Mekke Paktı tartışılıyor! Türkiye artık güvenlik merkezi
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın 7 Ağustos’ta Mekke’de imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Ortadoğu ile Güney Asya arasındaki güvenlik dengelerini yeniden tartışmaya açtı. Anlaşmaya göre taraflardan birine yönelik silahlı saldırı, üç ülkeye yönelik saldırı olarak değerlendirilecek. Riyad, Ankara ve İslamabad anlaşmanın belirli bir ülkeyi hedef almadığını ve savunma amaçlı olduğunu özellikle vurguluyor. Ancak Hindistan açısından mesele yalnızca metnin ne söylediği değil, Türkiye ve Pakistan arasındaki mevcut stratejik ilişkilerin Suudi Arabistan’ın askeri ve ekonomik ağırlığıyla birleşmesi. Asya’daki jeopolitik dengeler üzerine dosyalar yayımlayan “The Diplomat”, anlaşmanın Hindistan’a karşı hazırlanmadığını, fakat Hindistan-Pakistan ilişkilerinin yürüdüğü stratejik ortamı değiştirdiğini belirtiyor.
Ankara, 1950’lerde Pakistan’la aynı Batı merkezli güvenlik mimarisinin içinde yer almşıtı.
“MÜSLÜMAN NATO’SU” MU?
Anlaşmanın imzalanmasından hemen sonra uluslararası medyada “İslami NATO” veya “Müslüman NATO’su” benzetmeleri yapılmaya başladı. Ancak bu tanım gerçeği yansıtmıyor. Anlaşmaya ilişkin değerlendirmelere göre metin ortak savunma konusunda güçlü bir siyasi mesaj taşısa da tarafların hangi durumda hangi askeri güçleri devreye sokacağına ilişkin NATO’daki kadar ayrıntılı ve otomatik işleyen mekanizmalar bulunmuyor. Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar da anlaşmanın “tamamen savunma amaçlı” olduğunu ve belirli bir ülkeyi hedef almadığını açıkladı. Atlantik Konseyi’ne göre Mekke anlaşması, Ortadoğu ile Güney Asya’nın birbirinden ayrı güvenlik alanları olmaktan çıkıp giderek daha fazla birbirine bağlandığının işareti. Suudi Arabistan ekonomik gücünü ve Körfez’deki konumunu, Pakistan askeri kapasitesini ve nükleer caydırıcılığını, Türkiye ise gelişmiş savunma sanayisini, askeri tecrübesini ve NATO üyeliğinden kaynaklanan stratejik ağırlığını masaya koyuyor.
HİNDİSTAN NEDEN RAHATSIZ?
Yeni Delhi’nin kaygısının merkezinde ise Pakistan bulunuyor. Hindistan Dışişleri Bakanlığı, Mekke anlaşmasının ulusal güvenlik ve bölgesel istikrar üzerindeki sonuçlarını incelediğini açıkladı. Hindistan’ın açıklaması doğrudan bir tepki içermese de Yeni Delhi’nin gelişmeyi yakından izlediğini ortaya koyuyor. Times of India, Hindistan hükümetinin anlaşmanın Pakistan’la mevcut güvenlik rekabetine etkisini özellikle değerlendirdiğini aktardı.
KEŞMİR MASAYA GELİR Mİ?
Hindistan açısından kritik nokta, Pakistan’ın artık yalnızca kendi askeri kapasitesine dayanan bir güvenlik aktörü olmaktan çıkıp Suudi Arabistan ve Türkiye ile bağlantılı daha geniş bir güvenlik ağının parçası haline gelmesi ihtimali. Fransız yayın organı Le Monde da Hindistan’ın temel endişesinin anlaşmanın Pakistan’a askeri teknoloji, finansman ve diplomatik destek açısından yeni imkanlar yaratabilmesi olduğunu yazıyor. Gazeteye göre bu durum, özellikle Keşmir meselesinin yeniden askeri gerilim üretmesi halinde Yeni Delhi’nin hesaplarını değiştirebilir.
KÖRFEZ’E UZANAN HAT
Türkiye açısından anlaşmanın belki de en önemli sonucu, Ankara’nın Pakistan’la uzun süredir geliştirdiği savunma ilişkisini Körfez’e bağlaması. Türkiye ile Pakistan arasındaki askeri ilişkilerin tarihi eskiye uzanıyor. İki ülke 1954’te Karşılıklı İşbirliği Paktı imzalamış, Pakistan daha sonra Türkiye ve İran’la birlikte Bağdat Paktı’nın kuruluş sürecine katılmıştı. Bu nedenle bugünkü üçlü güvenlik yapılanmasının arkasında tamamen yeni bir diplomatik ilişki değil, yaklaşık 70 yıllık bir stratejik yakınlaşma bulunuyor.
BAĞDAT’TAN MEKKE’YE
Burada Türkiye açısından son derece ilginç bir tarihsel paralellik ortaya çıkıyor. 1955’te kurulan Bağdat Paktı, daha sonra CENTO’ya dönüşerek Türkiye, Pakistan, İran ve Batılı güçleri Sovyetler Birliği’ni çevreleyen bir güvenlik kuşağında buluşturmuştu. Örgütün merkezi 1958’den itibaren Ankara’ya taşınmış ve CENTO 1979’a kadar varlığını sürdürmüştü. Pakistan da o dönemde Türkiye ile aynı güvenlik sisteminin parçasıydı.
Mısır, Ürdün ve bazı Körfez ülkelerinin ileride bu yapıyla nasıl ilişki kuracağı tartışılıyor.
ANKARA’NIN FARKI
Ancak bugün Türkiye’nin konumu 1950’lerin Türkiye’sinden önemli ölçüde farklı. Ankara artık yalnızca Batı ittifak sisteminin bölgedeki ileri karakolu değil; kendi savunma sanayisini geliştirmiş, Körfez ülkeleriyle ekonomik ve askeri ilişkiler kurmuş, Pakistan’la ortak savunma projeleri yürütmüş ve NATO üyeliğini korurken farklı güç merkezleriyle de ilişki geliştiren bir aktör olarak değerlendiriliyor. Chatham House daha Ocak ayında Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan eksenine ilişkin değerlendirmesinde Ankara’nın yaklaşımını “hedging”, yani farklı güç merkezleri arasında manevra alanını koruma stratejisi olarak yorumlamıştı. İttifakın Ankara’nın aynı anda birden fazla stratejik ortaklık geliştirme kapasitesini artırabileceği belirtiliyor.
[email protected]
Kaynak: Web Özel