İran’daki Ayetullah rejimini anlamak için 5 film
İran’ın içinde bulunduğu derin kriz ortamında, ülkenin kültürünün, toplumunun ve kimliğinin önemli bir parçası olan sinema, teokratik rejime karşı güçlü bir ifade aracı haline geldi.
Ayetullah Ruhullah Humeyni, İran İslam Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında şu sözleri söylemişti:
“Bir ülke başka bir ülkeyi işgal etmek istediğinde önce kültürünü hedef alır.”
Bu söz, İran rejiminin kültürü stratejik bir alan olarak gördüğünü açıkça ortaya koyuyor. Rejim yıllarca şu fikri savundu:
“Ekonomik ambargodan veya askeri işgalden korkmuyoruz; ama kültürel bağımlılıktan korkuyoruz.”
Bu nedenle İran sineması, Ayetullahların dayattığı muhafazakârlığa karşı güçlü bir eleştiri aracı haline geldi. Cesur yönetmenler, sistemin içindeki çatlakları anlatmanın yollarını buldu.
Sansür altında gelişen bir sinema
Devlet gözetimi, sansür, tutuklamalar ve sürgünlere rağmen İran sineması olağanüstü bir zenginlik geliştirdi. Bu filmler uluslararası festivallerde büyük başarılar elde ediyor ve hatta Oscar gibi ödüllere kadar ulaşıyor.
Ortaya çıkan paradoks dikkat çekici. Baskı arttıkça anlatılan hikâyeler daha sembolik ve daha sofistike hale geliyor.
Bugün İran sinemasının en önemli örnekleri, devlet baskısı altında çalışan yönetmenlerin eserleri.
Örneğin Basit Bir Kaza filmi, yönetmeni Jafar Panahi’nin hapse atıldığı, işkence gördüğü ve film çekmesinin yasaklandığı bir rejimi eleştiriyor.
Benzer şekilde yönetmen Mohammad Rasoulof, hapse girmemek için Almanya’da yaşıyor. Onun Kutsal İncirin Tohumu filmi geçen yıl Oscar’da En İyi Uluslararası Film kategorisine aday gösterildi.
Böylece İran rejimi kültürü dış etkilerden korumaya çalışırken, İran sineması kendi toplumunun en güçlü ve en rahatsız edici aynalarından biri haline geldi.
Aşağıda, İran’daki bu dönemi anlamaya yardımcı olan son yılların önemli filmlerinden bazıları yer alıyor.
İran’daki rejimi anlamak için 5 film
1. Basit Bir Kaza
Bu film, sistemdeki çatlakları sessiz ama güçlü bir şekilde inceleyen yapımlardan biri. Film, İran rejimine yönelik eleştirel bakışı nedeniyle dikkat çekiyor.
Yönetmeni Jafar Panahi, İran’da hapse atılmış, işkence görmüş ve film çekmesi yasaklanmış bir isim. Buna rağmen yönetmen üretmeye devam etti ve bu filmde hapishanede işkence gördüğü ayları hatırlatan bir anlatı kurdu.
2. Kutsal İncirin Tohumu

Yönetmen Mohammad Rasoulof, İran’a dönerse hapse gireceği için Almanya’da yaşıyor. Bu nedenle her yeni filmi aynı zamanda bir direniş eylemi olarak görülüyor.
Film, Cannes Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü ve FIPRESCI ödülünü kazandı ve Oscar’a aday gösterildi.
Gizlice çekilen film, hakim olmak üzere olan bir avukatın hikâyesini anlatıyor. Bu süreçte karakter, kişisel değerleri ile yeni görevi arasındaki çatışmayı keşfediyor.
3. En Sevdiğim Pastam

Filmin yönetmenleri Maryam Moghaddam ve Behtash Sanaeeha, bu film nedeniyle İslam Cumhuriyeti’ne karşı propaganda yapmak suçlamasıyla 14 ay ve 1 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Film, yaşlılıkta yaşanan yalnızlık temasını anlatıyor. Yıllarca yalnız yaşayan bir kadın, yeniden birini tanımaya karar verir.
Duygusal ve incelikli bir hikâye olan film, rejim tarafından “ahlaka aykırı” bulunarak eleştirildi. Çünkü filmde bir kadın şarkı söylüyor, dans ediyor ve mutlu oluyor.
4. “Critical Zone”

İran sineması yalnızca Kiarostami veya Panahi gibi ustalardan ibaret değil. Ali Ahmadzadeh gibi daha genç yönetmenler de yeni bir sinema dili geliştiriyor.
Bu film Locarno Film Festivali’nde En İyi Film ödülünü kazandı.
Film, İran toplumunun gece hayatını ve şehirdeki görünmeyen alanları ele alıyor. Resmi söylemde nadiren görülen bir gerçekliği göstererek İran sinemasının anlatı dünyasını genişletiyor.
5. “Nader ve Simin: Bir Ayrılık”

Bu film İran sineması için bir dönüm noktası oldu.
Film yalnızca Oscar’a aday gösterilmekle kalmadı, aynı zamanda En İyi Uluslararası Film Oscar’ını kazandı. Bu İran sineması için tarihi bir başarıydı.
Film, boşanma sürecindeki bir çiftin hikâyesini ve bu kararın hukuki ve ahlaki sonuçlarını anlatıyor.
Toplumun karmaşık yapısını son derece gerçekçi bir şekilde gösteren film, İran sinemasını daha geniş bir izleyici kitlesine ulaştırdı.
Yönetmen Asghar Farhadi, beş yıl sonra Satıcı filmiyle bir Oscar daha kazandı.