İVA Sanat Genel Koordinatörü Seçil Aydın: “Sanatçının imkânları kaderi olmamalı”

OKULDAN SANAT DÜNYASINA AÇILAN ALAN
“Fragmanlar”ın çıkışında sanat eğitimi alan gençlerin okul sınırlarının dışına çıkabilmelerine duyulan ihtiyacın bulunduğunu anlatan Aydın, projenin yalnızca ortaya çıkan esere değil, sanatçının düşünme ve üretme sürecine de alan açtığını belirtiyor. “Fragmanlar’ı kurgularken çıkış noktamız, genç sanatçıların üretimlerini yalnızca okul ortamında değil, profesyonel bir sergi deneyimi içerisinde de görünür kılabilmeleriydi” diyen Aydın şunları söyledi: “Sanat eğitimi alan çok sayıda genç, güçlü işler üretmesine rağmen bu üretimleri daha geniş bir izleyiciyle buluşturabileceği alanlara erişmekte zorlanıyor. Genç sanatçıların üretimlerini özgürce ortaya koyabilecekleri, farklı disiplinlerden öğrencilerle yan yana gelebilecekleri ve profesyonel sergileme deneyiminin bir parçası olabilecekleri bir yapı oluşturmak istedik. ‘Fragmanlar’ biraz da bu ihtiyaçtan doğdu. Bunun yanında genç sanatçıların düşünme ve üretme süreçleriyle de görünür olmalarını önemsiyoruz. Bir referans noktası üzerinden kendi özgün dillerini geliştirmelerini ve bunu gerçek bir sergi ortamında deneyimlemelerini istedik. Projenin üniversite ile profesyonel sanat ortamı arasında yeni bir temas alanı yaratmasını da bu nedenle çok değerli buluyoruz.”

ÜRETMEKLE GÖRÜNÜR OLMAK ARASINDAKİ MESAFE
Ancak okulun dışına çıkmak tek başına yeterli değil. Aydın’a göre gençlerin karşılaştığı temel güçlüklerden biri, ortaya koydukları iş ile o işin doğru kişi ve kurumlarla karşılaşması arasındaki mesafe. Aydın bunu şöyle açıklıyor: “En temel sorunlardan biri, üretmekle görünür olmak arasındaki mesafe. Bugün genç sanatçılar çok güçlü işler üretebiliyor ancak bu işleri doğru izleyiciyle, kurumlarla ya da sanat profesyonelleriyle buluşturmak her zaman kolay değil. Özellikle kariyerinin başındaki bir sanatçının kendine alan açabilmesi, sergilerde yer alabilmesi ve zaman içerisinde kendi çevresini oluşturabilmesi uzun bir süreç. Bizim için önemli olan, genç sanatçıya yalnızca ‘eserini sergileyebileceği bir duvar’ vermek değil; sanat dünyasıyla gerçek bir temas kurabileceği alanlar yaratmak. Çünkü görünürlük dediğimiz şey yalnızca bir eserin sergilenmesiyle oluşmuyor. Sanatçının üretiminin doğru bağlamda sunulması, izleyiciyle karşılaşması ve yeni bağlantılar kurabilmesi de bunun bir parçası.”
AKADEMİDEN SONRASINA HAZIRLIK
Akademik eğitimden profesyonel sanat ortamına geçen sanatçı, eserini nasıl konumlandıracağından izleyiciyle nasıl ilişki kuracağına kadar farklı sorularla da karşı karşıya kalıyor. Aydın, “Fragmanlar”ın katılımcılara bu süreci henüz öğrenciyken deneyimleme olanağı verdiğini belirtiyor ve ekliyor: “Üniversite çok önemli bir üretim ve öğrenme alanı ancak mezuniyet sonrasında sanatçı bambaşka bir yapıyla karşılaşıyor. Eserini nasıl sunacağından sergileme sürecine, izleyiciyle kurduğu ilişkiden kendi sanatçı kimliğini oluşturmaya kadar birçok şeyi deneyimleyerek öğrenmesi gerekiyor. ‘Fragmanlar’da öğrencilerin eserlerini profesyonel bir sergi ortamında izleyiciyle buluşturmalarını özellikle önemsedik. Serginin hazırlık aşamasından eser teslimine, sergilemeden iletişim süreçlerine kadar gerçek bir serginin parçası oldular. Bu deneyimin, akademik eğitim ile profesyonel sanat dünyası arasındaki mesafeyi biraz olsun kısaltmasını istedik. Aynı zamanda genç sanatçının kendi üretimini okul dışındaki bir ortamda görmesinin de farklı bir deneyim olduğunu düşünüyoruz. Eser artık yalnızca atölyede ya da akademik değerlendirme içerisinde değil; bağımsız bir izleyicinin karşısında duruyor. Bu karşılaşmanın sanatçının kendi üretimine dışarıdan bakabilmesi ve sonraki adımlarını şekillendirmesi açısından önemli olduğuna inanıyoruz.”
