Mavi Vatan’da alarm zilleri! Türkiye’yi Akdeniz’de çevreleme stratejisi

Güney Kıbrıs’taki Birleşik Krallık Egemen Üs Bölgesi’nde (SBA) bulunan RAF Akrotiri Üssü’ne düzenlenen saldırının ardından ada çevresinde Yunanistan, Birleşik Krallık ve Fransız askeri hareketliliği zirveye çıktı. İngiltere Savunma Bakanlığı, 2 Mart’ta Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ndeki (GKRY) İngiliz üssü Akrotiri’yi vuran dronun İran’dan kalkmadığını açıklarken, Almanya’nın da GKRY’ye destek gönderme kararı alması ihtimali, Doğu Akdeniz’de yeni bir güvenlik mimarisinin inşa edildiğini düşündüren bir gelişme olarak değerlendirildi. İran’ın Kıbrıs adasında İngiliz üssünü hedef almasını “ABD/İsrail-İran çatışmasının Avrupa coğrafyasına fiziken sıçradığı kritik bir eşik olarak” niteleyen Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Altuğ Günal, Haber Global Web Özel’e Türkiye’nin Akdeniz’deki güvenliği ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.


Yunan-Kıbrıs Birleşik Savunma Doktrini fiilen devreye sokuldu.

ORTAK MÜDAHALE GÜCÜ

Akrotiri saldırısının bir diğer sonucunun, Atina ile Lefkoşa arasında uzun süredir var olan “Yunan-Kıbrıs Birleşik Savunma Doktrini’nin fiilen devreye sokulması” olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Günal, “İsrail, GKRY’ye hava savunma sistemleri yerleştirmiş durumda. İsrail, Yunanistan ve GKRY’nin dahil olacağı yaklaşık 2.500 askerden oluşan bir ‘ortak müdahale gücü’ kararı alındı” bilgisini verdi.

GEÇİCİ Mİ, KALICI MI?

Akdeniz’deki bu gelişmelerin Türkiye ve KKTC’nin güvenliğiyle ilgili nasıl sonuçlar doğuracağını değerlendiren Doç. Dr. Günal şunları söyledi: “Ankara’nın bu duruma yönelik stratejisi iki temel eksende şekillenmelidir: aşırı tepkiden kaçınmak, ancak sessiz de kalmamak. Hemen devreye sokulacak sert askeri karşı hamleler, Yunanistan ve GKRY’nin ‘Türkiye tehdidi’ anlatısını güçlendirme riski taşımaktadır. Kritik soru şudur: Bu konuşlanma geçici bir kriz tedbiri midir, yoksa ‘yeni normal’in habercisi midir? Türkiye’nin stratejisi bu ayrım üzerine inşa edilmelidir. Ankara; Londra, Paris, Atina, AB ve NATO nezdinde bu konuşlanmaların amacı, süresi ve hukuki çerçevesi konusunda net şeffaflık talep etmeli; özellikle bunun Türkiye’ye karşı kullanılmayacağı ve kalıcılaşmayacağı vurgusunu diplomatik kayda geçirmelidir. Yunanistan Savunma Bakanı’nın gelişmeleri açıkça ‘Türk askerinin adadan çekilmesi için iyi bir fırsat’ olarak değerlendirmesi, bana göre meselenin basit ve geçici bir askeri destekten ibaret olmadığını ve iyi izlenmesi gerektiğini net şekilde göstermektedir.”

CAYDIRICILIK VE DİYALOG

Yunanistan ve GKRY’nin İran saldırısı sonrası hızla savunma önlemleri almasının, kendi güvenlik algıları açısından anlaşılır olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Günal şu uyarılarda bulundu: “Asıl sorun, bu tür önlemlerin karşılıklı olarak birbirini besleyen bir güvenlik ikilemine dönüşme riskidir. Güvensizlik ortamında birinin güvenlik için aldığı önlemler diğeri tarafından kendisine yönelik bir tehdit/hamle olarak görülebilir. Oysa bölgede kalıcı istikrar, askeri yığınağın artmasıyla değil, tarafların birbirinin meşru kaygılarını tanıdığı, diyalog kanallarını açık tuttuğu bir ortamda mümkün. Bu açıdan Türkiye’nin tepki verirken hem savunmacı tedbirler alması hem de diplomatik girişimleri sürdürmesi, kısacası ‘caydırıcılık+ diyalog’ dengesini kurması önemlidir.”

ERKEN UYARI SİSTEMLERİ

Doç. Dr. Günal, “Türkiye de, söz konusu devletlerin yaptığı gibi, Kıbrıs’ın güvenliği ve savunmasına yönelik meşru gerekçelerle bölgede kendi askeri varlığını ve yeteneklerini artırmayı değerlendirmelidir. Bu çerçevede Antalya-Mersin-Hatay hattında erken ihbar sistemleri, anti-drone kapasiteleri, hava sahası gözetlemesi ve deniz gözetleme faaliyetlerinin güçlendirilmesi, savunmacı ve meşru adımlar olacaktır” dedi.

KAZA RİSKLERİ

Doğu Akdeniz’deki bu yoğun konuşlanma ve çok sayıda aktörün dar bir alanda bir araya gelmesinin bazı riskler taşıdığını belirten Doç. Dr. Günal şu uyarıları yaptı:

“Doğu Akdeniz’deki bu yoğun konuşlanma ve çok sayıda aktörün unsurlarının dar bir alanda bir araya gelmesi; yanlış hesaplama, kaza veya istenmeyen bir temas riskini ciddi biçimde yükseltmektedir. Her ne kadar bu gelişmeler doğrudan bir saldırı anlamına gelmese de, ada etrafındaki hava ve deniz trafiğinin yanı sıra radar ve istihbarat gözetleme (ISR) kapasitesini artırarak Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hareket alanının daha yakından ve kolay izlenmesine yol açacağı açıktır.”

Mavi Vatan'da alarm zilleri! Türkiye'yi Akdeniz'de çevreleme stratejisi - Resim : 2
“Türkiye askeri yığınakla ilgili şeffaflık talep etmeli.”

UZUN SOLUKLU OLMAZ

“GKRY, NATO üyesi değildir; ancak Akrotiri ‘Egemen Üs’ niteliğindedir. Bu üslere yönelik bir saldırı, doğrudan bir müttefik toprağına saldırı sayılır ve 5. maddeyi tetikleme potansiyeli taşır. Her ne kadar İran Devrim Muhafızları’nın füze gücü komutan yardımcısı General Cabbari, ‘Kıbrıs’a o kadar çok füze fırlatacağız ki Amerikalılar oradan da kaçacak’ demiş olsa da; Türkiye üzerinde vurulan SİHA’nın GKRY’yi hedef almış olabileceği değerlendirilse de, İran’ın Kıbrıs’a saldırılarının uzun soluklu olacağını düşünmüyorum. Ancak böyle bir durum gerçekleşirse, Yunanistan’ın NATO Entegre Hava ve Füze Savunma Sistemi (NATINAMDS) devreye sokmak için başvurması ve adaya Patriot sistemlerinin konuşlandırılmasını talep etmesi mümkün olabilir. Bu durumun da dikkatli izlenmesi gerekir.”

[email protected]

Kaynak: Web Özel

Başa dön tuşu