Madımak anlatıları
Madımak anlatıları
Kaymakamlık, Mülkiye Müfettişliği, Bakanlık Genel Sekreterliği, Valilik ve Danıştay Üyeliği gibi görevlerden sonra emekliye ayrılan Muzaffer Dilek’in, Madımak’a dair yazdıkları ‘Mülkiye Müfettişinin Gözünden Sivas Kalkışması’ başlığı altında yer alıyor ve yazılma gerekçesi oldukça çarpıcı: ‘Bana göre Cumhuriyet tarihinin en vahim ve en canavarca hislerle gerçekleştirilmiş olayını, birinci elden incelemiş bir bürokrat olarak görüş ve değerlendirmelerimi yapmadan öteki dünyaya gitmek istemedim. Bu trajik olayla ilgili vakıf olduğum şeyler benimle kalsın istemedim.’
Kitapta soruşturma sürecinde tanıklık edilen tuhaflıklara dair detaylar oldukça dikkat çekici. Mesela Sivas Valiliği’nden istenen bilgi ve belgelere yanıt olarak gelen yanıtta, mevzuat gereği her gün saat 11.00’de yapılması zorunlu olan Asayiş Saati toplantı tutanağının yer almamış ve neden gönderilmediğine dair bilgi verilmemiş olması gibi. Ya da Tugay Komutanı’na iletilen soruların yazılı yanıtlarının aynı gün iletilmesi için mutabık kaldıkları halde, komutanın yazılı yanıt göndermek yerine, bir ulakla selam göndermekle yetinmesi gibi. Daha başka örnekler de var.
***
Kitaptaki bilgilere göre Vali Ahmet Karabilgin’in İçişleri Bakanlığı’ndan yardım talebi karşılanmamış, 5. Er Eğitim Tugay Komutanlığı’ndan önce telefonla, sonra yazıyla askeri yardım talebi ise sözde bazı yasal gerekçelerin arkasına sığınılarak zamanında ve yeterli destek sağlanmamıştır. Müfettişin ifadesiyle valiliğin talebine karşı vaziyet idare edilmeye çalışılmış, beş saatlik zaman içinde toplam 80-90 asker gönderilmiştir. Müfettiş Dilek, kentte olaylara ilişkin yaygın söylentiler varken, Komando Bölük Komutanlığı’nın, PKK operasyonuna gönderilmesinin de bir sorun olduğunu ve bu sorunların kolektif bir sorumluluğa işaret ettiğini belirtir. Müfettişin ifadesiyle ‘sanki görünmez bir el asayiş ve genel güvenlikten sorumlu olup Ankara’da ve Sivas’ta görev yapan tüm kamu otoritelerini karar alıp uygulayamaz hale sokmuştur.’
Anlatılarda Aziz Nesin’in kurtarılma öyküsüne dair notlar da çok çarpıcı. Buna göre Sivas 5. Er Eğitim Tugay Komutanı Ahmet Yücetürk, Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş’in kendisini telefonla arayarak ‘dünyaya rezil olacağız, ne pahasına olursa olsun Aziz Nesin’i kurtarın’ dediğini aktarmış. Aziz Nesin’in Ankara’ya gönderilme öyküsü ise Vali’nin ifadesine göre ‘sadece dört kişinin bildiği bir sır’ olarak kalmış.
Anlatılarda sürecin devamına ilişkin notlar da ilginç. Teftiş heyeti incelemesini bitirip Ankara’ya dönünce, 7 Temmuz günü Soruşturma Ön Görüş Raporu’nu sunmak üzere, İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu’nu ziyaret edip inceleme süreci ve rapordaki temel vurguları anlatırken, Bakan Gazioğlu, ‘daha çok dinliyormuş gibi yapıp aslında anlatılanlarla pek de ilgilenmemiş.’
***
Bütün bu detaylar gibi inceleme-soruşturma sürecinin sonuçlarına ilişkin tespitler de ilgi çekici. Müfettişin ifadesiyle ‘vahim sonuçlarıyla Sivas olaylarının sorumluluğu Vali ve Emniyet Müdürü’nün üzerinde kaldı, ancak onlar da yargısal aşamanın ilk evrelerinde Danıştay kararı ile suçsuz bulundular. Sorumlulukları olan diğer güvenlik bürokratları hakkında yasal soruşturma açılması gerektiği halde bu konu muhtemelen geçiştirildi. Başbağlar olayını yapanlar ve Sivas olaylarını hazırlayanlar asla tespit edilip yargılanmadı’. Bu yüzden ‘Sivas olaylarının da sırrı hâlâ çözülebilmiş değildir’.
Muzaffer Dilek kitabında Madımak’la ilgili bu bölümü şöyle bitirir: “Her şeyin üstü örtülmüş, görünürdeki suçlular için muhtelif cezalar verilmişse de gerçek failler asla bulunamamıştır. Yara kanamaya devam ediyor.”
Madımak kıyımını, doğrudan yetkili-görevli bir müfettişin anlatılarında bile bu netlikte okuduğumuza göre Türkiye, bu kıyımla gerçek anlamda ne zaman yüzleşecek?