AYNI FRAGMANDAN FARKLI HİKÂYELER
Projenin dikkat çekici yanlarından biri ise bütün katılımcıların aynı görsel parçadan hareket etmesi. İbrahim Çallı’nın “Yeşil Elbiseli Kadın” eserinden alınan fragmanın kaynağı üretim sürecinin başında sanatçılara açıklanmadı. Böylece katılımcılar sanat tarihsel bir referansın yönlendirmesi olmaksızın yalnızca gördükleri parçayla ilişki kurdu. Aydın, ortaya çıkan çeşitliliği şöyle anlatıyor: “Projenin bizi en çok heyecanlandıran taraflarından biri tam olarak buydu. Herkesin elinde aynı başlangıç noktası vardı ama ortaya çıkan işler birbirinden tamamen farklıydı. Üstelik sürecin başında öğrenciler, kendilerine verilen fragmanın hangi sanatçıya ve hangi esere ait olduğunu bilmiyorlardı. Dolayısıyla üretimlerini Çallı’nın kimliğinden, sanat tarihindeki yerinden ya da “Yeşil Elbiseli Kadın” eserinin bütününden etkilenmeden, yalnızca karşılarındaki küçücük görsel parçadan yola çıkarak gerçekleştirdiler. Fragmanın İbrahim Çallı’nın “Yeşil Elbiseli Kadın” eserine ait olduğunu öğrenmeleri de sürecin sonunda onlar için ayrı bir sürpriz oldu. Bu küçücük fragman, kimi sanatçının elinde renk üzerinden gelişti, kimi biçime, duyguya ya da tamamen farklı bir anlatıya dönüştü. Aynı görüntünün genç sanatçıların farklı hafızalarından ve ifade biçimlerinden geçerek bambaşka dünyalara dönüşmesini izledik. Aslında ‘Fragmanlar’ın temel fikri de burada yatıyordu: Bir eserin küçük bir parçası bağlamından tamamen ayrıldığında başka bir sanatçının dünyasında ne kadar uzağa gidebilir? Sergide bunun çok farklı cevaplarını gördük. Sonrasında fragmanın kaynağıyla karşılaştıklarında ise kendi üretimleriyle Çallı’nın eseri arasında bambaşka bir ilişki kurma fırsatı buldular. Bizim için projenin en güçlü taraflarından biri de geçmişle bugün arasında, önceden yönlendirilmemiş ve sonradan keşfedilen böyle bir bağ kurabilmesiydi.”
“ASIL MESELE SÜREKLİLİĞİ SAĞLAYABİLMEK”
Bir sanatçının ilk kez sergiye katılması önemli bir eşik olsa da mesleki yolculuğun yalnızca başlangıcı. Aydın, bu noktada tek seferlik desteklerin ötesine geçen bir yapıya ihtiyaç olduğunu vurguluyor: “Görünürlük çok önemli ama tek başına yeterli değil. Asıl mesele bunun sürekliliğini sağlayabilmek. Bir genç sanatçının bir kez sergide yer alması elbette değerli; fakat sonrasında üretmeye devam edebilmesi, izleyiciyle ve koleksiyonerlerle buluşabilmesi, sanatçı kimliğini zaman içerisinde geliştirebilmesi gerekiyor. Bu nedenle desteğin tek bir sergiyle sınırlı kalmaması gerektiğine inanıyoruz. Sergileme imkânının yanında dijital görünürlük, satış kanalları, yeni projelere erişim ve sanat dünyasıyla kurulan bağlantılar da bu yapının parçaları olmalı. Oluşturmaya çalıştığımız model de mümkün olduğunca bu sürekliliği sağlayabilmek üzerine kurulu. Sanatçıya yalnızca hazır bir alan sunmak yerine, kendi yolunu oluşturabileceği araçları da vermek gerekiyor. Her sanatçının ihtiyacı ve ilerleme biçimi farklı; dolayısıyla tek tip bir destek modelinden ziyade farklı kanalların bir arada bulunduğu bir ekosistem yaratmak önemli. Uzun vadede kalıcı olanın da bu olduğuna inanıyoruz.”
UZUN VADELİ SANAT PRATİĞİ
Sürekliliğin bir başka boyutunu ekonomik koşullar oluşturuyor. Malzeme ve atölye giderlerinden üretim için gereken zamana kadar sanat pratiğinin somut maliyetleri bulunduğunu hatırlatan Aydın, gençlerin eserlerini satışa sunabilmelerinin de bu nedenle önemli olduğunu belirtiyor: “Sanatçının üretmeye devam edebilmesi için ekonomik sürdürülebilirlik göz ardı edilemeyecek bir konu. Çünkü sanat üretiminin de malzeme, atölye, zaman ve üretim maliyetleri var. Genç bir sanatçının eserini sergilemenin yanında satışa sunabilmesi, üretiminin ekonomik bir karşılığının olabileceğini deneyimlemesi açısından da önemli. ‘Fragmanlar’ kapsamında genç sanatçılara profillerini ve dijital mağazalarını oluşturma imkânı sağlamamızın nedenlerinden biri buydu. Dijital alanı fiziksel serginin alternatifi olarak değil, onun devamı olarak görüyoruz. Sergi birkaç gün sürebilir ama sanatçının üretiminin görünürlüğü ve izleyiciyle kurduğu ilişki sonrasında da devam edebilir. Bir sanatçının üretiminden gelir elde edebilmesi aynı zamanda yeni üretimlerini finanse edebilmesi anlamına geliyor. Özellikle kariyerinin başındaki gençler için bu döngünün kurulabilmesi çok değerli. Sanatçının üretimini sürdürebildiği ve bunun karşılığını alabildiği bir yapı oluşmadığında, yalnızca görünürlük üzerinden uzun vadeli bir sanat pratiği kurmak oldukça zorlaşıyor.”
