NATO zirvesi öncesinde Batı’nın Erdoğan’a bakışı
NATO zirvesi öncesinde Batı’nın Erdoğan’a bakışı
Almanya’daki ana akım medyanın ve iktidardaki merkez sağ-sosyal demokrat ittifakın Türkiye’yle olan ilişkilere bakışının çok iyi bir biçimde kaleme alınmış son analiz, ittifakın Ankara’da misafir edilecek Avrupalı başlıkta “zor ev sahibi” olarak tanımlanan Erdoğan için hiç de “zor misafir” olmayacaklarının bir belgesi adeta.
Şöyle başlıyor:
“Türkiye. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ülkesindeki demokrasiyi tasfiye ediyor. Ancak şu an dünya siyasetinde açısından onu görmezden gelmek mümkün değil. Batı, temmuz başında Ankara’da yapılacak NATO zirvesi öncesinde, bu farklı durumu nasıl idare edeceğini kendine sormak zorunda.“
Analizin içinde Erdoğan’a ilişkin başlıktakinden daha sert ifadeler de var. İç politikaya ilişkin bölümlerde “otokrasi“, “despotizm“ kavramları, Türkiye’yle ilgili daha önceki analizlerdeki yoğunluktaki kadar olmasa da, devreye sokuluyor. Erdoğan’ın 2023 seçimlerinden sonra popülaritesinin azaldığına ve hemen hemen tüm metropollerdeki seçimleri kaybettiğine dikkat çekildikten sonra “Cumhurbaşkanı, artık bir seçimi olağan yollarla kazanamayacağının fark etmiş olmalı. Muhtemelen bu yüzden de ülkeyi artan bir şiddetle yönetiyor“ deniliyor.
Bundan sonrasını aktaralım:
“Devlet başkanının Türkiye’yi bir otokrasiye dönüştürme sürecini ne kadar utanmazca yürüttüğü, en büyük muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) karşı tutumunda açıkça görülüyor. Geçen yıl, en popüler CHP’li siyasetçi olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu sözde yolsuzluk iddiasıyla tutuklattı. Ardından çok sayıda üst düzey CHP’li yetkiliyi de hapse attırdı. Mayıs ayında bir adım daha ileri gitti. Bir mahkeme, muhtemelen Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan gelen talimatla, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in görevden alınmasına karar verdi.“
Burada dergiyle görüşen Özel’in Batı’ya yönelik çağrılarına, Türkiye’de demokrasinin kesin olarak ortadan kaldırılmasına, bundan sonra artık serbest seçimlerin yapılamayacağına dair tespitlerine ve “Avrupalı dostlarımız, eşiklerinde bir otokrasi mi yoksa bir demokrasi mi istediklerine karar vermeli ve buna göre hareket etmeliler” uyarısına da yer veriliyor.
Ama bu kadar…
Analizin büyük bölümü girişte belirttiğimiz gibi Türkiye’nin vazgeçilmezliğine işaret ediyor.
Bunu yaparken tanıklığına başvurulan uzmanlardan biri, Almanya’nın eski Ankara büyükelçilerinden Martin Erdmann.
