İran dengeleri bozdu
Türkiye’ye yönelen bir balistik füze, NATO savunma sistemleri tarafından düşürüldü.
Saldırının ardından Türkiye’nin çizgisi gerilimi tırmandırmaktan kaçınmak yönünde olmaya devam ediyor.
Ancak Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) ülkelerinde İran saldırılarına karşı Ayetullah rejiminin hedeflerini vurma seçeneği tartışılmaya başlandığı iddia ediliyor.
Savaş öncesinde bölgedeki dengeler değişiyordu
Çatışma başlamadan hemen önce Ortadoğu’daki bölgesel dinamikler zaten farklı bir yöne evriliyordu.
Buna birkaç faktör neden oldu. Gazze Şeridi’ndeki savaşın kamuoyunda yarattığı tepki, Birleşik Arap Emirlikleri ile artan stratejik rekabet, Abu Dabi’nin Yemen’deki ayrılıkçı gruplara verdiği destek gibi.
Bu gelişmeler, Suudi Arabistan’ın İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde öngörülen yoldan sapmasına yol açtı.
Ayrıca ocak ayında Bloomberg, Türkiye’nin geçen eylül imzalanan Suudi Arabistan–Pakistan savunma paktına katılmakla ilgilendiğini iddia etti.
Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki bu yakınlaşma, yeni uluslararası düzenin bir göstergesi olarak görülüyor. Artık ittifaklar ideolojik yakınlık yerine daha çok pragmatik ve işlemsel çıkarlar üzerine kuruluyor.
Türkiye–Suudi Arabistan ilişkilerinin geçmişi
Önceki on yılda iki ülke arasındaki ilişkiler pek de iyi değildi. Ayrışma Arap Baharı sırasında başladı. Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’e desteğine karşın Körfez monarşileri bu hareketlere karşı çıktı. Bu gerilim 2018’de gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Arabistan konsolosluğunda öldürülmesiyle zirveye ulaştı.
2020’den sonra Türkiye, Müslüman Kardeşler’den uzaklaşarak bölgesel istikrarı önceleyen yeni bir strateji geliştirdi.
Bu strateji ticaret, yatırım, altyapı projeleri üzerine odaklanıyordu.
Diplomatik ve askeri başarılar sayesinde Ankara, Suudi Arabistan’ın gözünde 7 Ekim sonrası Ortadoğu düzenini şekillendirmede önemli bir aktör haline geldi.
Bugün iki ülke birçok bölgesel meselede aynı tarafta yer alıyor.
Bu durum, Sünni dünyayı Müslüman Kardeşler destekçileri ve karşıtları olarak bölen eski fay hattının büyük ölçüde ortadan kalktığını gösteriyor.
İsrail’in endişesi
Bu gelişme Israel için kaygı verici.
Savaş başlamadan bir hafta önce, eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett, Türkiye’yi “yeni İran” olarak tanımladı.
Bennett şu uyarıda bulundu:
Türkiye’nin Suudi Arabistan’ı İsrail’e karşı hizalamaya ve Pakistan ile birlikte İsrail’e karşı bir Sünni cephe kurmaya çalıştığı bir bölgesel eksen ortaya çıkabilir.
Birçok analist Ankara–Riyad ekseninin, İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki yakınlaşmaya karşı bir denge oluşturduğunu düşünüyor.
Riyad’ı İsrail’den daha bağımsız bir eksene çekmek, Ankara’nın İsrail ile uzun vadeli rekabetin yaşandığı bölgesel geçiş döneminde manevra alanını genişletmesi anlamına geliyor.
İran saldırıları Körfez hesaplarını değiştiriyor
Ancak İran’ın saldırıları sürerse, Körfez ülkeleri rejim hedeflerini vurma kararı alabilir.
Bu durum Ankara’yı da endişelendiriyor.
Çatışmanın daha da tırmanması kara operasyonlarına kadar uzanan yeni bir aşamayı tetikleyebilir.
Bazı kaynaklara göre ABD, İran rejimini zayıflatmak için bir Kürt ayaklanmasını teşvik etmeyi değerlendiriyor.
Bu senaryo Türkiye için özellikle hassas.
Çünkü Ankara, 2012’de Suriye’de yaşanan duruma benzer bir tablo ile karşılaşabilir.
O dönemde PKK’nın Suriye kolu, Suriye iç savaşının yarattığı güç boşluğundan yararlanmış, Türkiye sınırına yakın kuzeydoğuda devlet kurmaya çalışmıştı. Türkiye için risk, İran’da benzer bir güç boşluğunun ortaya çıkması ve bunun bölgesel güvenlik dengelerini yeniden sarsması.