Kartlar yeniden dağıtılıyor, tek kutuplu sistem dağılıyor mu?

ABD, İsrail ve İran arasındaki savaş üçüncü haftasına girerken, sahadaki askeri tablo kadar küresel ekonomi-politik sistemde yarattığı sarsıntı da giderek derinleşiyor. Uzmanlara göre yaşananlar yalnızca bölgesel bir çatışma değil; enerji hatlarından tedarik zincirlerine, askeri dengelerden uluslararası hukuk düzenine kadar uzanan çok katmanlı bir kırılma. Hürmüz Boğazı merkezli gerilim ise bu kırılmanın kalbinde yer alıyor. Sahadaki gelişmeler, klasik bir “boğaz kapatma” senaryosundan çok daha karmaşık bir stratejik tabloya işaret ediyor. Batılı istihbarat çevrelerinin deneyimli isimlerinden Alastair Crooke’a göre İran Batı’nın yıllardır varsaydığı gibi boğazı tamamen kapatmak yerine çok daha sofistike bir yöntem uyguluyor.


Alman analist Alexander Rahr, İran savaşı üzerinden yaşanan küresel dönüşümü, “Tek kutuplu dünya bitti. Gerçekten bitti” ifadesiyle özetliyor.

PETROLDE 120 DOLAR EŞİĞİ

Bu yaklaşım, klasik abluka yerine “kapılı geçiş” modelini beraberinde getiriyor. İran’ın belirlediği kurallara uyan gemiler geçiş yapabilirken, özellikle Batı ile bağlantılı tankerler ciddi risk altında kalıyor. Bu durum küresel enerji piyasalarında fiziksel kesintiden çok daha etkili bir unsur olan “belirsizlik ve risk algısını” tetikliyor. Nitekim Basra Körfezi’nde en az 40 petrol tankerinin mahsur kalması, sigorta şirketlerinin savaş risklerini teminat kapsamı dışına alması ve günlük 8-10 milyon varillik arz açığı ihtimali, petrol fiyatlarını kısa sürede 100 doların üzerine taşırken 120 dolar senaryosunu da masaya getirmiş durumda.

GÜBRE KRİZİ KAPIDA

Sahadaki en kritik kırılmalardan biri ise İran’ın stratejik önceliklerinde yaşanan değişim. Suudi Arabistan’ın Ras Tanura rafinerisinde çıkan yangın ve faaliyetlerin durması bu stratejinin ilk somut örneği olarak görülüyor. Eski CIA analisti Larry Johnson ise savaşın gıda stokları açısından önemine dikkat çeken isimlerden. Johnson; bu durumu, “Petrol olmadan hayat zorlaşır ama gübre olmadan gıda üretimi durur” analiziyle yorumluyor.

LNG STOKLARI BİTİYOR

Hürmüz merkezli krizin en sert etkisi ise Asya-Pasifik’te hissediliyor. Japonya’nın 254 günlük petrol rezervine rağmen yalnızca birkaç haftalık LNG stoğuna sahip olması, sanayi üretimi açısından ciddi bir kırılganlık yaratıyor. Güney Kore ise tavan fiyat uygulaması ve piyasa müdahaleleri dahil olmak üzere sert ekonomik önlemleri gündemine almış durumda. Buna karşılık Çin’in daha esnek enerji sepeti ve Rusya-Orta Asya bağlantıları sayesinde görece daha dayanıklı bir konumda olduğu şeklinde yorumlanıyor.

RUSLAR KAZANÇLI

Krizin en dikkat çekici sonuçlarından biri de Rusya’nın jeoekonomik konumunun güçlenmesi. Denizlerdeki yüzer depolama kapasitesi ve esnek ihracat kabiliyeti sayesinde Rus petrolü Asya için en hızlı alternatif haline gelmiş durumda. Savaşla ortaya çıkan tablo, tek kutuplu dünya düzeninin çözülmekte olduğuna dair tartışmaları da yeniden alevlendirmiş durumda. Uluslararası analistlere göre İran savaşı, Soğuk Savaş sonrası kurulan düzenin en büyük sınavlarından biri.

Kartlar yeniden dağıtılıyor, tek kutuplu sistem dağılıyor mu? - Resim : 2
Balistik füzeler ve çoklu mühimmat taşıyabilen sistemler, özellikle İsrail’in katmanlı hava savunma mimarisi üzerinde ciddi bir baskı yaratıyor.

“ÖLÜ EL” STRATEJİSİ

Küresel denklemdeki son kırılmaları haberglobal.com.tr’ye yorumlayan siyaset analisti Dr. Ahmet Uslu’ya göre savaşın ABD ve İsrail açısından beklenen sonucu vermemesinin temelinde, İran’ın uzun yıllardır inşa ettiği merkezsiz komuta modeli yatıyor. Dr. Uslu, ülke genelinde oluşturulan 57 özerk komuta bölgesine dikkat çekerken şunları söylüyor: “Direniş modeli merkezi yapının devre dışı bırakılması durumunda bile operasyonel sürekliliği sağlayacak şekilde kurgulanmış durumda. Askeri literatürde ‘ölü el’ doktrini olarak tanımlanan bu yapı, savaşın tek bir merkezden yönetilmesini gereksiz kılarak, sahada esnek ve dirençli bir sistem oluşturuyor.”

DEMİR KUBBE DELİNDİ

“İran’ın stratejisinin ikinci ayağını ise füze kapasitesi oluşturuyor. Zira tek bir balistik tehdidi bertaraf edebilmek için 2 ila 4 önleyici füzenin kullanılması gerektiği düşünüldüğünde, bu durum savunma stoklarının hızla erimesine ve sürdürülebilirlik sorunlarının ortaya çıkmasına neden oluyor. Bu da savaşın klasik bir üstünlük mücadelesinden ziyade, maliyet ve mühimmat dayanıklılığı ekseninde bir yıpratma savaşına dönüştüğünü gösteriyor.”

TÜRKİYE’NİN AVANTAJLARI

“Tüm bu gelişmeler, Türkiye açısından çift yönlü bir anlam taşıyor. Bir tarafta artan jeopolitik riskler ve güvenlik baskısı öne çıkarken, diğer tarafta enerji ve lojistik merkez olma fırsatı daha da güçleniyor. Tam da bu nedenle oluşan denge, Ankara’nın önümüzdeki dönemde atacağı stratejik adımların sadece bölgesel değil, küresel ölçekte de nasıl bir etki yaratacağını belirleyecek kritik eşiklerden biri olarak öne çıkıyor.”

[email protected]

Kaynak: Web Özel

Başa dön tuşu