,2 trilyon dolar olarak telaffuz ediliyor. Anlaşmaya göre üç ülkeden birine yönelik saldırı, tümüne yapılmış sayılacak.
Üçlü yapının askeri kapasitesinde ise ülkelerin farklı alanlardaki imkanları öne çıkıyor. Türkiye savunma sanayi ve NATO tecrübesiyle, Suudi Arabistan mali gücü ve enerji kaynaklarıyla, Pakistan ise geniş askeri kapasitesi ve nükleer gücüyle dikkat çekiyor.
NÜKLEER CAYDIRICILIK
Türkiye, yaklaşık 1,6 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğü, gelişmiş savunma sanayi ve yaklaşık 481 bin aktif askeriyle üçlü yapının önemli askeri ve endüstriyel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Suudi Arabistan’ın 2025 yılı milli geliri ise yaklaşık 4,79 trilyon riyal, diğer bir ifadeyle yaklaşık 1,28 trilyon dolar düzeyinde bulunuyor. Riyad yönetimi yaklaşık 247 bin aktif personele sahip olmasının yanı sıra yüksek savunma bütçesi, enerji kaynakları ve mali kapasitesiyle üçlü yapı içinde önemli bir konumda yer alıyor. Pakistan ise yaklaşık 407 milyar dolarlık ekonomik büyüklüğüne karşılık sahip olduğu askeri kapasiteyle dikkat çekiyor. Yaklaşık 660 bin aktif askeri bulunan Pakistan ordusunun envanterinde 2 bin 500’ü aşkın ana muharebe tankı ve 400’den fazla savaş uçağı yer alıyor. Pakistan’ın ayrıca yaklaşık 170 nükleer savaş başlığına sahip olduğu tahmin ediliyor. Yapılan analizlerde, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan hattının kurumsallaşması durumunda Anadolu’dan Kızıldeniz’e, Basra Körfezi’nden Hint Okyanusu’na uzanan geniş bir coğrafyada yeni bir güvenlik işbirliği ekseninin ortaya çıkacağı değerlendiriliyor.
ORTAK SAVUNMA HÜKMÜ
Anlaşmanın en dikkat çekici unsurlarından biri, taraflardan birine yönelik saldırının üç ülkenin tamamına yapılmış sayılacak olması. Bu hüküm, NATO’nun 5’inci maddesindeki kolektif savunma anlayışına benzer bir güvenlik mekanizmasına işaret ediyor. Dolayısıyla Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında oluşturulacak yapının yalnızca savunma sanayii işbirliği ve operasyonel koordinasyonla sınırlı kalmayacağı, karşılıklı savunma taahhüdü de içereceği anlaşılıyor. Suudi Arabistan ile Pakistan arasında 2025’te imzalanan karşılıklı savunma anlaşmasında da taraflardan birine yönelik saldırının iki ülkeye yönelik saldırı sayılması dikkat çekmişti.
DENKLEMDE YENİ TABLO
Üçlü savunma işbirliğinin, İsrail’in bölgede giderek daha tehditkar ve yayılmacı olarak değerlendirilen askeri politikalarına karşı yeni bir caydırıcı güç merkezi oluşturabileceği vurgulanıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın askeri, ekonomik ve stratejik kapasitelerinin aynı güvenlik mekanizması altında birleşmesi halinde, Ortadoğu ve çevresindeki güç dengelerinin önemli ölçüde değişebileceği değerlendiriliyor. İsrail, teknolojik üstünlüğü, gelişmiş hava kuvvetleri, istihbarat kapasitesi ve ABD ile uzun yıllara dayanan askeri ilişkileri nedeniyle bölgenin en güçlü askeri aktörleri arasında bulunuyor. Ancak Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın sahip olduğu toplam kapasite, özellikle insan gücü, ekonomik büyüklük ve savunma harcamaları açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.
COĞRAFİ HAKİMİYET
İsrail denkleminde Pakistan’ın nükleer kapasitesi ise ayrı bir başlık oluşturuyor. SIPRI’nin 2025 yılı tahminlerine göre Pakistan yaklaşık 170, İsrail ise yaklaşık 90 nükleer savaş başlığına sahip. Bu rakamlara göre Pakistan’ın tahmini nükleer cephaneliği İsrail’in yaklaşık iki katına yaklaşıyor. Pakistan ayrıca uçaklar, kara konuşlu balistik ve seyir füzeleri ile denizden fırlatılan sistemleri kapsayan nükleer taşıma kapasitesini geliştirmeyi sürdürüyor. Üçlü oluşumun dikkat çekici yönlerinden biri de askeri kapasitenin farklı coğrafyalara yayılması. Türkiye Doğu Akdeniz, Karadeniz, Kafkasya ve Orta Doğu’nun kesişim noktasında bulunurken, Suudi Arabistan Kızıldeniz ve Basra Körfezi hattında, Pakistan ise Hint Okyanusu ve Güney Asya ekseninde stratejik konuma sahip bulunuyor.
Ankara’nın daha önce dile getirdiği geniş kapsamlı bölgesel güvenlik platformu hedefiyle birlikte değerlendirildiğinde Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan hattının ilerleyen dönemde başka ülkeleri de kapsayıp kapsamayacağı ayrı bir soru olarak ortaya çıkıyor.
HAREKET ALANIMIZ GENİŞLER
Stratejik analizlerde anlaşmanın Türkiye’nin bölgesel güvenlik mimarisindeki hareket alanını genişleteceğine vurgu yapılıyor. Jeostrateji Analisti Dr. Ahmet Uslu ise “Yeni üçlü yapının İran ve İsrail arasında yaşanan gerilim sonrasında ortaya çıkması da anlaşmanın zamanlamasını önemli hale getiriyor” diyor.
[email protected]
Kaynak: Web Özel