Füzelerin gölgesinde “yeniden uluslaşan” İran…

Füzelerin gölgesinde “yeniden uluslaşan” İran…

Bu sebeple iki defa gazeteci akreditasyonu almak için başvurmuştum İran makamlarına, ancak ikisi de kabul olmadı. Ardından kendileri davet edeceklerini bildirdiler Şubat ayı başında yapılacak devrim yıldönümü kutlamaları için ama o da saldırı tehditlerinin arttığı bir döneme dek geldiği gerekçesi ile olsa gerek gerçekleşmedi. Haliyle akreditasyon almadan turist olarak gitmek dışında bir yol yoktu. Özellikle Haziran ayında yaşanan ve İsrail’in ateşkes istemesi ile sonuçlanan 12 gün savaşında ülkenin önemli isimlerinin ajan ağlarının saldırıları ile öldürülmesi ve yeni tehditlerin yoğunlaşması bu anlamda ziyareti daha riskli hale getiriyordu. Haliyle kamera ve çekim materyali götürmek sadece riski artıracaktı. Ayrıca insanların kameraya karşı konuşmasının özellikle böyle dönemlerde ifade edeceklerini önemli oranda sınırladığı gerçeği de yine aynı kapıya çıkıyor, genel gözlemin, sokaklarda egemen olan havayı koklamanın, sohbetlerin daha önemli olduğu gerçeğini destekliyordu.

Tahran ziyaretimi bu anlamda ikiye ayırabiliriz, tehditlerin yoğunlaştığı dönem ve bunun fiiliyata dönüşmesi olarak. Saldırıların başlamasından birkaç gün önce indiğim Tahran’da tablo büyük oranda böyleydi. İnsanların ilk sorusu böyle bir dönemde neden ülkeyi ziyaret ettiğim üzerine oldu ve aslında bu benim de konuşmak istediğim başlıkların açılmasını hep kolaylaştırdı.

“PARDON ABİ, SENİ DOLANDIRDIM”

Kalacağım Baharistan’de bulunan Heritage isimli hostele geçiş için kullanacağım metronun birkaç saat için arıza sebebi ile kapatılması, taksi ile gitmeme sebep oldu. 1 saati aşan taksi yolculuğu esnasında hem exchange yaptım hem de simkart aldım. Tabi taksicinin sorularından birisi de neden Tahran’da olduğum idi, burada anlattığım çerçeveyi kendisine de aktardım ve genellikle googletranslate aracılığı ile sohbet ederek Tahran’ın yoğun petrol kokulu genzi yakan, nefes aldırmayan havası altında hostele ulaştık. Araçtan indiğim esnada ise hiç beklemediğim bir gelişme oldu ve taksici, “senin bizi anlatmak için geldiğini bilmiyordum, biraz fazla para aldım, iade edeyim” diyerek taksi parasını almadı. Meğer exchange esnasında sağlam tokatlanmışım… İnternetimin henüz olmaması, savaş riski ile dalgalanan kur da bunu anlamamı engellemiş…

İran sokakları insanlarla tanışabilmek, sohbet edebilmek için sonsuz olanak sunuyor. Kadın-erkek, herkes bu anlamda sizinle düşündüğünüzden çok daha hızlı ve kolay temas kurabiliyor. Özellikle Türkiye’den gelmiş olmanız bu anlamda daha da işinizi kolaylaştırıyor. Lakin genel hava, özellikle öyle bir dönemde İsrail’le AKP’nin ilişkileri üzerinden bir sitem ve şüphe de barındırıyor. Muhalif olmanız ise çok daha kolay iletişim kurmanızın yolunu açıyor.

Zira AKP’nin Suriye’nin İsrail’e teslimi sürecinde aldığı rol ve son olarak Gazze’de İsrail’in en büyük tedarikçilerinden birisi olması İran’da büyük bir sorun olarak görülüyor. Ancak AKP’li olmadığınızı duymaları ardından “kardeş” haline gelmeniz hiç uzun zaman almıyor.

Ayrıca, Tahran’da sanılanın aksine kadının oldukça güçlü olan konumuna, kapanma dayatmasının mücadele ile aşılmasının verdiği bir özgüven de eklenmiş durumda. Örtünmeyi seçmiş kadınların oranının, özellikle belirli bölgelerde, Türkiye’den çok daha az olduğunu söylemek de gerek.

Saldırıların başlamasına dek uzanan bu birkaç günlük süreç önemli veriler sunsa da, ilk saldırının ardından yaşananları anlatmak sanırım çok daha hayati.

Kaldığım hostel, aslında Tahran’da bulunan aynı şirketin 3 merkezinden birisi idi. Uygun ücretleri sebebi ile burayı tuttum, o esnada da “askeri noktaların uzağında ve güvenli” olanı talep etmem, yanlış anlaşılmış ve “güven”li olduğu gerekçesi ile Hamaney’in evine, Meclis’e ve Bakanlıklara yakın olana yönlendirilmişim.