“Erdoğan’ın kendisini NATO ortağı olarak vazgeçilmez kıldığı“nı tespitini yapan Erdmann’la ilgili bölüm de şöyle:
“Başarının arkasında siyasi bir strateji yatıyor. Erdoğan artık başka devletlerin, Türkiye’deki insan hakları durumunu gerekçe göstererek silah satışını reddettiği bir ‘yalvaran‘ olmak istemiyor. Erdoğan’ın damadının sahibi olduğu Baykar gibi en önemli silah şirketlerinin birçoğu devletle iç içe geçmiş durumda ve devlet demek Erdoğan demektir. Savunmaya yoğun bir şekilde yatırım yapmak, Erdoğan’ın birçok Avrupa ülkesinden daha önce attığı önemli adımlardan biriydi. Diğeri ise ülkesini jeopolitik olarak ustaca konumlandırmasıydı. Martin Erdmann, hem NATO’yu hem de Türkiye’yi iyi tanıyor. Almanya‘nın NATO‘da temsilcisiydi ve ittifakın en üst düzey makamları arasında yer alan NATO Genel Sekreter Yardımcılığı‘nı beş yıl yürüttü. 2015-20 yılları arasında da Almanya’nın Ankara Büyükelçisiydi. Görev süresi boyunca Erdoğan’a yönelik darbe girişimini ve ardından gelen siyasi tasfiyeleri, Türkiye’nin başkanlık sistemine dönüşümünü ve Deniz Yücel ile Peter Steudtner gibi Alman vatandaşlarının tutuklanmasını yaşadı. Erdmann, Ankara’daki hükümeti övecek biri değil. Yine de şöyle diyor: ‘Erdoğan kendisini NATO ortağı olarak vazgeçilmez kıldı.‘ Emekli büyükelçi, Türk Cumhurbaşkanı’nı şu anda dünyada yaşanan çoklu krizlerin az sayıdaki kazananından biri olarak tanımlıyor. ‘Türkiye, Avrupa için istikrarsız bir bölgenin dayatmalarına karşı bir güvenlik duvarıdır.‘”
Analize göre Erdmann’ın değerlendirmesinin Brüksel ve Ankara’daki Batılı diplomat ve politikacılar da paylaşıyor. Türkiye’yle ilgili değerlendirmelerde sık sık duyulan iki kavrama işaret ediliyor.
PRAGMATİZM VE KOMPARTIMANLAŞTIRMA
Birincisi “pragmatizm“, diğeri de “kompartımanlaştırma“…
Türkiye’yle ilişkilerde geçmişte yaşanan güven kaybına rağmen bugün “pragmatik bir ilişkiye ihtiyaç olduğuna“ ve “bazı konuları görmezden gelip, belirli konulara odaklanma, yani ülkenin demokratikleşmesi hakkında daha az, güvenlik ve silah politikası hakkında daha fazla konuşmanın“ (yani konuları bir trenin kompartımanları gibi peş peşe sıralamanın) gerekliliğine işaret ediliyor.
Avrupalı bir üst düzey diplomat bu durumu şöyle özetliyor: “Türklerden Rusya’ya baskı yapmamıza yardım etmelerini istiyoruz. Türk silah sanayisinden de yararlanabiliriz.“
Artık Batı’nın Erdoğan‘a, onun Batı’ya ihtiyacından daha fazla ihtiyacı olduğuna işaret edilen analiz şöyle bitiyor:
“NATO kritik bir aşamadan geçiyor. Trump, ayrılmakla tehdit etti. Avrupalılar, Erdoğan’ı ABD başkanıyla bir köprü kurabilecek biri olarak görüyorlar. NATO zirvelerinden önce sürprizleri önlemek için birçok detay önceden görüşülür. Ancak Trump söz konusu olduğunda, pek çok şey onun o anki ruh haline bağlıdır ve ev sahibi burada etkili olabilir. Türkiye NATO zirvesine en son 22 yıl önce ev sahipliği yapmıştı. Yani Haziran 2004’te, George W. Bush’un Irak Savaşı’nın başlamasından yaklaşık bir yıl sonra. Bugün hala görevde olan tek NATO lideri ev sahibi Erdoğan.“
ABD’nin desteğini kesmesine rağmen Ukrayna son dönemlerde savaşta durumu kendi lehine çevirmeye başlar gibi oldu. Avrupa’daki NATO üyelerinin yardımlarıyla geliştirilen uzun menzilli silahlarla Rusya’ya ağır zarar vermeye başladı. Ukrayna ve Avrupa’daki müttefikleri anlaşılan üzerindeki baskıyı arttırarak Putin’i ödün vermek zorunda kalacağı barış görüşmelerine katılmaya zorlamak istiyorlar. Görülen o ki Türkiye’yi de aralarına alıp, Trump’ı bu stratejiye ikna etmeye çalışacaklar Ankara’da.
O yüzden Türkiye’deki “otokratik“, “despotik“ yönetim demokrasiyi tasfiye ediyormuş, çok da önemli değil. “Savaşı Ukrayna lehine bitirmek için ‘pragmatik‘ davranıp, güç birliği yapmak gerekiyor. Türkiye’de demokrasi, insan hakları, hukuk devleti‘ gibi konular trenin en sonundaki ‘kompartıman‘da. Onlara da sıra gelecek elbette, ama şimdi sırası değil!“ diye düşündükleri ortada…