Kültürel kuşatma
Kültürel kuşatma
“SEMPATİK ÇORAPLAR” VE SİYANÜR
Kara’nın en dikkat çeken yönlerinden biri, ağır kuramsal konuları her okurun anlayabileceği bir dille ve mizahla harmanlaması. Yazarın temel izleği, tekelci kapitalizmin ulaştığı düzeyi yerel ve küresel örneklerle ifşa etmektir. Ona göre kapitalist sistem, maskelenmiş eylemlerini ustaca gizliyor. Kara, bu illüzyon kabiliyetini şu çarpıcı örnekle özetliyor:
“Kanada Başbakanı’nın sempatik çorapları ile Kaz Dağları’ndaki siyanür bir bütündür. Bunu anlamak için Kanada Başbakanı’nın çoraplarına değil, ellerine ve imzaladıklarına bakmak gerekir.” (Cilt 5, s. 254).
Bu yaklaşımla, küresel ölçekteki “sempatik” figürlerin aslında doğa katliamları ve emperyalist müdahalelerle aynı bütünün parçası olduğu vurgulananıyor.
İDEOLOJİK GASP: MARKSİZM’İN “ZEHİRLENMESİ”
Yapıtın en sarsıcı iddialarından biri, Marksist ideolojinin bizzat sermaye sınıfı tarafından rehin alınmış olması. Kara’ya göre, Marksist yöntemi bugün en etkili kullananlar, aslında Marksist siyasete en düşman olan sermaye kesimi. Bu durumu meşhur “zehirli yem” metaforuyla açıklıyor: “Bir hayvanı yakalamak için o hayvanın yediği yemeği kullanmanız gerekir. Fareyi zehirlemek için zehri peynire koyarsınız; zeytine koymanızın bir anlamı yoktur.
Tavşanı zehirlemek isteyen, zehri havuca koymalıdır.” (Kara, 2021, Cilt 5, s. 256).
Sermaye sınıfı, bu yöntemle Marksizmin “tehlikeli” kavramlarını “zararsız” hale getirerek toplumsal bilinci felç ediyor. Öyle ki; “Sosyal bilimlere milyonlarca dolar para yatıran sermaye, kendi Marks’ını bile kendi yaratmaktadır.” (Kara, 2021, Cilt 5, s. 258).
İNCE UYGULAMA MEKANİZMALARI: KÜLTÜR VE AKADEMİ
Kara, çalışmasının asıl konusunu Batı sermaye sınıfının dolayımsız kaba şiddeti değil, “edebiyat, felsefe, sosyal bilimler gibi kültür alanlarındaki ince uygulama mekanizmaları” (Cilt 5, s. 259) olarak tanımlıyor. Yazara göre, Suriye’de bir cihatçının eline roketatar vermekle, Türkiye’de toplumu mülteci akınına hazırlayacak sosyolojik tahliller yapan akademisyenleri fonlamak aynı bütünün parçaları.
ELEŞTİREL BİR BAKIŞ
Taylan Kara’nın yaklaşımı tutarlı bir anti-kapitalist duruş sergilese de sosyalist estetik açısından bazı noktalar tartışmaya açık. Bu kitapları okurken yazarın, sanatı ve felsefeyi zaman zaman fazla “mekanik” eleştirdiği hissi uyanıyor. Dostoyevski ve Tolstoy gibi isimlerin büyüklüğünü teslim ederken, günümüzde doğrudan siyasal tutum sergilemeyenleri niteliksiz sayma eğilimi bir tutarsızlık riski doğuruyor. Sanatın sezgisel derinliğini sadece “saçmalık” olarak kodlamak, sosyalist gerçekçiliğin “insan ruhunun mühendisliği” yönünü daraltabilecek bir sorun olarak not edilmeli. Ayrıca, metinlerin aşırı didaktik yapısının okura kendi analizini yapacak sanatsal bir boşluk bırakmadığını da belirtmek gerekiyor. Bu durum, eleştiriyi ajitasyon ve propaganda çizgisine yaklaştıran bir eksiklik olarak görülse de özellikle serinin ilk iki cildinde somut örneklerle anlattığı ve günümüz edebiyat dünyasına egemen olan yayınevi-medya-ödül üçgenini “çökertmek” konusundaki başarısı tartışmasız.
HANGİ EDEBİYAT?
Taylan Kara, bu külliyatıyla Türkiye’de edebiyat eleştirisi denilen kurumun bir “PR faaliyeti” olduğu iddiasını somut verilerle ortaya koyuyor. “Hangi edebiyat?” sorusuna tam bir inşa cevabı vermese de mevcut sistemin maskesini düşürmek konusunda muazzam bir iş çıkarmış diyebiliriz. Kapitalizmle hesaplaşmak isteyen her okur için bu kitaplar gerçek bir zihinsel detoks niteliğinde.
Taylan Kara, (2021 – 2023). Edebiyatla Ahmaklaştırma Felsefeyle Çökertme (Cilt 1-2-3-4-5). İstanbul, Bulut Yayınları.