İlk saldırı kaldığım noktaya çok yakın olan Hamaney’in yaşadığı yere yöneldi. Patlama sesleri bir panik yaratmasa da binayı terk etmek için hızlıca harekete geçtik, kısa sürede topluca başka bir şubeye aktarıldık. Bizim çıkmamızdan kısa süre sonra hostel vuruldu ve binalardan birisi tamamen yıkıldı.

Gittiğimiz otelin de güvenli bir bölgede olmaması, yakınlarında askeri üslerin bulunması yer arayışımızı sürdürdü. Nitekim otel de kısa süre sonra vurulacaktı İsrail ve ABD’nin “sivil hedefleri vurmadıkları” söyleminin aksine. ABD-İsrail kaynakları otelin askeri hizmetler için kullanıldığını iddia etse de bunun gerçek dışı olduğunu ilk elden bilenlerdenim.

Ancak henüz otelde iken yaşananların anlaşılabilmesi için bir kesit aktarayım. Otele ulaşmamızın ardından ne yapacağımı düşünürken, buraya bir arkadaşı için gelmiş Vulya isminde birisi ile tanıştım. İran Kürtlerinden olan Vulya, İran’da “İsrail desteği istemeyen” muhaliflerden. İran’da bir toplam Batı desteği ile rejim değişikliği talep ediyor. Sayıları çok olmasa da dünya medyasının seslerini açık ara en fazla duyurduğu kesim bu kanat. Ancak muhalefetin, belki de reformcu diyeceğimiz kesimin çoğunluğu ise Vulya gibi yönetimi sert eleştiren ancak yaşanacak bir dış müdahalenin ülkeyi hiç istemedikleri bir yere götüreceğini de düşünen kesim. Vulya, yaşadıklarımın bu andan sonraki hemen her anında yardımları ile hayatımı kolaylaştıran hatta belki de hayatta kalmama en fazla katkısı dokunan isim oldu.

“ÖLÜM KARTLARI”

Otelde, ne yapacağımızı düşünerek beklediğimiz süre içerisinde tanıştığım üniversiteden yeni mezun olmuş ve iş aramakta olan bir kadın ile yaşadığımız süreç durumun taşıdığı uçları aktarmak için oldukça önemli. İsmini hatırlamadığım bu genç Azeri kadın, yarım yamalak anlaşabildiğimiz sohbetimiz esnasında kendisine bir “ölüm kartı” hazırladığını, istersem bana da hazırlayabileceğini söyledi. Üzerinde bilgilerimiz, olası kötü bir durumda haber verilmesini istediklerimizi içeren bilgiler taşıyacaktı. Onun acil durum kartı hazırlama teklifini, Türkçe ve İngilizce çeviri ile çeşitlendirme önerim ile kabul ettim ve sonrasında otelde bulunan diğer insanların da katılması ile kolektif bir etkinliğe dönüştü. Bir yandan çaylar, kahveler içilirken, diğer yandan şarkılar söyleniyor ve kartlar hazırlanıyordu. Ölüm olasılığını bu kadar hızlı kabullenmek, kabullenildiğini görmek o an için büyük anlamlar taşımasa da, bugünden bakınca içinde olduğumuz durumu da daha iyi anlamamıza olanak tanıyor sanırım.

YENİ EVLER

Vulya, güvenli bir barınak bulmaya çalışırken Gürcistan’da eğitim için vize almak üzere İran’a gelen ve saldırıların ortasında kalan Pakistanlı 5 gencin de ne yapacaklarını bilmediklerini fark ettik ve onlar da “ekip”e dahil oldular. Tahran Üniversitesi öğrencilerinin yoğunlukta olduğu ve askeri komplekslere mesafeli bir bölgede ev tuttuk ve hep birlikte buraya gitmek için yola çıktık. Bizim ayrılmamızdan birkaç saat sonra hem bu otel, hem de daha önce kaldığımız hostel vurulmuş.

Fotoğraflar: Çağlar Tekin

3 ayrı araçla çıktığımız yolda Besiç militanlarının Pakistanlı arkadaşları kontrol noktasında alıkoydukları haberi geldi, ardından Vulya görevlilerle yaptığı görüşmeler sonucunda arkadaşları kurtardı. Geçtiğimiz bu yeni ev bir yandan yerde ABD-İsrail saldırılarını protesto edenleri seyretmemize diğer yandan da gökten sürekli farklı noktalara inen füzeleri görebilmemize olanak tanıdı.

BÜYÜKELÇİLİK VE TRANSFER ARAYIŞI

Saldırıların ilk günlerinde ülkeyi terk etmek istemesem de, banka kanallarının kapalı olması, sık ev değiştirme ve bunun yarattığı maliyetler artık yanımda getirdiğim paranın tükenmesine yol açıyordu, giderek genişleyen saldırılar ise güvenli alan kavramını büyük oradan ortadan kaldırdı. Ancak bu esnada dahi sokaklarda yüzbinlerce insan füzelerin altında, patlama seslerinin arasında zerre geri adım atmadan sokakları hiç boşaltmadı.

Türkiye Büyükelçiliği’ne ulaşmamın ardından, yetkililerin ilgisi hiç azalmadı. Hakları yenmez, Türkiye ile ve ardından İran içi iletişimimin kesildiği süreçte hemen her fırsatta irtibat kurduk, ellerinden geleni hiç esirgemediler. Ancak onların yardımlarına rağmen fırsatçılar da ele geçirdikleri fırsatı hiç zaman kaybetmeden değerlendirmeye çalışıyordu. Nihayetinde 20 dolar gibi bir ücretle gidilebilen Türkiye sınırı birden 1000 dolara gidilebilen bir yer oldu.

Ancak Vulya burada da devreye girdi ve bir iki gün beklemem halinde güvenli ve ucuz biçimde ulaşmamı sağlayacağını söyledi. Birkaç gün süren görüşmeler, farklı kaynakların teklifleri derken bir Tebriz bileti bulundu. Bu esnada evde Pakistanlı çocuklarla kaldık. Hint mutfağı, Türk mutfağı ve bunların en ucuz hallerini bir biçimde birbirimize aktardık. Yani o durumda dahi hint mutfağı ile örülü bir keyif alanım oldu. Vulya ise dışarı çıkmış ancak saldırılar ve kapanmış yollar sebebi ile eve dönememişti, lakin sağladığı telefon imkanı ile iletişimimiz kesilmedi. Bana bulunan bir araç ve yeni ev için çocukların eş zamanlı harekete geçme planı, benim geride kalma olasılığımız doğması ile yarım kaldı. Öğrenci arkadaşlar benim telefonsuz kalma ve planlanan aracın gelmemesi olasılığına karşı gitmeyi reddettiler. Nitekim haklı da çıktılar, beni alacak aracın sürücüsü bölgedeki patlamaların ardından gelmeyi reddetti, eğer çocuklar gitseydiler iletişim ve barınma imkanlarımı kaybetmiş biçimde kalacaktım.

İki gün sonra ayarladığımız araç ise beni Besiç göz altısına götürdü.

GÖZALTI SÜRECİ

Tebriz otobüsünde yer bulmamızın ardından Vulya bana bir de taksi ayarladı. Bu durumda taksi bulmak da artık hiç kolay değildi zira. Hem patlamaların yarattığı korku atmosferi, hem yeni başlayan akaryakıt krizi… Akşam üzeri kalkacak ve sabaha beni sınıra ulaştıracak yolculuk için harekete geçtim ancak terminal girişine 50 metre kala Besic militanlarınca gözaltına alındım. Haklı gerekçeleri vardı, bir savaşın ortasına neden gelmiştim?

Yanıtlarım hoşlarına gitse de ikna etmedi, ajan olabileceğim şüphesi ile bilgisayarıma, telefonuma ve eşyalarıma el koydular. 2 kişilik ekip birkaç dakika içerisinde 20 kişiye çıktı, gözlerim bağlandı, kelepçelendim ve başıma bir çuval geçirilerek sivil bir araca alınarak yola çıkartıldım. 3 ayrı noktada farklı dillerde sorguya çekildim. 4 saat süren bu süreçte büyükelçiliği aramayı reddettiler ama nihayetinde Vulya’yı aradılar, hem yayımlarımdan hem yazılarımdan hem de konuşmalarımızdan edindikleri izlenimin etkisi ile sanırım 4 saatlik bir sürecin sonunda serbest bırakıldım. Nerede olduğumu bilmiyordum, neyse ki beni alan taksici polislerin ayrılmasının ardından yanıma geldi, bizi takip ettiğini ve güvenli bir yere götüreceğini söyledi. Vulya’yı aradık, yeni bir otobüs buldu ve “takma kafana, biletini aldım, taksi parasını da hallettim, bir de simkart bulacaktım ama o olmadı” diyerek yine kurtarıcı rolünü üstlendi. Tebriz otobüsünde Türklerin yoğunluğu ise işimi kolaylaştırdı. Bir günden biraz uzun süren bir yolculuk ile de Türkiye’ye eriştim. Yaşadıklarımı burada satıra aktarmak güç olsa da, bir halkın yaşadıklarını, saldırganlığa karşı yanlarında olan birisine gösterdikleri özveri ile aslında İran toplumunun tüm anlaşmazlıkları, sorunları içerisinde yeniden ve belki de çok daha güçlü hale gelen “yeniden uluslaşma” süreçlerine eşlik edebildim kısa bir süre için olsa da…

BirGün'e Omuz Ver BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu