Türkiye, COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken adil iklim finansmanına odaklanıyor
Düşünce kuruluşu Siyasi, Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Vakfı’nın (SETA) Ankara’da düzenlediği COP31 Yolunda Türkiye’de İklim Değişikliği ve Çevre Gündemi başlıklı programda konuşan Kurum, günümüzde insanlığın temel sorununun sadece karbon emisyonu değil, insan ve doğa arasında devam eden mücadele olduğunu vurguladı. Türk diplomasisinin Rio Zirvesi gibi küresel iklim platformlarında bir zamanlar sadece gözlemci olduğunu kaydeden Erdoğan, Türkiye’nin artık Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde aktif ve etkili bir aktör olarak rolünü güçlendirdiğini söyledi. Günümüz dünyasında suyun stratejik bir kaynak, hatta çatışma unsuru haline geldiğini vurgulayan Kurum, su kaynaklarını etkin yöneten, doğaya zarar vermeden enerji üreten devletlerin geleceğe yön vereceğini ifade etti.
COP31 toplantısında 200’e yakın ülkenin, güncellenmiş emisyon azaltım hedefleri, uyum tedbirleri, iklim finansmanı ve karbon piyasası kuralları dahil olmak üzere Paris Anlaşması’nın uygulanmasına yönelik sonraki adımları tartışmak üzere Türkiye’de bir araya gelmesi bekleniyor.
Kurum, “Bugün bölgemizdeki çatışmalar enerji krizlerini tetikliyor, asimetrik çatışmalar ise petrol piyasalarındaki istikrarsızlığı artırıyor. Bu durum istikrarsızlığın ve iklim değişikliğinin ekolojik bir beka sorunu oluşturduğunu gösteriyor.” dedi.
He stated that Türkiye views the climate crisis both as a front requiring strategic defense and as a development opportunity, adding that this approach should be translated into a concrete, measurable, and decisive action plan involving all segments of society.
Kurum, Türkiye’nin COP31’deki önceliklerinin arasında su ve gıda güvenliğinin yer alacağını belirterek, dünyanın kritik bir kaynak olarak suyun petrolün yerini alabileceği bir döneme girdiğini kaydetti.
“We are rapidly moving toward a period where water will be central to national security and regional stability,” he said, adding that Türkiye advocates for a world where no drop of water is wasted and where countries are able to achieve self-sufficiency with fair financial and technical support. Küresel nüfus artışı, kentleşme, değişen tüketim kalıpları, çatışmalar ve iklim değişikliği su kaynakları üzerindeki baskıyı artırıyor. 2040 yılına kadar Türkiye dahil 33 ülkenin “aşırı yüksek su stresi” ile karşı karşıya kalabileceği tahminleri yapılıyor.
ABD merkezli Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün 2025 yılında yaptığı bir araştırma, su stresi göstergesi kullanarak 167 ülkeyi analiz etti. 2040 yılına gelindiğinde Orta Doğu, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Güney Avrupa’nın bazı bölgelerindeki ülkelerin aşırı su sıkıntısıyla karşı karşıya kalması bekleniyor.
Türkiye, artan talebin ve iklim baskılarının birleşik etkisini vurgulayarak 27. sırada yer alıyor. Komşuları da önemli risklerle karşı karşıyadır; bu durum, sürdürülebilir su kaynaklarının güvence altına alınmasına yönelik bölgesel zorlukların altını çizmektedir. En fazla risk altındaki ülkelerin 14’ü Orta Doğu’da yer alıyor; büyük oranda yer altı suyuna ve maliyetli tuzdan arındırma işlemlerine bağımlılar; su kıtlığı ekonomik büyümeyi, gıda üretimini, enerji arzını ve göç şekillerini tehdit ediyor.
Emine Erdoğan’ın himayelerinde dünya markası haline gelen Sıfır Atık Projesi girişiminin altını çizen Kurum, bu girişimin atıkları enerji ve hammaddeye dönüştürerek “doğa kanununu” koruma çabasını temsil ettiğini söyledi.
Kurum, “Küresel finans sistemi yükü kirletenlerin değil, kirletenlerin üzerine yüklüyor. Biz bunu temelden reddediyoruz.” dedi.
Kurum, “Bu bağlamda mevcut sistemi kategorik olarak reddediyoruz. Türkiye, iklim finansmanının doğrudan etkilenen coğrafyalara ve gelişmekte olan ülkelere ulaşmasını sağlamak için COP31’de mücadele edecek ve dürüst bir aracı ve adil hakem olarak hareket etmeye kararlıyız” dedi.