“İntikam ittifakı” bunun adı

“İntikam ittifakı” bunun adı

Şunun şurasında 2 sene öncesine kadar sözlüğe bakmadan anlamını bilmediğimiz mâlûm sözcükle anılan “Butlan” kararının ayrıntılarını, bu kararın yere basacak hiçbir ayağı bulunmadığını, tam bir “mücerret ve müphem ucube” niteliği taşıdığını, kararı veren mahkemenin hukuk dairesinin bile “normal şartlarda” önüne gelse, “gülmekten kırılacağını” artık çok iyi biliyoruz.

Bu karar üzerinden başlayan; Tedbir, Yargıtay başvurusu, mazbata, delege listesi, parti meclisi, grup toplantısı, MYK listesi başlıklı uzun tartışmaların sürdüğü bir ortamda, daha henüz hiç kimsenin birbirini anlayamadığını ve ikna etmekte başarılı olmadığı görerek, kafası daha da karışıyor kamuoyunun.

Ama, meselenin tartışma götürmeyecek bir tek yanı var ki, CHP’nin bu karardan mağdur olan (bence) meşru genel başkanı ve yönetiminin söylemini ısrarla ve giderek daha kuvvetli biçimde bunun üzerinden şekillendirmesi gerekiyor. Zaten Özgür Özel’in de Salı günkü grup toplantısında yapmaya çalıştığının bu olduğunu memnuniyetle gördük.

Bu kararın arkasındaki nedeni çok açık ve net ortaya koydu Özel.

“5 Kasım 2023’te kurultay sandığında yenilen (mazbatasız) siyasetçi ile, 31 Mart 2024 yerel seçim sandığından ağır bir hezimetle çıkan bir diğer siyasetçi (diplomasız)” arasında kurulduğu artık apaçık ortaya çıkan “İntikam İttifakı”dır bunun adı.

Hani, çok bilinen bir lâf vardır ya:

“İntikam soğuk tercih edilen bir yemektir” diye…

Bu lâfın tarihteki mucidi her kimse, maksadı “Zamana yayılmış ve zekice ilmek ilmek örülmüş bir intikam planı, en keyifli ve en etkili silahtır…” demek istemiştir. Bunu böyle uygulayanlar, “o yemeğin tadından yenmeyeceğini” gayet iyi bilir. Hem dünya tarihinde hem de kişisel tarihlerimizde bunun örnekleri çoktur.

Ama acele ettiğinizde, hırsın getirdiği “sığ bir telaş”la harekete geçtiğinizde, üstelik “Benim gücüm nasıl olsa bunlara yeter” diye yanlış hesap yaptığınızda, o intikam adeta yanlış madde karışımlarıyla yapılmaya çalışılan bir laboratuvar deneyindeki gibi “elinizde” patlar.

Yüzünüz gözünüz, üstünüz başınız perişan olur.

Bugün Türkiye’de yaşanan budur.

“5.11.2023 mağlubu ile 31.3.2024 mağlubu” iki şahsın yaşadıkları tam da bu tanıma uymaktadır.

Çünkü demokrasilerde aklın, mantığın, vicdanın ve halkın çıkarlarının yerine intikam duygusunu koymaya çalıştığınızda, üstelik de çürüme ve yok olma dönemine girdiğiniz bir dönemde böylesine riskli “intikam operasyonlarına” girişmeye kalkışırsanız, işlerin ters gitmesi mukadderdir.

5.11.2023 mağlubunun durumuna baktığımızda şu manzara barizdir:

2,5 senedir yaptığı ya da bir türlü yap(a)madığı açıklamalara bakıldığında, zaten bu intikamı becerebilecek bir çapın veya donanımın, hatta malzemenin ve insan kaynağının olmadığı zaten belliydi. Geriye tek bir şey kalıyordu, o da “muktedirin güdümündeki yargıdan” alınacak bir “ittirme karar” olabilirdi. Onu yaptı. Ardından gelen “eline yüzüne bulaştırma” anlamına gelen gelişmeleri cümle âlem gördü ve görmeye devam ediyoruz.

Tek umudu, aynı “hileli, şirazesi kaymış, güdümlü ve itibarını daha da yitirmiş” yargı mekanizmasının yeni yeni kararlarla kendisini kısa bir dönem daha (siyasi) suni teneffüsle hayatta tutabilmesidir. Umutsuz bir hasta durumunda, oksjien tüpünün son nefeslerine “abanmaktan” başka çaresi de yoktur.

Gelelim 31.3.2024 mağlubunun öyküsüne…

Kayıtsız ve şartsız elinde olan, kamu kaynaklarından yani bu ülkenin 86 milyon insanının, tüyü bitmemiş yetimin hakkından beslediği medyası aracılığıyla yıllardır “Girdiği her seçimi kazanan yenilmez ilah” imajı, zaten 2015 genel seçiminden itibaren (gözden kaçmasın: iktidarının 13’ncü yılından başlayarak) ciddi ölçüde zedelenmeye başlamıştı.

Dürüst ve “delikanlı gibi” yapılacak seçimlerde artık bir umudunun olmadığını daha o zaman anlamış bir siyasi akılla, 2016’nın “izaha ve deşilmeye hâlâ fevkalade muhtaç olan” 15 Temmuz darbe girişiminin ardından olağanüstü hal ilan etti. O ortamda bâriz hileli (mühürsüz) bir referandumla rejimi “bağırta bağırta” değiştirdiği gerçeği hiç unutulmadı.

Kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırarak, okyanus ötesi emperyalist dünya şeytanının desteğini de arkasına alarak, adım adım (Sömürge valisi kılıklı soytarı Barrack’tan ödünç bir tabirle) bir tür “Müşfik Monarşinin” temellerini atmaya çalıştı. Ancak 2019 ve 2024’te, özellikle de 2024’te aldığı ağır yenilgilerle iyice “abondone” oldu.

Ana muhalefet liderinin tarihi bir hatası ile bu durumda iken ring zemininden kaldırıldığı andan itibaren de o acımasız “intikam” harekatına başladı.

Ve gerisini hepimiz biliyoruz.

Ancak, hem hırsla girişilmiş akıl ve mantığın, vicdan ve izanın terkedildiği intikam operasyonlarının yenilgiye mahkûm olduğu gerçeği, hem de halkın bunu fark edip, karşılarına set olması bu ittifakı yenilgiye uğratacak.

Zaten, Saray’ın ve küçük ortağının her ağızlarını açtıklarında “Sokak!.. Sakın ha!..” uyarısı yaparak sopa sallamalarının ardında da bu korku yatmakta.

“Sokak” dedikleri şey, tam da halkın biriken ve artık tahammül sınırlarını aşan öfkesidir.

Ve bunun gayet iyi farkındalar.

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu