İsrail, Lübnan’da işgal ettiği bölgelerdeki evleri yıkmaya başladı

Uluslararası düzeyde ise her şey sessizlik içinde; Batı, İsrail müttefikine yaptırım uygulama konusunda hâlâ kararsız. İç cephede ise yerleşimci hareketi etrafında büyük bir hareketlilik yaşanıyor; yerleşimciler Lübnan köylerinin yıkımını, “Büyük İsrail” hedefi doğrultusunda yeni (yasa dışı) yerleşimler kurmak için bir fırsat olarak görüyor.

Yıkılmış evler, moloz yığınına dönüşmüş okullar, yakılmış zeytinlikler. İsrail ordusu, Gazze’de iki yıl süren soykırım boyunca uyguladığı yıkımı Lübnan’a da taşıdı. Tıpkı Filistin’de olduğu gibi, İsrail köy ve kentlerin sistematik biçimde yok edilmesini “güvenlik” bahanesiyle meşrulaştırıyor.

Gazze Şeridi’nde “Hamas tünelleri ve karakolları” gerekçesiyle yapılan bombardımanlarda 70 binden fazla kişi öldürüldü ve onlarca hastane dahil binaların üçte ikisi yıkıldı; güney Lübnan’da ise Hizbullah’a karşı savaş kısa sürede kara işgaline dönüştü, yüzlerce sivilin ölümüne ve binlerce kişinin yaralanmasına yol açtı. 55 köy yıkıldı; binlerce yıllık tarih kül oldu.

Ateşkese rağmen İsrail ordusu yeni sınırı tanklar ve buldozerlerle tahkim ediyor. Kurulan askeri mevzilerden gelen tehdit, on binlerce Lübnan vatandaşından oluşan yerinden edilmiş insanların geri dönüşünü engelliyor. Son saatlerde, Tel Aviv’in yeniden adlandırdığı “ileri savunma bölgesi”ne, yani daha yaygın adıyla Gazze’de denenmiş olan “sarı hat”a fazla yaklaştıkları düşünülen iki kişi öldürüldü.

İsrail, vatandaşlarının “güvenliğini sağlamak” gerekçesiyle Gazze topraklarının yaklaşık yüzde 53’ünün işgali resmileştirildi. Lübnan’da ise işgal bölgesi doğuda Taybeh kentinden batıda Akdeniz’e kadar uzanıyor; derinliği 6 ile 10 kilometre arasında değişiyor. Bölgenin deniz boyutu da küçümsenmemeli; yaklaşık 100 milyar metreküp doğalgaz barındıran Qana sahası da buna dahil.

Yerleşim merkezlerinin yıkılması, yeni sınırların keyfi biçimde oluşturulması ve nüfusun zorla yerinden edilmesi, Gazze işgaliyle Lübnan işgali arasındaki tek benzerlik değil.

Buna hem Hristiyan hem de Müslüman dini mekân ve sembollerin yok edilmesi de ekleniyor. Bir de suçun gösteriye dönüştürülmesi var: Filistinlilerin evlerini yıkmadan önce oralara girip ihlal eden İsrail askerlerinin görüntüleri, Lübnan’a yönelik saldırıda da tekrarlandı. IDF ilerleyişi yüzünden evinden çıkarılan Lübnanlı bir ailenin evinde yemek pişiren bir İsrailli kadın askerin fotoğrafı internette geniş yankı uyandırdı.

Yeni işgalin sınırları, İsrail’in 1978 ile 2000 yılları arasında sürdürdüğü işgali hatırlatıyor; bu dönemin sonunda BM, fiilen iki ülke arasındaki sınır haline gelen ünlü mavi hattı çizmişti. 25 yıl sonra statüko yeniden altüst edildi.

İsrailli yerleşimci hareketi ellerini ovuşturuyor ve Netanyahu hükümetine, tıpkı Batı Şeria’dakiler gibi uluslararası hukuka göre yasa dışı olan yeni yerleşimler kurması için baskı yapıyor.

Lübnan’daki sarı hat, “Büyük İsrail” yönündeki İncil temelli projeye aşırıcı çevreleri yaklaştıran yeni bir parça. Filistin’de sömürgeleştirme, halkın sürülmesi, sistematik saldırılar ve yeni yerleşimlerle sürüyor. Suriye’de ise uluslararası toplumun sessizliği içinde Golan işgali yoğunlaştırıldı ve platoda yeni alanlar ele geçirildi.

Başa dön tuşu