Fırtına Tanrısı’nın izini sürdü

Kardelen TATAR SİNECAN
Öğretmen, şair, arkeolog Mehmet Öztürk’ün eseri “Fırtına Tanrısı’nın Çocukları/ Hitit Destanı” geçen ay Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıktı. Arkeologlar, akademisyenler tarafından büyük ilgi gören kitabın hikâyesi de ilginç. Öztürk sorularımızı yanıtladı.
Eğitim fakültesini bitirdikten yaklaşık 30 yıl sonra yeni bir bölümden mezun oldunuz. Bu kez arkeoloji. Öğretmenlikten öğrenciliğe döndünüz. Arkeoloji ile ilginiz nasıl başladı?
Öğretmen olduğum okulumuzda bir broşür buldum. Mısır Firavunu Tutankhomon’nun dul eşi kraliçe Ankhes-en-amun tarafından Hitit Kralı I. Şuppiluliuma’ya Mısır’dan gönderilen bir mektuptu. Bu mektupta dul kraliçenin Hitit Kralından tarihte görülmemiş bir isteği vardı. Mektupta söyle diyordu:
“Kocam öldü, bir oğlum da yok.
Senin ise birçok oğlun olduğu söyleniyor.
Sen oğullarından birini bana gönder,
O benim kocam olsun.
Tebaamdan birini alıp onunla evlenemem ki.
Bundan iğrenirim…”
Bu mektup Hitit Kralının oğullarından birinin kendine eş, Mısır’a da kral olması isteğiydi. Bu olay beni şaşkına çevirmişti. Hemen okulun kütüphanesine gittim çeşitli ansiklopedileri karıştırdım. Bu mektuptan daha fazlasıyla karşılaşmıştım. Hitit Kraliçesi Puduhepa’nın Mısır Firavunu II. Ramses’le yaptığı mektuplaşmaları gördüğümde ikinci büyük şaşkınlığı yaşadım. Bu mektupların peşine düşmüştüm. Bu da arkeolojiye olan ilgimi artırdı.
İĞNEYLE KUYU KAZDI
Kitap fikri nasıl ortaya çıktı? Bir uygarlığın şiirini yazmanın en zor yanı neydi?
Hitit Üniversitesi’nin kütüphanesinde önemli arkeolog ve bilim insanlarının kitaplarından çivi yazılı Hititçe mektupların çevirilerini bulup bir makale yazdım. Makaleyi Çorum’da düzenlenen IX. Uluslararası Hititoloji Kongresi’ne sundum. Bu noktadan sonra Hititler’in kurdukları uygarlık her yönüyle daha da çok ilgimi çekti. Daha sonra şiirsel metinler yazdım ve Hitit Destanı’nı yazmaya karar verdim. Hitit Uygarlığının tarihsel serüvenini kronolojik olarak akıcı epik-şiirsel metin haline getirecektim. Eskiçağ tarihi araştırmacıları Ord. Prof. Dr. Sedat Alp, Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal’ın araştırmalarından yararlandım. Binlerce belge makale inceledim. Çalışmamın bilimsel danışmanlığını İstanbul Üniversitesi Hititoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Metin Alparslan üstlendi. İncelemesi 4 yıl sürdü. Bu çalışmalar sonunda Hitit Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’ne girip mezun oldum. Şimdi aynı bölümde yüksek lisans eğitimini sürdürüyorum.
İLKELERİN UYGARLIĞI
Hitit Uygarlığının Anadolu’da hüküm sürmüş tüm uygarlıklardan en önemli farkı ne?
İlk kez merkezi devlet sistemi kurmaları. Başkentlerini ise Anadolu’nun tam ortası olan Hattuşa yapmaları. Kral ile yetki paylaşan danışma organı PANKUŞ Meclisi’nin (Soylular Meclisi) bulunması. Kadın haklarının yasalar ile belirlenmesi. Aile ve miras hukuku çalışmalarını yasalarla belirlemeleri. İlk tarih yazıcılığı ise yine ‘Kral Yıllıkları’ ile Hititler tarafından yapılmıştır. Kadeş Barış Antlaşması’nda Hitit Kralı III. Hattuşili’nin mühürlerinin yanına Hitit Kraliçesi Puduhepa’nın da mührünün yer alması. Mezopotamya’da kısasa kısa uygulamaları yerine ‘suç bireyseldir’ diyerek birçok suça daha insani cezaların verilip bunları yasalaştırmaları. Tarihte ilk baraj Hititler tarafından Alacahöyük’te 3 bin 250 yıl önce inşa edilmiştir.
Binlerce yıl öncesindeki bu uygarlığın bugünkü dünya ile en önemli benzerlikleri ne?
Modern hukuk sistemlerinde olduğu gibi keyfi cezalandırma yerine Hititler yazılı standart kurallar belirlemişlerdir. Anadolu’da ‘uzlaşma’ ve ‘tazmin’ temelli çözüm arayışının kökleri bu geleneğe bağlanabilir. Bunun yanı sıra Anadolu’nun çok dillilik ve çoğulcu kültürel yapısının en önemli özelliklerinin köklü gelenekleri Hitit Uygarlığında bulabiliriz. Kısacası Hitit Uygarlığı yalnızca Anadolu’nun değil modern dünyanın hukuk, diplomasi ve yönetim anlayışının en erken temellerini oluşturur. Birçok kamusal ve kültürel uygulama Hititler aracılığı ile sistematik hale getirilen kadim bir geçmişe sahiptir.