Enflasyonda Hürmüz düğümü, Türkiye’yi bekleyen zorlu denge

Türkiye ekonomisi, nisan ayının son haftasına yalnızca faiz kararıyla değil, küresel enerji fiyatları, Hürmüz Boğazı krizi, bozulan enflasyon beklentileri ve reel sektördeki yavaşlama sinyalleriyle girdi. Merkez Bankası politika faizini yüzde 37’de, gecelik borç verme faizini ise yüzde 40’ta sabit bırakırken, piyasalarda asıl dikkat kararın seviyesinden çok, metinde verilen mesajlara çevrildi. Karar metninde enflasyonun ana eğiliminin mart ayında gerilediği, ancak öncü verilerin nisanda sınırlı bir yükselişe işaret ettiği belirtildi. Enerji fiyatlarındaki yüksek seyir ve oynaklığın ise hem maliyet kanalı hem de iktisadi faaliyet üzerinden enflasyon görünümünü etkilediği vurgulandı.


Yılbaşından bu yana Dolar/TL ve Euro/TL’deki artışın yaklaşık yüzde 4,5 seviyesinde kalması, buna karşılık enflasyonun çok daha hızlı ilerlemesi, TL’nin reel olarak değerli kalmaya devam ettiği şeklinde değerlendiriliyor.

ENFLASYON İÇİN YENİ ADIMLAR

Merkez Bankası’nın karar metninde yer alan “enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bozulma öngörülmesi durumunda para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır” ifadesi, piyasa çevrelerinde yeni adımların gündeme gelebileceği şeklinde yorumlanıyor. Özellikle petrol fiyatları, kur görünümü, beklentiler ve şirket maliyetleri üzerinden oluşabilecek ikincil etkilerin, önümüzdeki dönemde Merkez Bankası’nın karar alanını daraltabileceği belirtiliyor.

ENFLASYON BEKLENTİSİ KATLADI

Ekonomi çevrelerine göre bu risk hattının merkezinde ise Hürmüz Boğazı bulunuyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile ateşkesin uzatıldığını açıklaması piyasada kısa süreli bir rahatlama yaratırken, enerji piyasaları açısından asıl meselenin savaşın bitip bitmediğinden çok, Hürmüz geçişlerinin kalıcı ve güvenli biçimde açılıp açılmayacağı olduğu değerlendiriliyor. Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol’un; günlük 13 milyon varillik arz kaybına ilişkin uyarısı da bu nedenle piyasalarda yakından izleniyor.

KALICI HALE GELİR

Enerji maliyetlerindeki artış, üreticilerin fiyatlama davranışlarını etkilerken, enflasyon beklentilerinin bozulması halinde bu baskının kalıcı hale gelme riski de artıyor. Nitekim Merkez Bankası’nın nisan ayına ilişkin sektörel enflasyon beklentileri verileri, bu kırılganlığın güçlendiğini ortaya koymuş vaziyette. Buna göre 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi piyasa katılımcıları için yüzde 23,39’a, reel sektör için yüzde 33,70’e, hane halkı için ise yüzde 51,56’ya yükselirken, gelecek 12 ayda enflasyonun düşeceğini bekleyen hane halkı oranı ise yüzde 14,57’ye geriledi.

CARİ DENGEYİ SARSIYOR

Yapılan analizlerde, para politikasının artık yalnızca mevcut enflasyonu değil, enflasyona dair algıyı da yönetmek zorunda kaldığı belirtiliyor. Piyasa katılımcıları ile hane halkı beklentileri arasındaki farkın açılması, fiyatlama davranışlarının daha dirençli hale gelebileceğine işaret ediyor. Reel sektör tarafında beklentilerin yüzde 33’ün üzerine çıkması ise maliyet artışlarının üretici fiyatlamalarına yansıma riskini artırıyor. Bu nedenle Merkez Bankası’nın karar metninde “ikincil etkiler” vurgusunu öne çıkarması, ekonomi çevrelerinde kritik bir uyarı olarak değerlendiriliyor. Ekonomi uzmanlarına göre enerji fiyatlarındaki artış yalnızca ithalat faturasını büyütmekle kalmıyor; üretim maliyetlerini, ihracatçıların rekabet gücünü ve cari denge görünümünü de etkiliyor.

SIKILAŞMA GÜNDEME GELEBİLİR

İktisat Uzmanı-Ekonomist Barlas Yurtsever ise oluşan tablo ve risklere değinirken, “Enerji şokunun doğrudan etkisi ilk aşamada akaryakıt ve ulaşım maliyetlerinde görülürken, ikinci aşamada gıda, kira, hizmet, sanayi ürünleri ve ücret beklentilerine yayılma riski bulunuyor. Petrol fiyatındaki artış tek başına Merkez Bankası’nın kontrol edebileceği bir alan değil. Ancak bu artışın enflasyon beklentilerini bozması ve fiyatlama davranışlarına kalıcı biçimde yerleşmesi halinde para politikası daha sıkı bir hatta çekilmek zorunda kalabilir” diyor.

Enflasyonda Hürmüz düğümü, Türkiye’yi bekleyen zorlu denge - Resim : 2
Nisan ayında Körfez ham petrol üretiminin yaklaşık 14,5 milyon varillik bölümünün, yani savaş öncesi arzın yüzde 57’sinin devre dışı kaldığı tahmin ediliyor. Goldman Sachs, bu kaybın büyük ölçüde fiziksel altyapı hasarından değil, stok yönetimi ve ihtiyati kapatma kararlarından kaynaklandığını belirtiyor.

HÜRMÜZ ÇIKMAZI

Kamuoyu araştırmacısı Volkan Tebrizcik ise önümüzdeki dönemde Türk ekonomisinin yönünü yalnızca Merkez Bankası’nın faiz koridorunun belirlemeyeceğine dikkat çekiyor. Tebrizcik’e göre Hürmüz’den geçen tanker sayısı, Brent petrolün seviyesi, jet yakıtı arzı, Avrupa’daki uçuş iptalleri, küresel iflas beklentileri, rezervlerin seyri, takipteki alacak oranı ve hane halkının enflasyon algısı aynı tablonun parçaları olarak birlikte okunmalı.

[email protected]

Kaynak: Web Özel

Başa dön tuşu