Aşkın kimyası: Genler yanılmaz
Dilara Devranoğlu – Uzman Moleküler Biyolog/Diyetisyen – @dilaradevranoglu
MHC GENLERİ: AŞKIN GENETİK TEMELİ
İnsanların birbirine neden çekildiğini anlamaya çalışan bilim insanları, uzun yıllar boyunca yalnızca psikolojik ve sosyal faktörlere odaklanmıştı.1995 yılında yapılan bir deneyle, partner seçiminde koku ve genetik arasında beklenmedik bir ilişki olabileceği anlaşıldı. İsviçreli biyolog Claus Wedekind ve çalışma arkadaşları tarafından gerçekleştirilen, “terli tişört deneyi” olarak bilinen bu çalışmada erkeklere yeni pamuk tişörtler verildi ve tişörtleri iki gece boyunca giymeleri istendi. Deney süresince parfüm, deodorant veya kokuyu değiştirebilecek kozmetik ürünlerin kullanılması yasaktı. Amaç, tişörtlerin yalnızca kişinin doğal vücut kokusunu taşımasıydı. Sonrasında kadın katılımcılardan bu tişörtleri koklamaları ve kokuların çekiciliğini değerlendirmeleri istendi. Deneyin en dikkat çekici sonucu; kadınların kendi MHC genlerinden farklı olan erkeklerin kokusunu daha çekici bulmaları oldu. MHC (Major Histocompatibility Complex) genleri bağışıklık sistemimizin temel bileşenlerinden biridir. Vücudumuzun zararlı mikropları tanımasını sağlar. Bu genlerin yüksek çeşitliliği, vücudun farklı mikroorganizmalara karşı daha güçlü bir savunma geliştirebilmesi anlamına gelir. Yani MHC genleri birbirinden farklı iki bireyin genetik olarak daha güçlü bağışıklık profiline sahip yavruları olabilir. Bu deneyden sonra MHC genleri ile partner seçimi arasındaki ilişki üzerine çok sayıda araştırma yapıldı. 2020 yılında yapılan kapsamlı bir analizde MHC genleri ile gerçek hayattaki partner seçimleri arasında güçlü bir ilişki bulunmadığı, ancak deneysel çalışmalarda koku tercihleri üzerinde MHC genlerinin etkisinin hâlâ gözlemlendiği gösterilmiştir. Başka bir deyişle, insanlar partnerlerini yalnızca genetik uyuma göre seçmiyor; ancak vücut kokusu aracılığıyla iletilen biyolojik sinyaller, çekim hissinin oluşmasında hala büyük rol oynadığı düşünülen faktörlerden birisi.
MODERN DÜNYA DOĞAL ÇEKİMİ MASKELİYOR MU?
Günlük hayatta kullandığımız parfüm, deodorant, kol altı ter önleyici gibi çok sayıda kozmetik ürün, içeriğinde bulunan koku bileşenleri ile doğal vücut kokumuzu önemli ölçüde bastırabilir veya değiştirebilir.
2001 yılında yapılan bir çalışmada katılımcıların parfüm seçerken kendi doğal kokularıyla uyumlu ürünleri tercih ettiği, yani parfümleri rastgele seçmediğimizi, biyolojik koku profillerimizin parfüm seçimimizi etkilediği gösterilmiş.
Yine de yoğun kozmetik kullanımı, özellikle güçlü sentetik kokular içeren ürünler, kişiler arasındaki doğal koku farklılıklarının algılanmasını zorlaştırabilir. Modern kozmetik ürünler ayrıca endokrin bozucu kimyasallar içerebilir. Ftalatlar, bazı sentetik misk bileşiklerinin hormonal sistem üzerinde etkileri olduğu tartışılmakta. Bu etkilerin ise koku üretimi, davranış ve sosyal çekim mekanizmaları üzerinde dolaylı etkiler yaratabileceği düşünülmekte. Yani belki de günümüzde evrimsel süreçte gelişmiş biyolojik ipuçlarını daha az algılıyoruz ve modern dünyanın yapay kokuları arasında insanın kendi biyolojik kokusu giderek daha az duyulur hale geliyor.
ALGORİTMALAR AŞKI ANLAYABİLİR Mİ?
Modern ve hızlı dünyada romantik tanışma biçimleri köklü bir değişim geçirdi. Dating uygulamaları yüzlerce insanı birbirine bağlasa da, romantik çekimin oluşma biçimi düşünüldüğünde bu platformların sınırlamalarının olduğu giderek daha fazla tartışılıyor. Son yıllarda yapılan araştırmalar, bu uygulamaların eş seçimini büyük ölçüde görsel değerlendirmeye indirgediğini göstermekte. Swipe yani ekran kaydırma tabanlı bu uygulamalarda kullanıcıların eşleşme olasılığı büyük ölçüde profil fotoğraflarındaki fiziksel çekiciliğe bağlıdır. Büyük veri analiziyle yapılan çalışmalar, özellikle yüz çekiciliğinin eşleşme olasılığını belirleyen en güçlü faktörlerden biri olduğunu göstermektedir. Bu nedenle kullanıcılar çoğu zaman birkaç saniyelik görsel değerlendirmeye dayanarak potansiyel partnerleri eler veya seçer. Ancak insan çekimi yalnızca görselliğe dayanmaz. Yüz yüze etkileşim sırasında kişiler farkında olmadan koku, ses tonu, mimik, beden dili, enerji ve fizyolojik senkronizasyon gibi birçok biyolojik sinyali değerlendirir. Bu kimyasal iletişim mekanizması dijital tanışma ortamlarında yoktur. Buna ek olarak yüz yüze karşılaşmalarda ortaya çıkan çekim, çoğu zaman insanların “kimya tutması” olarak tanımladığı bir olguyla ilişkilidir. Bu çekim yalnızca görünüşten değil, aynı zamanda davranışsal uyum, mikro mimikler ve etkileşim ritmi gibi çok sayıda faktörden etkilenir. Bu nedenle bir kişinin fotoğrafta çekici görünmesi, gerçek hayatta kişiler arasında aynı çekimin oluşacağı anlamına gelmez. Algoritmalar insanları eşleştirebilir; ancak romantik çekim hâlâ büyük ölçüde gerçek karşılaşmaların biyolojisine bağlı.
DOĞA BİZDEN DAHA İYİ BİR ÇÖPÇATAN OLABİLİR
Birisine yaklaştığımızda yalnızca o kişiyi değil, onun mikrobiyal ekosistemini de algılarız.
Bağırsak mikrobiyotası ile beyin arasındaki çift yönlü iletişim ağı olan mikrobiyota–bağırsak–beyin ekseni, ruh hali, stres yanıtı ve sosyal davranışları etkileyebilir. Romantik ilişkilerdeki uyumun yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda biyolojik temellere de sahip olabileceğini düşündürmektedir. Aşkın kimyasında kalp hata yapabilir; genler yanılmaz.