Festival Filmi Fabrikası
Festival Filmi Fabrikası
Henüz hiçbir şey anlatmadınız ama üzülmeyin. Bütün yaptıklarınız saçma sapan bir festival kataloğunda “insanın varoluş sancılarına dair şiirsel bir anlatı” olarak özetlenecektir.
Bir ev bulun. Ne kadar eskiyse o kadar iyi. Sıvası dökülmüş olsun, kapısı gıcırdasın, hatta penceresi kırık olsun. Bu evde yaşayanların gerçekten yoksul olması şart değil. Önemli olan yoksulluğun iyi görünmesi. Çünkü günümüz kültür endüstrisi artık yalnızca metaları değil, yoksulluğun estetiğini de paketleyip dolaşıma sokuyor. Acı ihracat kalemleri arasına gireli epey oldu çünkü…
Filminizi hangi ülkede çektiğiniz çok önemli değil.
Türkiye olur. Meksika olur. Moldova olur. Moğolistan olur.
Yeter ki filmin geçtiği yer filmin gideceği yerden daha yoksul görünsün. İşte uluslararası ortak yapımın görünmeyen coğrafyası burada başlıyor.
Bir süre sonra ilginç bir şey oluyor. Filmler birbirinden etkilenmiyormuş gibi oluyor ama ne hikmetse hepsi aynı pazardan alışveriş yapıyor. Bunun adına da çoğu zaman evrensel sinema deniyor. Oysa evrensel olmak başka bir şey. Herkesin birbirine benzemesi başka.
McDonald’s dünyanın her yerinde aynı hamburgeri satıyor diye gastronomi evrenselleşmiş olmuyor değil mi? Festival sistemi de biraz buna benziyor.
Menü değişiyor, tabak değişiyor, ülke değişiyor da işte her şeyin tadı tanıdık geliyor…
Kimse yönetmene “Böyle film çek” demiyor zaten. İyi işleyen iktidarlar emir vermez. İnsanların hangi kapının açıldığını göstermeleri yeterli.
Fonlar bunu yapıyor. Ödüller bunu yapıyor. Ortak yapım marketleri bunu yapıyor.
Bir sonraki filmini çekmek isteyen yönetmen de ister istemez o kapıya doğru yürüyor.
Sonra dönüp “Kimse bana karışmadı” diyor. Doğru. Kimse karışmadı. Kasiyer, markete giren müşteriye hangi çikolatayı alacağını söylemez. Sadece rafları öyle bir dizer ki eliniz hep aynı ürüne gider.
İyi işleyen sistemlerin sansüre ihtiyacı pek olmuyor. İnsanlar kapının nerede açıldığını görünce zaten oraya doğru yürümeye başlıyor. Derken bir süre sonra herkes oto-sansüre bile ihtiyaç duymaz hale geliyor.
Çünkü zaten neyin dolaşıma gireceğini öğrenmiştir. Bu yüzden bugün festival filmleri birbirine benzediği için ödül almıyor. Ödül alabilecek filmler zamanla birbirine benziyor.
Bu küçük gibi görünen fark aslında bütün hikâyeyi anlatıyor. Festival çıkışında “Ne kadar farklı hayatlar var” diye düşünüyorsunuz.
Sonra ikinci filmi izliyorsunuz.
Üçüncü filmi.
Dördüncü filmi.
Bir bakıyorsunuz, dünyanın bütün yoksulları aynı dekoratörle çalışıyor.
Hadi iyi festivaller…