Hem iyi hem kötü! Ekonomide küresel baskı etkisi

Uluslararası kuruluşların Türkiye için yukarı yönlü büyüme revizyonları sürerken, reel sektör verileri bu iyimserliğin sahaya tam olarak yansımadığını gösteriyor. Büyüme beklentilerinin yüzde 3,5 bandında şekillendiği bir dönemde, istihdam ve üretim cephesindeki daralma dikkat çekiyor. Ortaya çıkan tablo, Türkiye ekonomisinin makro göstergelerde toparlanma sinyalleri verirken, reel sektör tarafında daha kırılgan bir zeminde ilerlediğine işaret ediyor. Analistler, önümüzdeki dönemde ihracat, üretim ve istihdamı destekleyecek adımların, büyüme rakamlarının arkasındaki asıl belirleyici unsur olacağı görüşünde birleşiyor.
Merkez Bankası rezervlerindeki artış olumlu verilerin başında geliyor.
YABANCI YATIRIMCI İLGİSİ
Bu çerçevede son dönemde öne çıkan olumlu başlıklardan biri yabancı yatırımcı ilgisi oldu. Merkez Bankası verilerine göre, yılın ilk üç haftasında yabancı yatırımcıların hisse senedi ve devlet iç borçlanma senetlerine (DİBS) net girişi 2 milyar 787,4 milyon dolara ulaştı. Geçen yılın tamamında yabancı yatırımcıların hisse ve tahvil piyasalarındaki toplam net alımı 5 milyar 133,1 milyon dolar seviyesindeydi. Böylece 2026’nın daha ilk üç haftasında, 2025 yılının tamamındaki yabancı girişinin yüzde 54’üne karşılık gelen bir tutar TL varlıklara yönelmiş oldu. Aynı dönemde yabancıların tahvil piyasasındaki payı yüzde 8,39’a yükselerek 19 Mart 2025 sonrasındaki en yüksek seviyesine çıktı.
TOPARLANMA EĞİLİMİ
Öte yandan yabancı yatırımcıların portföy stoklarında da toparlanma eğilimi dikkat çekiyor. Yılın üçüncü haftası itibarıyla yabancıların toplam hisse senedi stoku piyasa değeri 38,53 milyar dolar, DİBS stoku ise 20,01 milyar dolar olarak kaydedildi. Yabancıların hisse senedi stok miktarı yılbaşından bu yana yüzde 14,6 artarken, piyasalarda Mayıs 2024’te görülen 42 milyar dolarlık hisse senedi stoku seviyesinin yeniden aşılıp aşılmayacağı yakından izleniyor. Tahvil tarafında ise yabancıların stok miktarı Mart 2025’te 22,65 milyar dolar ile tarihi zirvesini görmüştü. Buna karşın hisse senedi piyasasında yabancı girişlerinin halen sınırlı kaldığına dikkat çekiliyor. Piyasa kaynakları, yabancı takas oranının yüzde 38 bandında sıkıştığını ve bu oranın son yıllarda kalıcı bir yükseliş göstermediğini belirtiyor.
ALTINA YATIRAN KAZANDI
Ekonomideki yapısal dönüşümü ortaya koyan bir diğer dikkat çekici veri ise son on yılda farklı yatırım araçlarının aynı tutar üzerinden yarattığı sonuçlar oldu. 2015 yılı civarında 100 bin TL’lik birikimin, on yıl boyunca herhangi bir ekleme ya da çekim yapılmadan farklı yatırım araçlarında değerlendirildiği varsayıldığında belirgin bir ayrışma ortaya çıkıyor. Buna göre, 100 bin TL’nin dolarda değerlendirilmesi halinde bugünkü karşılığı yaklaşık 1 milyon 445 bin TL olurken, euroda tutulan aynı tutar 1 milyon 571 bin TL’ye, sterlinde ise 1 milyon 377 bin TL’ye ulaştı. Kıymetli madenlerde ise çok daha güçlü bir değer artışı görüldü. Altına yatırılan 100 bin TL’nin bugünkü karşılığı yaklaşık 6 milyon 524 bin TL olurken, gümüşte aynı tutar 9 milyon 986 bin TL seviyesine çıktı.
İç talep cephesinde ise tüketim artışı öne çıkan başlıklardan biri oldu. Bankalararası Kart Merkezi verilerine göre Aralık ayında kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla yapılan toplam ödeme tutarı, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 48 artarak 2 trilyon 511,1 milyar liraya yükseldi. Bu artış, yalnızca enflasyon ya da ödeme alışkanlıklarındaki değişimle açıklanamayacak ölçekte bir tüketim genişlemesine işaret etti.
DALGALI SEYİR SÜRÜYOR
Kamuoyu Araştırmacısı Volkan Tebrizcik ise ekonomiden yansıyan verileri yorumlarken, “Tüm bu veriler birlikte değerlendirildiğinde; yabancı yatırımcı girişlerindeki hızlanma, tüketimdeki güçlü artış, konut piyasasındaki canlanma, tarımda süren maliyet baskısı ve rezervlerdeki kademeli toparlanma, Türkiye ekonomisinin dalgalı seyrinin sürdüğünü gösteriyor” dedi.
TÜRKİYE ETKİLENEBİLİR
Kurumsal Finans Uzmanı Gülsev Duran ise ABD’nin Avrupa’ya yönelik yeni gümrük vergisi adımlarının hayata geçmesi halinde Türkiye’nin de bu durumdan etkilenebileceğini ifade ederken, “Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 41’i AB ülkelerine yapılırken, otomotiv, makine, beyaz eşya ve ara malı ihracatı bu ilişkinin omurgasını oluşturuyor. Avrupa’da talebin zayıflaması, Türkiye’nin ihracat performansını dolaylı yoldan aşağı çekebilecek bir risk olarak” ifadelerini kullandı.
[email protected]
Kaynak: Web Özel