İsrail ile ABD ayrı telden çalıyor

İran her gün beş yüzden fazla hava saldırısına maruz kalıyor, her gün rejimin üst düzey isimlerinden biri hayatını kaybediyor ve her gün İsrail ile ABD’ye karşı meydan okuma aynı ya da daha sert şekilde devam ediyor. Dışişleri Bakanı “Müzakere talep eden biz olmayacağız” derken, yeni dini lider “İsrail ve ABD diz çöküp zararları ödemeli” diyor. Bu söylemler, liderleri öldürmenin pek işe yaramadığı izlenimini veriyor. İran’da her kesilen başın yerine iki tane çıkıyor.

Analistlere göre Tahran, ABD ve İsrail’in zamanla yorulmasına güveniyor. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması petrol fiyatlarını artırıyor ve savaşı ABD ile müttefikleri için daha maliyetli hale getiriyor. Bu durum ne İran halkını ne de birer birer öldürülen Şii teokrasisinin liderlerini koruyor; ancak piyasaları tedirgin ediyor, Körfez ülkelerini zorluyor ve Trump yanlısı seçmen tabanını rahatsız ediyor. Ayetullahlar, hava savunması olmadan ve ağır lider kayıplarına rağmen direnmeye devam ediyor. Peki kim kazanıyor: öldüren mi yoksa ölen mi? “Baş kesme” stratejisi işe yarıyor mu?

Başkan Trump her zamanki gibi iyimser, ancak çelişkili. Bazen İran’ın yenilgisine günler kaldığını söylüyor, bazen haftalar, bazen de ne kadar sürerse sürsün diyor. Beyaz Saray dışında en az iki farklı görüş var. Amerikan ve Avrupalı yaklaşım şüpheci, hatta eleştirel. Carnegie Endowment for International Peace’ten Karim Sadjadpour, “Liderleri ortadan kaldırmak, daha yaralı ama daha paranoyak ve tehlikeli bir rejim yaratma riski taşır” diyor. İran konusunda önde gelen analistlerden Vali Nasr da benzer şekilde, liderlerin yok edilmesinin daha fazla radikalleşmeye yol açacağını savunuyor. Bazıları ise savaş fikrinin baştan yanlış olduğunu düşünüyor. İsrail’e yakınlığıyla bilinen eski ABD’nin Kudüs Büyükelçisi Dan Shapiro, Trump’ın “zafer ilan edip geri çekilmesi” gerektiğini söylüyor. İran’a yönelik saldırı, ABD’nin son 70 yıldaki en düşük destek gören savaşlarından biri; destek oranı %27 ile %44 arasında değişiyor.

İsrail ise ABD gibi düşünmüyor

İsrail tarafı ise savaşın gidişatından daha emin. Kamuoyu desteği %80’in üzerinde ve ülke İran füzeleriyle vurulmasına rağmen bu destek sürüyor. Washington’un aksine İsrail’de rejim değişikliği hiçbir zaman ana hedef olmadı. İsrail’in amacı kendi güvenliğini artırmak.

Sarit Zehavi, İsrail yedek kuvvetlerinde yarbay ve 15 yıl askeri istihbaratta görev yapmış bir isim. Jerusalem Post’a göre ülkenin en etkili 50 kişisinden biri. Zehavi’ye göre:
“Biz İsrailliler deneyimden biliyoruz ki fikirler, onları savunan kişilerden daha uzun yaşar.”

Gazze örneği bu açıdan dikkat çekici. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Hamas’ın bilinen tüm liderlerini hedef alıp ortadan kaldırdı. Onları küçük bir alanda, drone gözetimi ve elektronik istihbarat altında kolayca tespit edip vurabildi. Ancak İran için aynı koşullar geçerli değil: ülke çok büyük ve hedeflere ulaşmak için 1.700 kilometreden fazla mesafe kat etmek gerekiyor.

“Yine de koşullar aynı olsa bile,” diyor Zehavi, “rejimin gökten düşmesini bekleyemezdik. Gazze’de liderler öldü ama Hamas hâlâ yönetimde.”

Benzer durum Hizbullah için de geçerli. Aylar süren bombardıman, patlayıcı pager operasyonları ve lider Hasan Nasrallah dahil üst düzey kadronun öldürülmesine rağmen örgüt varlığını sürdürüyor.

Zehavi’ye göre gerçek başarı örneği DEAŞ’a karşı yürütülen savaş: “Hamas, Hizbullah ve İran gibi DEAŞ de yüzlerce lider kaybına rağmen hâlâ var. Ama devlet benzeri yapısını ve askeri kapasitesini kaybetti. Bizim için zafer bu.”

Sonuç olarak İsrail’in hedefi açık: İran-Hizbullah-Hamas ekseninin ekonomik ve askeri kaynaklarını zayıflatmak.

Zehavi sözlerini şöyle tamamlıyor:

“Eğer bu süreçte Tahran’da rejim de değişirse, daha da iyi. Ama değişmese bile bizim için başarıdır. Önemli olan, İsrail’i yok etmek isteyenlerin gücünü kırmak.”

Başa dön tuşu