Muhalefet için yeni bir ritim, birleşerek yürüyecek yeni bir yol

19 Mart’ın bugüne çağrısı: Muhalefet için yeni bir ritim, birleşerek yürüyecek yeni bir yol

***

Mevcut kurumsal (parlamenter) sistem içerisine sıkışmış etkisiz muhalefeti sınırlarının aşan bu hareket kazanmanın hangi yoldan olacağının da bir işaret fişeği oldu. Açık ki bir azınlık iktidarı olarak varlığını sürdürmeye çalışan AKP ve MHP, muhalefeti etkisizleştirme ve parçalama üzerine ikili bir siyaset izliyor. Böyle bir siyaset ABD-İsrail haydutluğu içinde Orta Doğu’da şekillendirilen yeni düzenle iç içe geçerek geliştiriliyor. Suriye’de HTŞ’nin iktidara taşınmasıyla Türkiye bölgede daha fazla etkinleştirildi. İran’a saldırılarla büyütülen ateş çemberi de Türkiye’yi adım adım içine çekiyor. İktidar bu gelişmeleri aynı zamanda bir iç cephe tahkimatı olarak da ifade ederek muhalefeti baskılama ve seçimlerin böyle bir ortam içinde yapılmasının da zemini haline getirmeye çalışıyor.

Böyle bir ortamda ve yüksek yargıdan MİT ve orduya kadar bütün baskı güçleri tekeline almış bir iktidara karşı mücadele elbette farklı muhalefet dinamiklerinin birlikteliğini zorunlu hale getiriyor.

19 Mart bu anlamda bugüne böyle bir birleşik, dayanışmacı ve sorumlu muhalefet hareketinin çağrısı olarak da değerlendirilmeli.

***

CHP kuşkusuz ki 19 Mart ve sonrasında, bugün mahkemelerde de devam eden bir direnme mücadelesi sürdürüyor. Bu elbette ki önemli olmakla birlikte, önümüzdeki dönemin sadece bu eksendeki bir mücadeleyle sınırlandırılmasının kazanmak için yetmeyeceği de açık olmalı.

Belli oranda bir zorunluluk olarak -ve iktidarın da baskısının sonucunda- mücadelenin giderek sadece bir kişinin Cumhurbaşkanı olması ya da bir partinin iktidara gelmesiyle sınırlanması, 19 Mart’ta harekete geçen geniş toplum kesimlerini ve farklı muhalefet dinamiklerini harekete geçirebilme kapasitesini zayıflatıyor.

Bugün hala bir biçimiyle içinde bulunduğumuz 19 Mart sonrası sürecini örgütlemek, muhalefete yeni bir ritim kazandırmak ve yeni bir yol açmak önümüzdeki en önemli görev olarak öne çıkıyor.

Böyle bir mücadeleyi öncelikle, tek adam rejimine karşı çoklu dinamikleri kapsayacak bir muhalefet hareketi içinde siyaseti halkın özne olduğu bir zeminde kurgulamak gerekiyor.

Bu şekilde toplumun da şimdi iktidarın süreç diyerek oyalamaları eşliğinde, her tür gerici kesimin gerçekleştirdiği ataklarla toplum sindirilmeye bir biçimde uyuşturularak, adeta tüm muhalefet güçleri en baştan yenilgiye kabullenmeye doğru zorluyor.

Bunun karşısında toplumun çok geniş kesimlerinin mücadeleleri de hız kesmeden sürüyor. Emeklilerden işçilere, 8 Mart’ta sokakları dolduran kadınlardan üniversite kapılarında direnmeye devam eden gençlere kadar birçok mevzide mücadele sürüyor. Ancak bu mücadeleler halen parçalı ve kendi lokal sınırları içindeki hak mücadelelerini sürdürmeye çalışıyor. Böyle yaygın devrimci direniş dinamiklerinin, toplumsal mücadele örgüt ve inisiyatiflerinin hayatlarımızı, özgürlüklerimizi, geleceğimizi birlikte savunacağımız ortalıklar içinde yan yana gelmesinin yollarını arayarak bir yol açabiliriz.

19 Mart’ta sokakları dolduran milyonların, barikatları aşa aşa yürüyen gençlerin çağrısı da bu… Etrafımızı kuşatan kötülüklere, sınır tanımaz bir haydutlukla ateş, barut ve kanla örülmüş yıkımlara karşı duracaksak, laikliği savunmanın dahi suç sayıldığı bir ülkeyi değiştireceksek ve kaderimizi tek kişinin elinden alabileceksek bunun başka bir yolu yok…

Tekel’lerden Gezi’lerden geçilerek, sokaklardan kampüslerden yürünerek, 19 Mart’ta meydanlarda birleşerek büyüyen muhalefet güçleri bunun başaracağımız en büyük göstergesi ve umut kaynağımız olmaya devam ediyor.

***

AYŞEGÜL KARS KAYNAR YAZDI: LAWFARE ÖRNEĞİ OLARAK 19 MART-I: TAKTİKLER, STRATEJİLER VE SİYASİ ETKİLERİ

Bir yargılamanın temelini oluşturan gerçeği ortaya çıkarma hedefi, zaman zaman yasallığı da peşine takarak, silinip gitmiş; geriye salt yargı bürokrasisi kalmıştır. Zira bu davalar Nazi lideri Joseph Goebbels’in sözü olan “bu adam gitmeli” tespitiyle başlar; kişiden suça, suçtan iddianameye hareket eder.

***

GÖKHAN BULUT YAZDI: LAİKLİĞİ SAVUNMAK DA SINIFSALDIR

Laiklik, emekçiler için sadece bir üst yapı kurumu değil, emeğin özgürleşmesi, sınıf bilincinin dinsel sislerden arınması, sömürünün ortadan kaldırılması ve doğrudan kendi kaderini tayin etme mücadelesinin ön koşuludur. Laikliği savunmak, emeği savunmaktır.

Laikliği savunmak da sınıfsaldır

***

HATIRLATMALAR

16 MART KATLİAMININ YILDÖNÜMÜNDE “FİLMLER” VE GERÇEKLER!

16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi önünde faşistler tarafından atılan bir bomba ile 7 öğrenci yaşamını yitirdi, 100’den fazla öğrenci ise yaralandı. Ülkücü Ali Yurtaslan, öğrencilerin üstüne atılan bombayı bugünlerde propaganda filmi çekilen Abdullah Çatlı’nın temin ettiğini öne sürmüştü.

Hatırlatmalar: 16 Mart katliamının yıldönümünde “filmler” ve gerçekler! BirGün'e Omuz Ver BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu