Ruhi Su mirası bugüne taşınıyor
Ruhi Su mirası bugüne taşınıyor
“BU BİR HAFIZA ÇALIŞMASI”
Kendisi de opera disiplininden gelen ve metinlerin de yazarı olan Güvenç Dağüstün, belgesel niteliğindeki bu projede Ruhi Su’nun eserlerini seslendirecek.
Ruhi Su da sizin gibi opera kökenli bir disiplinden gelip halk müziğine yönelmişti. “Çok sesli disiplin” ile “halk müziğinin yalınlığı” arasındaki denge nasıl kuruldu?
Ruhi Su’nun yaptığını bir yön değiştirme olarak görmüyorum. O, öğrendiği tekniği başka bir toprağa taşıdı. Opera eğitimi sesi disipline eder; halk müziği ise o sesi bir toplumsal hafızanın içine yerleştirir. Çok sesli düşünmekle yalın söylemek arasında bir çelişki yok. Yalınlık, derinliğin başka bir biçimidir. Ben operadan gelen teknik bilgiyi türkülerin sözünü taşıyabilmek için kullanıyorum.
Sahnede bir taklit tuzağına düşmeden, onun o dik duruşlu vokal karakterini aktarırken nasıl bir duygusal düzlemde ilerlediniz?
Çocukluğumdan beri Ruhi Su dinlerim, taklide kaçma riski hep vardı. Çok dikkat ettim. Bazen nasıl söylediğimden emin olamadım; Eylem’e ve Derya’ya danıştım. Bazen gecenin bir saati annemi arayıp saatlerce yorum üzerine konuştum. Yapmak istediğimiz şey icrayı tekrarlamak değil; bugünün içinde yeniden, başka bir şekilde duyulmasını sağlamak. Ruhi Su’nun sesi sadece tınıdan ibaret değildi. O sesin arkasında bir etik duruş vardı. Ben o sesi taklit etmeye değil; o duruşu dürüstçe temsil etmeye çalışıyorum. Sahnede kendim olmadan Ruhi Su’ya yaklaşamam.
Projede sadece bas gitar ve sizin sesiniz var. Bu “çıplaklık” ve “korumasızlık” hissiyatı, sizi nasıl etkiliyor?
Bu yapı bir eksiltme değil, bilinçli bir tercih. Eylem’in bası müziğin omurgasını kuruyor. O omurga üzerinde söz çok net bir şekilde duyulabiliyor. Büyük bir düzenleme içinde kaybolabilecek ayrıntılar burada daha görünür hâle geliyor. Ruhi Su da bağlamasını çalıp söylerken bu böyle değil miydi?
Solist olarak bu alan hem riskli hem özgürleştirici. Kaçıp saklanabileceğim bir kalabalık yok ama sözümü anlatabileceğim daha geniş bir alan var. Ayrıca sahnede tek bir bas gitar sesi değil çok katmanlı bir yapı kurduk. Yer yer bizim seslerimizden oluşan bir koro da duyulacak.
Projeyi hazırlarken Ruhi Su’yu dilediğiniz gibi sahneye aktaramayacak olma çekincesi yaşadınız mı?
Elbette yaşadım. Böyle bir mirasa temas ederken çekince duymamak mümkün değil. Metni yazarken Füsun Akatlı’nın “Bir de Ruhi Su Geçti” kitabı benim için çok önemli bir kaynak oldu. Canım dostlarım; Ilgın Su ve Zeynep Altıok Akatlı çalışmada beni hiç yalnız bırakmadı. Eylem’in müzikal dünyası ve Derya’nın anlatıcı gücü bu projeyi üç ayaklı bir yapı hâline getirdi. Bu büyük mirası tek başıma taşımıyorum, ortak bir üretim.
Ruhi Su, yalnızca bir sanatçı değil, bir tanıklık ve vicdan sesiydi. Bu sesi bugünün seyircisine aktarmak sizin için ne anlam taşıyor?
Bugün hafızayla aramız zayıflıyor. Oysa Ruhi Su hafızayla çalışan bir sanatçıydı. Ozanları aradı, metinleri karşılaştırdı, seçti. Rastgele söylemedi. Bu proje benim için bir repertuvar çalışması değil; bir hafıza çalışması. Mesele şu: Sanat sadece estetik değildir, aynı zamanda sorumluluktur.
“BAS GİTAR BU PROJEDE TERS KÖŞE BİR ENSTRÜMAN”
Tüm müzikal düzenlemeleri gerçekleştiren Eylem Pelit ise duyulan bütün çalgı seslerini bas gitar üzerinden yorumlayarak programa yeni bir soluk getiriyor.
Yalnızca bas gitar ve Güvenç Dağüstün’ün sesiyle Ruhi Su’nun müziğini aktarma fikrini ilk duyduğunuzda ne hissettiniz?
Güvenç bu projeden bahsettiğinde önce çok heyecanlandım, sonra da biraz çekindim. Bas gitar bu proje açısından çok ters köşe bir enstrüman. Daha önce yalnızca bas gitar çalarak yaptığım bir albümüm olmasına rağmen konu Ruhi Su ve onun müziği olunca başka türlü sorumluluklar giriyor devreye. Bir döneme damga vurmuş, siyasi bir duruşa sahip Ruhi Su ve onun müziği; temsil edilmesi ve dokunulması zor bir müzik. Orijinalliğini koruyarak, etkisinden bir şey kaybetmemesini sağlayarak, bambaşka bir müziğin enstrümanıyla bu sorumluluğu almak gerçekten zordu. Gerek o dönemi iyi bilmem gerekse Ruhi Su müziğine olan ilgim nedeniyle bu çalışmayı kendi adıma çok da zorlanmadan ve severek hayata geçirdim.
Bas gitar doğası gereği daha “modern” ve Batılı bir tınıya sahip. Eserlerin özünü bozmadan “çağdaş sahne dilini” nasıl kurguladınız?
Halk müziğimizi severek takip eden birisi olarak, eserlerin duygusal ve kültürel hassasiyetlerini ön planda tutarak aranjmanları yaptım ve çaldım. Sadece bir müziği herhangi bir enstrümanla icra etmek yetmez; eserin sorumluluğunu da taşımak gerekir.
“GELECEK KUŞAKLARA BİR ŞEYLER AKTARMAK ÇOK ÖNEMLİ”
Sahneyi paylaşacak bir diğer isim ise programın anlatımını üstlen Derya Alabora. Ruhi Su’nun hayatı, Alabora’nın sözüyle geçmişten bugüne bir bellek gibi taşınarak yeniden can buluyor.
Sahnede müziğin yanında bir anlatı kurgulandı. Anlatıda onun politik duruşu ve insani yönleri nasıl bir yer kaplıyor?
Ruhi Su’nun politik duruşu türkülerinden ayrılamaz ama biz projeyi “yeniden yorumlamak” olarak düşündük. Saz yerine bas eşlik edecek Güvenç’e, Eylem Pelit bütün parçaları yeniden yorumladı. Güvenç de kendi yorumunu getirdi. Anlatımlar hem tarih hem de gülümsetecek yaklaşımlar barındırıyor.
Bu projede bu mirasın anlatıcısı olma fikri size neler hissettirdi? Ruhi Su’yu hiç tanımayan veya sadece ismen bilen Z kuşağı için, “kuşaklar arası hafıza aktarımı” nasıl kuruldu?
Ben artık tarihle bağlantımızın giderek koptuğunu düşünüyorum. Gelecek kuşaklara bir şeyler aktarmak çok önemli. Bu bağlamda Ruhi Su’yu yeni nesillere biraz olsun anlatabilirsek bu beni çok mutlu eder. Genç kuşakların çoğu Ruhi Su’yu bir isim olarak biliyor olabilir. Bizim anlatımızda onu bir tarih figürü gibi değil, hala yanı başımızda var olan biri gibi aktarmaya çalışıyoruz. Onun cesaretini, araştırmacı yönünü, sevdiklerini, kırılganlığını… Daha önce bu müziğe çok ilgi duymamış birisi de bizim anlatımızı izledikten sonra oturup üzerine düşünürse ne mutlu bize.