Eskisi kadar kolay değil…
Eskisi kadar kolay değil…
***
ABD’nin İran’la uranyum sorunu görüşmelerinin ortasında bir baskınla başlattığı savaşın da beklediği gibi sonuçlanmayacağı da anlaşıldı. ABD’nin İran’a saldırısının tetiklediği ya da ortaya çıkardığı gerçek, ucuz petrol masalının sona erdiğini, tüm dünyayı kapsayan büyük krizin, belki daha doğru olacaktır, büyük yıkımın ya da dönüşümün kapıdan içeri girdiğini gösterdi. Önümüzdeki aylarda son dönemdeki petrol çıkarımının ve ticaretinin savaşlarla kesintiye kısıntıya uğramasının vahim sonuçlarının yaşanmaya başlayacağı çoktan ilan edildi. Konuyu daha da somutlaştıran “101” gün kaldı diyenler de var.
***
Kıtlığı ve serbest ticaretinin engellenmesi bir felaket olan Petrol önemlidir ve gerçekten de “Antroposen” çağının son evresine girildiğini korkuyla dile getirenler, karanlıkta mezarlıktan ıslık çalarak geçmeye çabalayan ölümle ilişkisi çoktan belli olmuş zombilere benziyorlar. Hayallerine uymayan gelişmeler karşısında ne yapacaklarını bilemiyorlar. Savaşların yarattığı tahribatın kalıcılığı ürkütse de her koşulda ayakta kalmanın bir yolunu bulabileceklerine olan inançları bu kez ağır bir darbeyle sarsıldı. Savaşı hegemonyalarını sürdürmek için gerekli ve zorunlu saydılar ve bodoslama giriştiler. Böyle akılsızca bir eylem ancak akılsız tanımını zorlayan narsist, megaloman bir kişi ile eşleşebilirdi, öyle de oldu.
***
Savaş yüz binleri bulan can kaybının yanı sıra önce jeolojik bir kavram olan Antroposen’i son döneminde aynı zamanda toplum bilimlerinin de dikkate aldığı bir kavrama dönüştürdü. Bu insanlar arasındaki farklılıkları pek ciddiye almayan “kuşkusuz eşitsizlikler de vardır” demekle yetinen antroposen çağının savaşlarla ilgili yaklaşımı da onun adeta seyirlik bir eğlence “entertainment” sektörü gibi algılanmasına da yol açtı.
***
Bu gelişmeler bir gerçeğin daha net görülmesine de yol açtı. Sınıfları katmanları analizlerin dışına süren liberal yaklaşım, her şeyi pek soyut ve gerçeği yansıtmayan “insanlıkla” izah etmeye seviyordu, ama gizlenemeyen gerçeklik insanlık diye bir varlıktan söz etmenin yeterli ve çözüm odaklı olamayacağını gösterdi. Farklı konumlardaki insanlar genel bir insandan insanlıktan söz edildiğinde soruyorlar. İnsan nedir, kimdir? Afrika’daki insan ile ortalama bir Amerikan yurttaşı arasında ne gibi bir ortaklık, benzerlik, eşitlik var? Çevreyi kim kirletiyor? ABD yurttaşı mı, Afrikalı ya da Asyalı bir gelişmişlik kapıları tıkanmış, göçe zorlanmış sömürülerek yaşayabilenler hangi klasmanda yer alıyorlar? Bizim son yıllarda sayıları hızla artmış milyarderlerimiz mi, direnerek, ödenmeyen ücretlerini alan işçiler mi?
***
Savaş, umutsuz bir geleceği tarif etti ve yaşadığımız çağın sınıf çelişkilerini, insanlar arasındaki derin uçurumların daha net görülmesine yol açtı. 2026 Dünya Eşitizlik Raporu’na göre en zengin yüzde 10’luk kesim küresel servetin yüzde 75’ine sahip. En yoksul yüzde 50’lik kesim ise yalnızca yüzde ikiyle yetinmek zorunda. Yoksulların hali pür melalini anlatmayı kendine dert etmeyen, günümüzün teorik açıklamasına soyunan antroposen dönem kavramı artık açıklayıcı değil. Gerçekler artık daha gözle görünür haldedir. şimdi enerji kaynaklarının kömür, elektrik, petrol, doğal gaz ve nükleer enerji kaynaklarına el koyarak hegemonyasını korumak isteyen ama artık bu denetlenemez Antroposen çağında başarı şansını yitiren emperyalizmin çılgınlıklarına hazır olmak gerekiyor. Tehlike büyüktür ama çılgınlığa direnmenin mümkün olduğu da anlaşılmadı mı?
***
Bu çılgınlıkların başında kuşkusuz savaş ve onun kendini hızla gösteren sonuçları gelir. Söylendiği gibi Hürmüz boğazının kapatılması, petrol ticaretinin ne kadar hayati olduğunu pratik olarak gösterdi. Boğazlar ve kanallar kapitalizmin nefes borularıdır. Tıkandıkları ya da akış engellendiğinde kapitalizm çırpınmaya başlar. Bu kez de öyle oldu. Boğazının nefes borusunun tıkanabileceğine ihtimal vermeyen emperyal güç, son yıllarda nefes almakta zorlanan ABD kolay bir savaş bekliyor, Venezuela örneğini yineleyebileceğini umuyordu. Olmadı; İran bilmediği, tanımadığı, ölçemediği bir güç olarak önce direnmeyi sonra da üste çıkmayı başardı.
***
Asıl hedef olarak günümüzdeki ağır hasım olarak ilan edilmiş olan Çin ve Polonya’da yıllardır düşük yoğunluklu bir savaşı sürdüren Rusya’nın gizli açık desteği de eklenince zafer kazanmak mümkün olmadı, sık sık ilan edilen “yerle bir etmek, haritadan silmek” gibi boş tehditler de işe yaramadı. Ama bu arada pek çok ülkenin enerji kaynaklarına petrole ve doğal gaza ulaşımı durma noktasına geldi. Enerji kaynaklarına ulaşamamak hayatın durma noktasına gelmesi demektir. Buna susuz kalmak gibi bir tehlike de çok uzaklarda değildir. Dahası savaş bittiğinde de durumun düzeltilmesinin kolay olmadığı gerçeğini de bilmek gerekiyor.
***
Bundan sonra çatışmaların savaşların tanımı emperyal güçler tarafından yapılmayacak, evdeki hesap çarşıdaki hesap meselesi daha ciddi konuşulacaktır. Emperyalistlerin irili ufaklı egemen devletler korosunun ses uyumu bozulmuş, çok sesli müzik ahengini yitirmiştir. Kanallar ve boğazlar artık egemenlerin mülkiyetine göz diktiği yerler olmaktan çıkmıştır. Avrupa ile ABD arasındaki eski çıkar ortaklığı alışverişinde şimdi yeni algoritmalar devreye girdi. En büyük benim diyenin “tek dişi kalmış canavar” tarifine daha uygun olma yolunda ilerlediği de söylenebilir. Bu alışmışın kudurmuştan beter olduğu yolundaki söz de ihtimal yeniden yazılacaktır. Alışmışın, “sırada Grönland var, ama önce eski derdim, eski yaram Küba’dır, şimdi oraya yöneleceğim” diyecekse belki orada da ağır bir yenilgi sokaktadır.
Ve sokak emperyalistleri, emperyalistler sokağı oldum olası sevmezler.