Kürt hareketi, siyasi hesaplara prim vermemeli

“Kürt hareketi, siyasi hesaplara prim vermemeli”

Çiftyürek şöyle konuştu:

“Kürt siyaseti cephesinde, Öcalan’ın açıklamalarıyla somutlaşan irade; şiddet dilinin terk edilmesi ve sivil demokratik siyasete tam geçiş yönündedir. Ancak bu tek taraflı bir iradeyle kalıcı bir barışa dönüşemez. Kürt siyaseti silahların susmasını kıymetli bulsa da, bu adımın karşılık bulması için devletin de ‘aynayı kendine tutması’ ve şiddet tekelini sorgulaması gerekmektedir.

“İKTİDAR BLOKU DEMOKRATİKLEŞMENİN ÖNÜNDE ENGEL”

Demokratikleşme beklentisinin karşısındaki en büyük engel, iktidarın yönetim biçimidir. AKP’nin mevcut çizgisi, ‘Doğu despotizminin İslami versiyonu’ olarak nitelendirilen bir yapıya bürünmüş durumdadır. Bugün devlet, demokratikleşme sinyalleri vermek yerine; içte ve dışta tamamen ‘güvenlik ve terör’ vurguları üzerine yeniden kodlanmaktadır. Bu güvenlikçi dil, demokratikleşmenin önünü kapatan boğucu bir iklim sunmaktadır. Cumhur İttifakı’nın mevcut hamleleri, samimi bir çözümden ziyade muhalefeti paralize etme ve Kürt siyasetini oyalama stratejisi gibi görünmektedir. Kürt hareketinin bu siyasi hesaba prim vermesi beklenmemelidir. Gerçek bir çözüm için Türkiye’nin ‘güvenlik’ sarmalından çıkıp, devletin demokratikleştirilmesini esas alan devrimci ve kapsayıcı bir perspektife ihtiyacı vardır. Aksi takdirde, ismi konulmayan süreçler, tarihsel bir patinajdan öteye geçemeyecektir.”

“BABADAN OĞULA GEÇEN YENİ DÜZEN ARAYIŞI”

Siyaset bilimci Onur Alp Yılmaz ise “Türkiye “yeni bir çözüm süreci” tartışmalarına sahne olsa da, madalyonun öteki yüzünde bambaşka bir güç savaşı var. Mevcut durumu analiz ettiğimizde, ortada demokratik bir atılımdan ziyade; iktidarın kendi gücünü tahkim etme, babadan oğula geçen yeni bir düzen kurma ve ittifak bileşenlerinin kendi geleceklerini garanti altına alma çabası olduğunu görüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

“Süreci meşrulaştırmak için öne sürülen ‘İsrail tehdidine karşı iç cepheyi güçlendirme’ ve ‘Abdullah Öcalan’ı bu cepheye dâhil etme’ iddiası, kendi içinde derin bir tutarsızlık barındırmaktadır. Hareketin liderinin, yine aynı hareketi desteklediği iddia edilen İsrail’e karşı Türkiye safına geçeceği beklentisi rasyonel bir temele dayanmamaktadır” diyen Yılmaz şu ifadelere yer verdi:

“ERDOĞAN ABD’YE BAKIYOR”

“Nitekim İmralı tutanakları incelendiğinde, Öcalan’ın silah bırakma çağrısı yapmak yerine, bölgedeki Kürt güçlerin silahlı varlığını meşru gören bir tutum sergilediği açıkça görülmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu meseleyi çözmek için asıl muhatap olarak gördüğü yer İmralı değil, Amerika Birleşik Devletleri’dir. Trump’ın Ortadoğu’yu ticarileştirme projesinde yer alma karşılığında güvenlik ve destek arayan Erdoğan, ABD’yi bu konuda ikna etmiş görünmektedir. Erdoğan’ın zihin dünyasında ‘PKK’yı yendiği’ ve ‘Suriye’de istediği rejim değişikliğini yaptığı’ inancı hâkimken, toplum nezdinde meşruiyeti olmayan bir figür olan Öcalan’la gerçek bir müzakere yürütmesi beklenmemelidir.

‘MHP’DE BENİ TASFİYE ETME ANLAYIŞI VAR’

Sürecin en şaşırtıcı aktörü olan Devlet Bahçeli’nin çıkışlarını ise tamamen ‘tasfiye olma korkusu’ üzerinden okumak gerekir. Erdoğan’ın ABD ile kurduğu yeni denge ve sandığın anlamsızlaşacağı bir rejim tasarısı, Bahçeli’yi ve MHP’yi sistem dışında bırakma potansiyeli taşımaktadır. Bahçeli’nin Öcalan’a statü verilmesi önerisi, aslında hem MHP’nin hem de Kürt hareketinin yeni kurulacak düzende anayasal bir güvence altına alınması çabasıdır. Devlet Bahçeli’nin buradaki temel stratejisi şudur: ‘Rejimini kurabilirsin ama beni tasfiye etme; geçmişteki ortak suçlarımızı ve ittifakımızı bir sistem zırhıyla koru’.

‘SÜREÇTE DEMOKRATİKLEŞME YOK’

Kürt hareketi cephesinde ise bir ‘demokratikleşme’ illüzyonu yaratılmaya çalışılmaktadır. Ancak 27 Şubat’tan bu yana yaşanan tutuklamalar ve baskılar, ortada demokratik bir pusula olmadığını göstermektedir. Gelinen noktada Kürt hareketi; belediye rantlarını korumak, kayyum atanmasını engellemek ve iktidarın nimetlerinden faydalanma sürecine girmiş görünmektedir. Bu senaryoda Kürt hareketi, sistemin yeni ‘ötekisi’ olarak CHP’nin konumlandırılmasına da rıza göstermektedir. Öcalan’ın hapisten çıkıp ‘Kürtlerin kayyumu’ olma arayışı, Bahçeli’nin partisinin sistemdeki rolünü koruma çabası ve Erdoğan’ın mutlak iktidar hedefi, farklı ‘ahlâki zırhlar’ altında birleşmiştir. Bu süreç bir demokratikleşme hamlesi değil, aktörlerin kendi siyasi ikballerini garanti altına alma operasyonudur.”

BirGün'e Omuz Ver BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu