Fidan’ın gündemi aşırı sağ! Irkçı nefretin antik temelleri
Körfez turu sonrası Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın uçakta yanında taşıdığı kitaplar, kamuoyunda ilgi uyandırdı. Bu detay, Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Özay Şendir’in köşe yazısıyla gündeme taşındı. Şendir’in aktardığına göre, dönüş yolculuğunda Fidan’la yapılan sohbet, son dönemde üzerinde çalıştığı konulara da ışık tuttu. Şendir, Bakan Fidan’ın; ‘John Davie’ imzalı 2026 basımı “Bizim İçin Yunan: Dünyamızı Şekillendiren Büyüleyici Antik Yunan” ile ‘Curtis Dozier’ tarafından kaleme alınan “Beyaz Kaide: Beyaz Milliyetçiler Nefretlerini Meşrulaştırmak İçin Antik Yunan ve Roma’yı Nasıl Kullanıyor?” kitaplarını okuduğunu aktardı. Özellikle Dozier’in kitabına dikkat çeken Özay Şendir, Batı’da ‘Beyaz-Hristiyan’ fikrini savunan aşırı sağın, antik Yunan ve Roma’nın düşünce tarihini kullandığını belirtirken, Bakan Fidan’ın, Avrupa’da yükselen aşırı sağın zihin dünyasını incelediğini aktardı. Okan Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi İlker Çayla ise Haber Global Web Özel’e antik Yunan üzerine yapılan çalışmaların Avrupa kimliğini nasıl şekillendirdiğini anlattı.
İlker Çayla: Filhellenizm, modern Avrupa’nın kendisini hem içerme hem dışlama üzerinden kurduğu performatif bir söylem olarak değerlendirilmelidir. (Foto: İngiliz devlet adamı William Ewart Gladstone’un mermer heykeli Atina Üniversitesi’nin önünde duruyor.)
SAF VE ÜSTÜN ANLATISI
Klasikler alanında uzman olan Curtis Dozier, kitabında antik Yunan ve Roma’nın modern ‘beyaz milliyetçi’ hareketler tarafından nasıl yeniden yorumlandığını ve bu yorumların hangi ideolojik amaçlara hizmet ettiğini detaylı bir şekilde ortaya koyuyor. Dozier’e göre günümüzün aşırı sağ akımları seçici bir tarih okumasıyla antik metinlerden ve figürlerden alınan parçaları, bağlamlarından kopararak belirli bir anlatıya hizmet edecek şekilde yeniden düzenliyor. Bu anlatı, Batı medeniyetini özünde “beyaz”, “saf” ve “üstün” olarak sunarken, modern dünyadaki çoğulculuğu ve eşitlikçi değerleri bir tür çöküş ya da yozlaşma olarak resmediyor. Böylece antik Yunan ve Roma, yalnızca estetik ya da entelektüel bir miras olmaktan çıkarak ideolojik bir silaha dönüşüyor.
ORTAK MİRAS ARAYIŞI
Bu anlatının Avrupa’nın siyasi kimliğinin inşa sürecinde etkili olduğunu ve 19. yüzyıldan bu yana devam ettiğini belirten İlker Çayla, “Yunan bağımsızlık hareketine verilen destek de, aslında Avrupa’nın kendisini ‘ortak bir tarih ve medeniyetin mirasçısı’ olarak tanımlamasının bir aracına dönüşmüştür” diyor. Filhellenizmin, yalnızca bir dayanışma pratiği değil, aynı zamanda bir gerçeklik kurma mekanizması olduğunu vurgulayan Çayla şunları söylüyor:
ÇIKARLAR VE DEĞERLER
“Filhellenik söylem aynı zamanda iki yönlü bir yapı taşır. Bir yandan ortak din, kültür ve tarih vurgusuyla duygusal bir dayanışma üretirken, diğer yandan Avrupa’nın ekonomik, siyasal ve jeostratejik çıkarlarını da devreye sokarak rasyonel bir gerekçelendirme sunar. Böylece Avrupa hem bir değerler topluluğu hem de bir çıkarlar topluluğu olarak yeniden kurgulanır. Ancak bu süreç yalnızca kapsayıcı değildir. Avrupa kimliği inşa edilirken, Osmanlı ‘geri’ ve ‘öteki’ olarak konumlandırılır. Bu da filhellenizmin, kimlik inşasında dışlayıcı bir işlev gördüğünü ortaya koyar.”
Filhellenizm yalnızca bir fikir ya da duygu değil, somut jeopolitik sonuçlar üreten bir harekete dönüştü.
AVRUPA’NIN ORTAK DAVASI
Filhellenik söylemin sadece duygularla açıklanamayacağını da vurgulayan Çayla şunları kaydetti: “Doğu Akdeniz’deki ticaret yolları, Osmanlı’nın zayıflatılması ve bölgesel nüfuz alanlarının genişletilmesi gibi hedefler, Yunan meselesinin Avrupa açısından neden bu kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koyar. Lord Byron’un Yunanistan’da savaşmak için cepheye gitmesi ve orada hayatını kaybetmesi, bu hareketin ne kadar güçlü bir duygusal mobilizasyon yarattığını gösterir. Bir şairin ölümü, Avrupa’da Yunan davasını romantik bir kahramanlık hikayesine dönüştürdü ve filhellenizmi adeta entelektüel bir akıma çevirdi. Bununla eş zamanlı olarak Avrupa’nın birçok ülkesinde Yunanlar için büyük bağış kampanyaları düzenlendi; bu kampanyalar yalnızca yardım toplamakla kalmadı, aynı zamanda Avrupa kamuoyunu ortak bir dava etrafında birleştiren ilk ulusötesi mobilizasyon örneklerinden biri oldu.”
[email protected]
Kaynak: Web Özel