LGBTİ+ Hakları Sempozyumu’nun ikinci gününde sağlık hakkı ve sansür tartışıldı

LGBTİ+ Hakları Sempozyumu’nun ikinci gününde sağlık hakkı ve sansür tartışıldı

“TIBBA YÜKLENEN ANLAMI GÖZDEN GEÇİRMEK GEREK”

“Heteroseksist Tıp” başlıklı sunumuyla konuşan Selçuk Candansayar, tıbba yüklenen anlam ve değerin yeniden tartışılması gerektiğini söyledi. Candansayar, cinsel kimliklerini istedikleri gibi yaşamak isteyen insanların tıpla ilişkisinin nasıl kurulduğuna bakılması gerektiğini belirtti.
Candansayar, tıbbın tarihsel olarak cinselliği yönetilmesi gereken bir alan olarak gördüğünü ifade etti. 19. yüzyıla kadar doktorların cinsellikle ilgilenmediğini belirten Candansayar, bu yüzyıldan sonra tıbbın cinselliği “kucağında bir dert” olarak gördüğünü ve heteroseksizmi benimsediğini söyledi.

Candansayar, tıbbın cinselliğe uzun süre heteroseksüel bir bakışla yaklaştığını, özgürlük hareketlerinin ardından hazzın da tıbbın konusu haline geldiğini söyledi. Ancak 1980’lerde neoliberal politikalarla birlikte hazzın metalaştığını belirten Candansayar, bu kez de kimin daha çok haz alacağını tıbbın belirler hale geldiğini ifade etti.

“KADINI YALNIZCA ANNELİKLE EŞLEŞTİREN GÖRÜŞ YÜKSELİYOR”

Candansayar, nüfusun yaşlandığı, kadınların eve dönmesi ve annelik yapması gerektiği yönündeki söylemlerin eşcinsellere ve translara yönelik zulümle birlikte düşünülmesi gerektiğini söyledi.
Kadını eve kapatan, kadın cinsiyetini yalnızca annelikle eşleştiren ve dolayısıyla “anne olamayacak” kişinin kadın da olamayacağını ima eden bir görüşün yükseldiğini belirten Candansayar, heteroseksüellik dışındaki tüm cinsel çeşitliliklerin mevcut sisteme dönük bir itiraz anlamı taşıdığını ifade etti.
Candansayar, yalnızca LGBTİ+’ların değil, heteroseksüel bir kadının çocuk yapmama tercihinin dahi bu sistem açısından tehdit olarak görüldüğünü vurguladı. Tıbbın politik bir alan olduğunu belirten Candansayar, “Heteroseksüellik dışındaki bütün cinsellikler var olan ekonomi politik sisteme nifak sokuyor” dedi.

“TRANSLAR BU TOPLUMUN BİR PARÇASI DEĞİL Mİ?”

Avukat İdil Arslanbaş ise “Hormona Erişim Engellerine Hukuktan Bakış” başlıklı sunumunda hormon hakkına yönelik engelleri anlattı. Arslanbaş, hormona erişim engellerinin gerekçeleri açısından gündeme gelen yargı paketlerinin önemli olduğunu belirtti.
Arslanbaş, yargı paketleriyle cinsiyet uyum sürecinin tüm aşamalarının kanun çerçevesine alınmaya çalışıldığını belirterek, bu düzenlemelerde cinsiyet değiştirme hakkının mutlak bir hak olarak görülmediğini söyledi. Paketlerde “toplumun korunması” ve “ailenin korunması” gibi gerekçelerin yer aldığını aktaran Arslanbaş, “Toplumu ve aileyi kimden koruyorlar? Translar bu toplumun bir parçası değil mi?” diye sordu.

“BEDENİMİZE DAİR ÖZERKLİĞİMİZİN OLMADIĞI BİR SİSTEM İÇİNDEYİZ”

Trans aktivist Janset Kalan ise “Cinsiyet Uyumsuzluğunda Bilgi Kimde? Travesti Bir Perspektif” başlıklı sunumunda transların bedenlerine ilişkin söz söyleme hakkının ellerinden alınmasına dikkat çekti.
Kalan, travestiliğin tarihinin çok eski olduğunu belirterek bugün hormon, kadınlık ve erkeklik üzerine yapılan tartışmaların tarihsel bağlamından koparılamayacağını söyledi. “Bedenimize dair özerkliğimizin olmadığı bir sistem içindeyiz” diyen Kalan, translar hakkında herkesin söz üretme hakkını kendinde gördüğünü, ancak transların kendi bedenleri ve yaşamları üzerine söz söyleme hakkının tanınmadığını vurguladı.

Kalan, dünyada trans karşıtlığına büyük kaynak aktarıldığını belirterek Türkiye’de de bu alandan pay almak isteyen platformların kurulduğunu söyledi.

MEDYA VE KÜLTÜR SANATTA SANSÜR TARTIŞILDI

Sempozyumun ikinci günü “Medya ve Kültür Sanatta Sansür” başlıklı beşinci oturumla devam etti. KaosGL.org editörü Oğulcan Özgenç’in moderatörlüğündeki oturumda Gazeteci Tuğçe Yılmaz, sanat eleştirmeni Can Memiş ve DEM Parti Milletvekili Sevilay Çelenk konuştu.

Tuğçe Yılmaz, “Satır Aralarından Manşete: LGBTİ+ Haberciliği” başlıklı sunumunda İstanbul Film Festivali’nde yaşanan LGBTİ+ sansürünü hatırlattı. Yılmaz, LGBTİ+ haberciliği ve yayıncılığının yalnızca LGBTİ+’lara ya da LGBTİ+ ailelerine seslenmemesi gerektiğini belirtti.

Yılmaz, “Herkes bir şeyler anlatıyor, birtakım itirazlar var ve bir gürültü oluşuyor. Ama feminist bir kulağa sahip olduğunuzda o gürültünün içinde hak ihlallerini daha net görebiliyorsunuz” dedi.

“KÜLTÜR SANAT ALANI LUBUNYALARIN EMEĞİ ÜZERİNDEN DÖNÜYOR”

Sanat eleştirmeni Can Memiş ise “Kültür Ekosisteminde Sorumluluğu Yeniden Düşünmek: Kurumların Payına Ne Düşüyor?” başlıklı sunumunda kültür sanat alanındaki kurumların sorumluluğunu tartıştı.
Memiş, kültür sanat üreticilerinin LGBTİ+ karşıtı yasa tasarılarının kendilerini de etkileyeceğinin yeterince farkında olmadığını belirtti. Kültür ekosisteminin emeğin haklarını gözeten bir saha olmadığını, sigortasız çalışmanın ve sömürünün yaygın olduğunu söyleyen Memiş, “Kültür sanat alanı dediğimiz alan aynı zamanda lubunyaların emeği üzerinden dönen bir alan” dedi.

“TEMSİL BİR İNŞADIR”

DEM Parti Milletvekili Sevilay Çelenk ise “Yükselen Ayrımcı Söylemler ve Dezenformasyon Karşısında LGBTİ+ ve Kadın Hakları” başlıklı sunumunda temsil meselesine odaklandı.

Çelenk, toplumsal cinsiyet karşıtlığının dünyada yükselen bir söylem olduğunu ve bunun dezenformasyona dayandığını belirtti. Bu dezenformasyonun özünün her yerde aynı olduğunu söyleyen Çelenk, toplumda sanki yaygın bir infial varmış gibi davranıldığını ancak hakikatin böyle olmadığını vurguladı.

Çelenk, Türkiye’de kamuoyu baskısıyla geri çekilen LGBTİ+ karşıtı yargı paketlerinin, LGBTİ+’ların varoluşunu ceza konusu yapan bir yaklaşıma sahip olduğunu belirterek bu düzenlemelerin geri çekilmesinin tümden kaldırıldıkları anlamına gelmediğine dikkat çekti.

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu