Irak Komünist Partisi Lideri Ra’id Fahmi: Kimlikçi, mezhepçi siyasete karşıyız
Irak Komünist Partisi Lideri Ra’id Fahmi: Kimlikçi, mezhepçi siyasete karşıyız
Bugünün Irak’ı, üretim odaklı bir ekonomi değil; petrol gelirinin paylaşıldığı tipik bir “rantçı devlet” modelidir. Dolayısıyla siyasi mücadele de bu ranttan daha büyük pay kapma yarışına dönüşmüş durumda. Mezhepçilik burada sadece bir inanç meselesi değil, aynı zamanda güç ve kaynaklara erişim için kullanılan bir enstrümandır. Bu sistemi dönüştürmek, yeni bir toplumsal yapının oluşmuş olması nedeniyle oldukça güç. Yolsuzluk ve petrol geliri üzerinden zenginleşmiş, ticari kapitalizm ve gayrimenkul rantıyla semirmiş, arkasında silahlı grupların desteği olan yeni bir üst katman var. Alt tarafta ise sistemden hiçbir pay alamayan devasa bir kitle birikiyor: Gençler, işsizler, gündelik işçiler… Ancak bu gruplar örgütsüz oldukları için popülist söylemlere açık hale geliyorlar. Bizim hedefimiz, bu mezhep kotasına dayalı yapıyı tasfiye edip şeffaf ve liyakat temelli bir hukuk devleti kurmaktır.
2003’te ABD’nin kurduğu Geçici Yönetim Konseyi’ne katılmanız, stratejik hata olarak değerlendirilebilir mi?
Bu mesele genellikle bağlamından koparılarak ele alınıyor. Biz savaşa karşıydık. Ancak savaş başlayıp rejim devrildikten sonra ülke tam bir otorite boşluğuna ve kaosa sürüklendi. Iraklıların bir şekilde sorumluluk alması ve ülkeyi yönetmesi gerekiyordu.O dönemde seçenekler oldukça sınırlıydı. Ya sürecin tamamen dışında kalıp izleyecektik ya da içeride yer alıp müdahale etmeye çalışacaktık. Parti yıllarca baskı görmüş, kadroları zayıflatılmıştı. Halk ise on yıllardır süren ambargo ve savaşlardan dolayı takatsiz kalmıştı; herkes bir an önce istikrar istiyordu. O koşullarda silahlı direniş çağrıları toplumsal bir karşılık bulamazdı. Biz, mücadeleyi siyasi süreç içinde sürdürmeyi tercih ettik. Kararların, o günün son derece kaotik ve ağır şartları altında verildiği unutulmamalıdır.
Irak’ta inşaat sektöründe bir patlama yaşansa da sınıfsal uçurum derinleşiyor. Bu toplumsal yapıda sol bir örgütlenme nasıl mümkün olacak?
2003’te döndüğüm Irak, 1970’lerde bıraktığım ülkeden çok farklıydı. Diktatörlük ve savaşlar toplumu kökten dönüştürmüştü. Şehirler, kırsaldan gelen yoğun göçle birlikte muhafazakârlaştı. Bugün İslamcı hareketlerin kitlesel tabanı, kentlerin çeperlerindeki bu yoksul kesimlerden geliyor.
Bu kesimleri örgütleyen yapılar maalesef ideolojik değil, aşiret ve mezhep ağlarıdır. Klasik anlamda bir sanayi üretimi olmadığı için klasik bir sınıf mücadelesi zemini de zayıf kalıyor. 2019’daki halk hareketinde (Tişrin) insanlar “Bir vatan istiyoruz” dedi; bu güçlü bir talepti ancak örgütsüz olduğu için zamanla sönümlendi. Bugün örgütlenmenin artık daha yatay ve teknolojik imkanları kullanan, farklı kesimleri bir araya getirebilen bir karakter kazanması şart.
Mevcut ekonomik kriz ve neoliberal politikalar karşısında çözüm önerileriniz nelerdir?
Irak ekonomisi tamamen petrole bağımlı; bu da ciddi yapısal çelişkiler doğuruyor. Siyasi elitler, petrol gelirini kontrol ederek kendi güçlerini pekiştiriyor. Maaş ödemeleri bütçenin neredeyse yüzde 60’ını yutuyor. Örneğin Başbakan Sudani’nin bir milyon yeni kamu personeli alması ekonomik bir ihtiyaçtan değil, gençleri sisteme bağlı tutma kaygısından kaynaklanıyor. Yolsuzluk iki koldan ilerliyor: Birincisi, şişirilmiş kadrolar ve bürokratik kayırmacılık üzerinden; ikincisi ise bütçeden finanse edilen hayali veya maliyeti katlanmış projeler yoluyla. Irak, ihtiyaç duyduğu malların yüzde 90’ını ithal ediyor. Biz, hem bütçeye kaynak yaratmak hem de yerli üreticiyi korumak adına gümrük vergilerini ve vergi adaletini savunuyoruz. Ancak bu politikalar, ranta dayalı mevcut sistemin sahipleri tarafından sürekli engelleniyor.
Jacobin.com’dan çeviren Kıvanç ELİAÇIK