İran savaşı küresel gıda krizini tırmandırıyor

İran savaşı küresel gıda krizini tırmandırıyor

Enerji maliyetlerindeki artış, toprağın işlenmesi ve hasat gibi tarımsal faaliyetler dahil olmak üzere ulaşım ve üretimin büyük bölümünü, ayrıca gübre tedarikini de etkiliyor.

Savaşlar, özellikle uzun sürenleri tarım-gıda sistemleri üzerinde kalıcı etkiler bırakır. Önceden yatırım yapılmamışsa, başka bölgelerde üretimi hızla artırmak kolay değildir.

Alternatif gübre kaynakları da kolayca bulunamıyor. Üstelik agro-ekolojik yöntemler, uygulanabilirliği kanıtlanmış olmasına rağmen, nadiren ciddi biçimde hayata geçiriliyor. Petrol ithalatına bağımlılığı azaltmak için yenilenebilir enerji üretiminde olduğu gibi, yaklaşan gıda krizinin gerekli ve mümkün olan agro-ekolojik dönüşümü hızlandırıp hızlandırmayacağı da belirsiz.

AKSAYAN GIDA TEDARİKİ

Nakliyedeki gecikmeler ve limanlardaki yoğunluk, gıda arzını, ticareti ve erişilebilirliği sekteye uğratıyor. Körfez ülkelerinin nüfusları milyonlarca göçmen işçiyle birlikte buğday, pirinç, soya, şeker, yemeklik yağ, et ve hayvan yemi gibi temel ürünlerde ithalata bağımlı hale gelmiş durumda. Dolayısıyla birçok ülke son dönemde gıda güvenliğini artırmak için stratejik stokları genişletmeye, tarımsal yatırımları artırmaya ve alternatif tedarik yolları geliştirmeye çalışıyor. Bu önlemler dayanıklılığı artırsa bile Basra Körfezi’nin uzun süreli bir ablukasını telafi etmeye yetmez. Suudi Arabistan, Irak ve Körfez emirliklerinin gıdasının yaklaşık %70’i Hürmüz’den geçiyor.

Yaklaşık 100 milyon insanın kesintiye uğrayan gıda ithalatını telafi etmek için bölgeye her gün alternatif yollarla yaklaşık 100 milyon kilogram gıda taşınması gerekir. Abluka altındaki Körfez’e gıda sağlamak ise muhtemelen ihtilaflı hava sahaları üzerinden yürütülecek benzeri görülmemiş bir operasyon gerektirir.

2024 yılında Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı, 71 ülkede 81 milyon kişiye günde yaklaşık 7 milyon kilogram gıda ulaştırmıştı. 2008 ve 2010-11’de hava koşullarına bağlı gıda kıtlıkları ve fiyat artışları siyasi istikrarsızlığı tetiklemişti. İklim şoklarına giderek daha açık hale gelen küresel gıda sistemleri, bugün de rejimler için tehdit oluşturuyor.

GÜBRE KRİZİ

Dünya genelinde çiftçiler, gübre ve yakıtın istikrarlı tedarikine ihtiyaç duyar. İran savaşı, tarımsal üretim için hayati olan bu tedarikleri sekteye uğratma riski taşıyor. Buğday, pirinç ve mısır gibi temel ürünler büyük ölçüde gübreye bağımlı.

İran, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, dünya sıvılaştırılmış doğal gazının (LNG) beşte biri dahil olmak üzere petrol ürünlerini Hürmüz üzerinden sevk ediyor. LNG birçok gübrenin üretiminde kritik olduğundan, özellikle savaşın Ukrayna’nın ihracatını kesmesi ve Çin ile Rusya’nın da ihracatlarını azaltmasının ardından Körfez’in rolü daha da büyüdü. 2024’te Orta Doğu, azot, fosfat ve potas dahil olmak üzere küresel gübre ihracatının yaklaşık %30’unu oluşturuyordu. Yalnızca Körfez ülkeleri, dünya amonyak ihracatının %23’ünü ve ürenin %34’ünü sağlarken, azot bazlı gübre ihracatının %30-40’ı Hürmüz’den geçiyor.

2025 ortasında Kpler, Hürmüz’ün kapanmasının gübre arzını %33 azaltabileceğini; sülfür bazlı gübrelerde %44, ürede ise %30 düşüş olabileceğini öngörüyordu.

Azot bazlı gübre ihracatındaki düşüş, gübre ithalatına yüksek derecede bağımlı olan Brezilya, ABD, Tayland ve Hindistan gibi büyük gıda ihracatçılarını olumsuz etkileyecektir. Fakat bu etkiler, mevcut stoklar tükenene kadar gecikebilir. Savaş uzadıkça çiftçiler daha az gübre kullanmak için ekim alanlarını daraltabilir veya daha az gübre gerektiren ürünlere yönelebilir. Bu da daha düşük verimlere ve sonraki yatırım, ekim ve gübre kullanımının olumsuz etkilenmesine yol açar.

EN ÇOK KİM ETKİLENİR?

ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırısı ve Tahran’ın buna verdiği karşılıkların ekonomik sonuçları hızla ve yıkıcı biçimde yayılıyor; en büyük bedeli ise en kırılgan kesimler ödüyor.

İran’ın yeni yönetimi Washington’a güvenmiyor ve kırılganlığını azaltacak güvenceleri elde etmek için Hürmüz’ü kapalı tutarak yakıt, gıda ve gübre akışını kesmeye devam edecek gibi görünüyor. İran’a yönelik saldırılar sürdükçe Tahran, ABD askeri varlığına ev sahipliği yapan Körfez ülkelerindeki altyapılara yönelik hedefli saldırılarını artırdı. ABD öncülüğündeki girişimler müttefiklerine ancak sınırlı rahatlama sağlayabildi.

Küresel etkiler eşit dağılmıyor; en ağır yükü en yoksullar taşıyor. Petrol, gaz ve gübre ithalatına bağımlılık nedeniyle Asya ve Afrika ciddi biçimde etkileniyor. Zengin ülkelerin askeri harcamaları artırmak için yardımları kısması, savaşın mağduru olan milyonlar için yoksulluğu ve açlığı daha da derinleştiriyor. Zenginlerin aksine, Körfez’de ülkeden ayrılamayan birçok göçmen işçi geçimini sağlamakta ve ailelerine para göndermekte zorlanacak.

Dünya dikkatini Körfez’e çevirmişken İsrail, Gazze’deki koşulları daha da kötüleştirdi; Güney Lübnan’da kontrolünü genişletti ve Yemen’deki krizi derinleştirdi. Kasım ayındaki ara seçimlerde seçmen tepkisinden endişe duyan Beyaz Saray ise ateşkese istekli.

Ancak İran’ın kabul edebileceği şartlar sunulmuş değil. Tahran, hukukun üstünlüğü bir yana ABD’nin kendi taahhütlerine sadık kalacağına güvenmiyor. Bu nedenle İran yönetiminin, gelecekteki güvenliğine dair inandırıcı garantiler olmadan ateşkese razı olması da pek olası görünmüyor. İran savaşı bir kez daha savaşın dolaylı yıkımını ve gıda sistemlerinin kırılganlığını gözler önüne serdi. Buna rağmen büyük güçler, en kırılgan kesimlerin yaşadığı acıları büyük ölçüde görmezden gelmeye devam ediyorlar.

Kaynak: Challenging Development+

Çeviren: Yusuf Tuna Koç

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu