Masada ne vardı, şimdi ne olacak? 70 kişiyle köklü çözüm arayışı
Pakistan’ın başkenti İslamabad’da gerçekleştirilen ve 1979 İran Devrimi’nden bu yana en üst düzey doğrudan temas olarak kayda geçen ABD-İran görüşmeleri, İran’ın temsil tarzı ve müzakere stratejisi bakımından dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. Uluslararası medyada, Tahran’ın geniş kapsamlı bir heyetle masaya oturduğu, görüşmelerde ise yalnızca nükleer anlaşmazlık konuları değil, İran-ABD arasındaki bütün sorunlara yönelik köklü bir anlaşma taslağı ortaya konduğu belirtildi. Yapılan ilk görüşmeden olumlu sonuç çıkmasa da; İran yakın zamanda başka bir görüşme planlanmadığını duyursa da, 1979’dan bu yana ilk kez masaya oturan iki ülkenin kırmızı çizgilerinin ne olduğunun net bir şekilde anlaşıldığı belirtiliyor. Görüşmelerde sonuç çıkmamasının temel sebebi olarak İran’ın nükleer programı gösterilirken Haber Global Web Özel’e bilgi veren nükleer uzmanı Adil Buyan, iki ülkenin bu konuya yaklaşımını değerlendirdi.
İslamabad’daki görüşmeler, sembolik açıdan tarihi bir eşik.
70 KİŞİLİK UZMAN EKİP
Hem Pakistan hem de İran yayın organlarına aktarılan bilgilere göre İran tarafı görüşmelere klasik diplomatik kadroların ötesine geçen, yaklaşık 70 kişilik geniş bir uzman ekiple katıldı. Heyetin başında İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf bulunurken, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de doğrudan müzakere masasındaydı. Bunun yanı sıra Ulusal Güvenlik Konseyi temsilcileri, nükleer program uzmanları, askeri-stratejik danışmanlar ve bölgesel dosyalardan sorumlu diplomatlar da heyete dahil edildi. Bu yapının, İran’ın görüşmeleri yalnızca diplomatik değil, güvenlik, enerji ve askeri boyutlarıyla birlikte ele aldığını ortaya koyduğu belirtiliyor.
NÜKLEERİN ÖTESİNDE
Aktarılanlara göre İran’ın temsil tarzı, merkezi karar alma mekanizmasını yansıtan “çok başlı ama koordineli” bir model olarak öne çıktı. Heyetin içinde özellikle güvenlik bürokrasisine yakın isimlerin bulunması, Tahran’ın sahadaki askeri ve jeopolitik gerçeklikleri doğrudan masaya taşıma niyetini gösterdi. Bu durum, görüşmelerin klasik nükleer müzakere çerçevesinin ötesine geçtiğini de ortaya koydu.
ÜÇ TEMEL YAKLAŞIM
Müzakerelerde İran’ın temel yaklaşımını üç ana eksende şekillendirdiği belirtilirken, ilk olarak Tahran, nükleer programının tamamen ortadan kaldırılmasını değil, uluslararası denetim altında sürdürülebilir bir çerçevede devamı savunuldu. İranlı yetkililer, nükleer faaliyetlerin “barışçıl amaçlı” olduğunu vurgulayarak uranyum zenginleştirme hakkının korunmasını kırmızı çizgi olarak masaya koydu. Bu yaklaşım, daha önceki nükleer anlaşma süreçlerinde de dile getirilen “zenginleştirme hakkından vazgeçmeme” politikasının devamı niteliğindeydi. Öte yandan ikinci olarak İran, yaptırımların kaldırılmasını müzakerelerin ön koşulu haline getirdi. Üçüncü olarak ise Lübnan’daki çatışmaların durdurulması talep edildi.
ŞEFFAFLIK GARANTİSİ
Pakistan medyasına yansıyanlara göre İran heyeti görüşmeler boyunca ABD’ye çeşitli nükleer tekliflerde bulundu. Bu teklifler arasında uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin belirli seviyelerde sınırlandırılması, uluslararası denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi ve nükleer tesislerin şeffaflığının artırılması yer aldı. Ancak İran, programın tamamen durdurulması ya da nükleer kapasiteden vazgeçilmesi yönündeki talepleri kesin biçimde reddetti.
ZENGİNLEŞTİRMEYE İZİN YOK
Buna karşılık ABD tarafı, İran’dan nükleer silah geliştirmeme konusunda açık ve bağlayıcı bir taahhüt isterken, görüşmelerin çözümsüz kalmasının esas nedeni ise yine uranyum zenginleştirme çalışmaları oldu. Nükleer enerji uzmanı Adil Buyan’a göre ise bu konudaki krizin temelinde ABD’nin Müslüman ülkelerin uranyum zenginleştirmesine yönelik kesin tavrı yer alıyor.
“MÜSLÜMANLAR ÜRETMESİN” TAVRI
Bu kararın yaklaşık 50 yıl önce alındığını belirten Buyan şu bilgileri verdi: “Özellikle bazı Müslüman ülkelerin nükleer teknolojiye erişiminin sınırlandırılması yönünde politikalar geliştirildi. Bu çerçevede bir dönem nükleer santral kurma faaliyetlerine izin verildi, ancak daha sonra uranyum zenginleştirme faaliyetleri yasaklandı. İran’daki nükleer altyapının gelişiminde farklı ülkeler rol oynadı. Bazı bilim insanları yurt dışında yetişti, nükleer santral projelerinde farklı ülkelerden teknik destek alındı. Daha sonra ise bu alandaki bazı teknoloji transferleri sınırlandırıldı.”
Tahran bu süreci uzun vadeli bir güç mücadelesinin parçası olarak görüyor.
PAKİSTAN DIŞINDA KALDI
İran’ın daha sonra bu alanda Rusya’dan destek aldığını belirten Buyan şu ifadeleri kullandı: “Özellikle Rusya ile yapılan iş birlikleri sayesinde bazı projelerin tamamlandığı da belirtilmektedir. Aynı süreçte uranyum zenginleştirme tesisleri kuruldu. Bazı nükleer teknolojiler belirli ülkelere serbest bırakılırken, özellikle zenginleştirme kapasitesi birçok ülke için yasaklı veya sınırlı tutuldu. Pakistan örneğinde ise, belirli dönemlerde farklı bölgesel gelişmeler nedeniyle nükleer programına daha esnek yaklaşıldığı, Afganistan sürecinin bu dengelerde etkili olduğu ileri sürülmektedir.”
[email protected]
Kaynak: Web Özel