CIA belgelerinde Türkiye! Kontrol edilmesi gereken güç

Soğuk Savaş’ın en sert yıllarında, 21 Şubat 1956 tarihinde hazırlanan bir Amerikan istihbarat raporu, Türkiye’nin Washington nezdindeki yerini ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor. “Müttefik Olarak Türkiye” başlığını taşıyan, gizliliği 2013 yılında kaldırılan ancak ilk kez gün yüzüne çıkartılan CIA belgesinde; Ankara’nın askeri kapasitesi, Sovyet tehdidine karşı konumu, iç siyaseti, tarım politikaları, ekonomik büyüme hamlesi, Adnan Menderes’in liderlik tarzı, Kıbrıs meselesi ve Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği dikkat çekici başlıklar altında ele alınıyor. İnönü Üniversitesi’nden Muhammed Cihad Kubat’ın akademik çalışmasından yansıyan raporda, Türkiye’nin ABD açısından stratejik değerinin altı çizilirken, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 1950’li yıllardaki kapasitesine ilişkin çarpıcı değerlendirmeler de yer alıyor.


Deniz Kuvvetleri’ne ilişkin değerlendirme dikkat çekici. CIA raporunda Türk Donanması, Akdeniz’deki NATO ülkeleri arasında “en etkisiz” güç olarak tarif ediliyor.

TÜRKİYE SIRADAN ÜYE DEĞİL

CIA raporunda Türkiye’nin jeopolitik konumuna da özel vurgu yapılıyor. Belgede, Karadeniz’e açılan boğazları kontrol eden, Sovyetler Birliği’nin güney kanadında yer alan, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’e uzanan stratejik hatta bulunan Türkiye’nin Washington açısından sıradan bir NATO üyesi olmadığı belirtiliyor. İstihbarat raporunda Türkiye’nin, Sovyet yayılmacılığına karşı kararlı duruş sergilediği, NATO savunma hazırlıklarıyla uyumlu hareket ettiği ve ABD ile askeri-diplomatik alanda yakın çizgide bulunduğu ifade ediliyor.

TÜRK TUGAYI’NA ÖVGÜ

Raporda, Türkiye’nin Kore Savaşı’ndaki rolüne de ayrı bir parantez açılıyor. Kunuri ve Kumyangjangni muharebelerinde Türk Tugayı’nın gösterdiği direncin, ABD kamuoyunda ve karar alıcı çevrelerde Türkiye’ye yönelik “güvenilir savaş ortağı” algısını güçlendirdiği belirtiliyor. CIA değerlendirmesinde, bu askeri performansın Türkiye’nin NATO üyeliği sürecinde önemli bir zemin oluşturduğu kaydediliyor.

FAKİR TARIM ÜLKESİ

İstihbarat raporunda Türkiye yalnızca dış politika ve güvenlik başlıklarıyla değil, toplumsal ve ekonomik yapısıyla da inceleniyor. CIA, 1956 itibarıyla Türkiye’yi “fakir ve gelişmemiş bir tarım ülkesi” olarak tanımlıyor. Raporda, köylerde siyasete ilginin arttığı, yeni yolların kırsal yerleşimleri kentlere bağladığı, Amerikan teknik ve ekonomik yardımlarının toplumsal hareketliliği hızlandırdığı ifade ediliyor. Bununla birlikte belgede, ülke siyasetinin “küçük, eğitimli bir elit çevre” tarafından şekillendirildiği; geniş halk kitlelerinin eğitim ve toplumsal meselelerde devlet yönlendirmesine ihtiyaç duyduğu yönünde değerlendirmelere de yer veriliyor. CIA raporunda, Demokrat Parti’nin kırsal kesime dönük politikalarının Türkiye’de yeni bir toplumsal ve siyasal denge oluşturduğu tespiti dikkat çekiyor.

MENDERES DEĞERLENDİRMESİ

CIA istihbarat raporunun en çarpıcı bölümlerinden birini de, Başbakan Adnan Menderes’e ilişkin değerlendirmeler oluşturuyor. Raporda 1956 itibarıyla Demokrat Parti’nin ülkenin en güçlü siyasi hareket olduğu, Menderes’in de seçmen nezdinde etkili liderliğini sürdürdüğü belirtiyor. Ancak aynı istihbarat değerlendirmesinde, yönetim gücünün giderek Menderes ve dar bir danışman çevresinde toplandığı ifade ediliyor. CIA raporunda, iktidar partisi içindeki rahatsızlığın büyüme ihtimaline de yer veriliyor. Belgede, ekonomik sıkıntıların derinleşmesi, ABD’den beklenen mali desteğin sınırlı kalması ve Demokrat Parti içindeki kopuşların hızlanması halinde Menderes’in parti tarafından görevden uzaklaştırılabileceği yönünde dikkat çekici bir öngörü bulunuyor.

CIA belgelerinde Türkiye! Kontrol edilmesi gereken güç - Resim : 2
Raporun hava savunmasına ilişkin bölümünde daha sert ifadeler kullanılırken, Türk Hava Kuvvetleri’nin sınırlı muharebe hazırlığına sahip olduğuna değiniliyor.

“MEHMETÇİK VATANSEVER”

Belgenin en dikkat çekici bölümlerinden biri Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ayrılıyor. CIA raporunda, Türkiye’nin askeri gücünü ayakta tutmak için ciddi ekonomik fedakarlık yaptığı belirtiliyor. Savunma harcamalarının enflasyonist baskı oluşturduğu, buna rağmen Türk kamuoyunun Sovyet tehdidi karşısında bu harcamaları gerekli gördüğü ifade ediliyor. Raporda, Türk Kara Kuvvetleri’nin yaklaşık 430 bin askere sahip olduğu, ihtiyaç halinde 800 bin kişinin daha silah altına alınabileceği belirtiliyor. Hava Kuvvetleri’nde yaklaşık 30 bin personel ve 400 askeri uçak bulunduğu; Deniz Kuvvetleri’nde ise personel sayısının 33 bine çıkarılmaya çalışıldığı kaydediliyor. CIA raporunda Türk askeri “vatansever, disiplinli ve fiziksel olarak dayanıklı” sözleriyle tanımlanıyor. İstihbarat değerlendirmesinde, Kara Kuvvetleri’nin NATO’ya tahsisli birliklerinde teçhizat düzeyinin ortalama yüzde 50’nin biraz üzerinde olduğu, lojistik desteğin önemli bölümünün dış yardıma bağlı kaldığı, genç subay ve astsubay kadrolarında nitelik açığı bulunduğu belirtiliyor.

KIBRIS MESELESİ DE YER ALIYOR

1956 tarihli CIA raporunda Türkiye-Yunanistan ilişkileri ve Kıbrıs meselesi de ele alınıyor. Belgede, Ankara ile Atina arasında Kıbrıs üzerinden gerilim yaşandığı; Türk basınında adanın Türkiye’ye bağlanması gerektiği yönünde yayınların bulunduğu kaydediliyor. Ancak raporda, Türkiye’nin Kıbrıs’ı doğrudan ilhak etmeye dönük güçlü bir irade göstermediği ve İngiliz hakimiyetinin sürmesine köklü bir itiraz gelmeyebileceği değerlendirmesine yer veriliyor.

[email protected]

Kaynak: Web Özel

Başa dön tuşu