DİJİTAL DÜNYA YENİ KAPILAR AÇIYOR
Sanat dünyasında kimin, hangi kanallar aracılığıyla izleyici karşısına çıkabildiği de dijitalleşmeyle birlikte değişiyor. Sosyal medya ve çevrimiçi platformların geleneksel kurumların yerini almadığını ancak sanatçıya izleyiciye doğrudan ulaşabileceği yeni kanallar sunduğunu söyleyen Aydın, dijital dünyanın coğrafi sınırların belirleyiciliğini azaltma potansiyeline de dikkat çekiyor.
“Eskiden bir sanatçının görünür olabilmesi için çok daha sınırlı sayıda kanal vardı. Bugün ise bir genç sanatçı kendi üretimini dünyanın herhangi bir yerindeki izleyiciyle doğrudan buluşturabiliyor” diyen Aydın şunları söylüyor: “Bu, geleneksel yapıların artık önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Galerilerin, küratöryel seçkilerin, sergilerin ve sanat kurumlarının hâlâ çok önemli bir yeri var. Ancak dijital platformlar bu yapıya yeni bir kapı açtı ve sanatçının görünür olabilmek için yalnızca birilerinin kendisini keşfetmesini beklemek zorunda olduğu modeli değiştirdi. Önemsediğimiz konulardan biri de tam olarak bu: fiziksel ve dijital alanları birbirinin karşısına koymak yerine, birbirini besleyen iki farklı görünürlük alanı olarak değerlendirmek. Dijital dünya coğrafi sınırları da büyük ölçüde ortadan kaldırıyor. Sanatçının hangi şehirde yaşadığı, hangi çevreye erişebildiği ya da fiziksel olarak hangi sanat ortamlarının içerisinde bulunabildiği eskisi kadar belirleyici olmak zorunda değil. Bunun daha çoğulcu ve daha erişilebilir bir sanat ortamı yaratma potansiyeli taşıdığını düşünüyoruz.”
EŞİT BİR ORTAM YARATMA HEDEFİ
“Fragmanlar”ın ardından İVA Sanat’ın gündeminde daha geniş bir sanatçı grubunu kapsayacak yeni sürdürülebilir modeller bulunuyor. Aydın, sanat alanındaki fırsat eşitsizliğinin yalnızca yaşla sınırlı olmadığını; sanatçının yaşadığı kentten ekonomik koşullarına, sanat çevrelerine erişiminden fiziksel imkânlarına kadar pek çok unsurun sanat alanındaki fırsatları belirleyebildiğine vurgu yapıyor: “Üniversitede başlayan üretim pratiğinin mezuniyetle birlikte kesintiye uğramaması, genç sanatçının profesyonel hayatla bağ kurabileceği alanların çoğalması gerektiğine inanıyoruz. Aslında üzerinde çalıştığımız yeni projelerden biri de bu düşünceyi daha geniş bir çerçeveye taşıyor. Türkiye’nin farklı şehirlerinden, yaş gruplarından ve yaşam deneyimlerinden sanat üreticilerini aynı çatı altında buluşturmayı hedefliyoruz. Çünkü sanat dünyasında yalnızca genç olmak değil; yaşadığınız şehir, ekonomik koşullarınız, fiziksel imkânlarınız ya da sanat çevrelerine ne kadar yakın olduğunuz da görünür olma şansınızı doğrudan etkileyebiliyor. Oysa iyi bir üretimin karşılık bulabilmesi, sanatçının sahip olduğu imkânlara bağlı olmamalı. Bu yeni yapıda genç sanatçılar da yer alacak; ancak onların yanında farklı nedenlerle üretimlerini görünür kılmakta zorlanan, profesyonel sergileme olanaklarına yeterince erişemeyen ya da sanat dünyasının merkezinden uzakta üretmeye devam eden sanatçılar da olacak. Katılımcıların fiziksel koşullarından bağımsız olarak eşit şartlarda yer alabilecekleri, farklı kuşakların ve üretim hikâyelerinin yan yana gelebileceği kapsayıcı bir alan yaratmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla ‘Fragmanlar’dan bizim için geriye kalan yalnızca bir sergi formatı değil, fırsatlara erişimde daha eşit bir sanat ortamı yaratma fikri. Bundan sonraki projelerimizi de bu fikri farklı ölçeklerde ve farklı sanatçı gruplarıyla büyütecek şekilde geliştirmek istiyoruz.”