Başka bir gerçeklikte yaşıyorlar! ‘Güç zehirlenmesi’ ispatlandı
Dünyanın birçok bölgesinde savaşların ve jeopolitik gerilimlerin arttığı bir dönemden geçiliyor. Özellikle İran’da yaşanan savaş, Ukrayna’daki durum ve Orta Doğu’daki çatışmalar, küresel siyasetin merkezine yeniden “güç” kavramını yerleştirdi. Washington’dan Moskova’ya, Pekin’den Tahran’a kadar dünya liderlerinin aldığı kararlar yalnızca ülkeleri değil, milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkiliyor. Bu kararların arkasındaki psikoloji ve zihinsel süreçler ise son yıllarda bilim dünyasının da dikkatini çekiyor. Yeni araştırmalar, siyasi ve kurumsal güç sahibi kişilerin dünyayı algılama biçiminin sıradan insanlardan farklılaşabileceğini gösteriyor. Hatta bazı bilim insanlarına göre bu fark o kadar belirgin ki, güçlü konumda bulunan kişiler adeta “başka bir evrende yaşıyormuş gibi” davranabiliyor. Okan Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğretim Üyesi İlker Çayla, güç sahiplerinin karar verme süreci ile ilgili araştırmayı değerlendirdi.
Kendisini güçlü hisseden bireylerin beyninde empatiyle ilişkili “ayna nöron” sisteminin daha zayıf çalıştığı ispatlandı.
BEYNİ DEĞİŞTİRİYOR
Araştırmaya göre, büyük bir güce hükmeden konumda bulunan kişilerde beynin empati ve sosyal algıyla ilgili bazı mekanizmaları zayıflayabiliyor. Araştırmacılar, başkalarının duygularını “tarayan” bir tür nörolojik radarın zamanla körelebileceğini belirtiyor. Bunun temel nedeni ise güç sahibi kişilerin davranışlarının çoğu zaman ciddi sosyal sonuçlar doğurmaması ve bu nedenle geri bildirim mekanizmasının zayıflaması. Nörobilim alanındaki diğer çalışmalar da benzer sonuçlara işaret ediyor. Araştırmalar, kendisini güçlü hisseden bireylerin beyninde empatiyle ilişkili “ayna nöron” sisteminin daha zayıf çalışabildiğini gösteriyor. Bu sistem normalde başkalarının eylemlerini ve duygularını anlamayı kolaylaştırıyor. Ancak güç hissi arttığında bu nöral tepkilerin azalabildiği tespit edildi.
FARKLI GERÇEKLİKLER
Araştırmayı değerlendiren Çayla, özellikle sosyal bilgi işleme ve empatiye ilişkili bazı beyin bağlantılarının sosyal statüyle birlikte farklılaşabildiğini belirterek şunları söyledi: “Bu bulgular, güç sahiplerinin bazen toplumun geri kalanından kopuk bir gerçeklik içinde yaşadığı yönündeki yaygın gözlemi bilimsel açıdan da tartışmaya açıyor. Sosyoloji açısından bakıldığında bu aslında yeni bir fikir değil. Örneğin Pierre Bourdieu, insanların dünyayı sosyal konumlarına göre algıladığını söyler. Ona göre herkes aynı gerçekliği görmez. Toplumsal konumumuz, eğitimimiz, ilişkilerimiz ve sahip olduğumuz kaynaklar dünyayı algılama biçimimizi şekillendirir. Yani güç arttıkça gerçeklik algısı bir ölçüde değişiyor. Bourdieu’nun ‘habitus’ dediği şey tam olarak budur.”
FARKLI SOSYAL KÜRELER
İnsanın bulunduğu sosyal çevrenin içinde düşündüğünü ve hissettiğini vurgulayan Çayla şunları kaydetti. “Üst düzey yöneticiler, politik elitler ya da ekonomik elitler farklı bir sosyal ağ içinde yaşarlar. Bu ağda bilgi akışı farklıdır, sorunlar farklı görünür ve gündelik hayat farklıdır. Dolayısıyla algı da farklılaşır. Örneğin Peter Sloterdijk modern toplumun tek bir gerçeklikten oluşmadığını söyler. Ona göre toplum, farklı ‘sosyal küreler’ veya küçük atmosferlerden oluşur. Finans dünyası, siyaset dünyası, akademi veya medya kendi sosyal balonlarını üretir. İnsanlar bu balonların içinde yaşadıkça diğer kesimlerin deneyimlerini daha az hisseder. En önemli sonuç, algı farkının büyümesidir.”
Günümüz dünyasında savaş, ekonomik kriz ve jeopolitik rekabet gibi kritik kararların büyük kısmı dar bir liderler grubunun elinde bulunuyor.
GERÇEKLİK ALGISI FARKLI
Çayla şu saptamaları yaptı: “Üst konumdaki kişiler çoğu zaman fırsatları ve büyümeyi görürken, alt kesimler belirsizlik ve risk hissedebilir. Bu iki deneyim arasındaki mesafe büyüdüğünde toplumda ‘bizi anlamıyorlar’ duygusu ortaya çıkar. Son yıllarda birçok ülkede yükselen elit karşıtı söylemlerin arkasında da bu algı farkı vardır. Yani mesele kesinlikle sadece ekonomi değildir. Ekonomik eşitsizlik önemli ama mesele aynı zamanda bir algı meselesi. İnsanlar farklı sosyal dünyalarda yaşadıkça gerçekliği de farklı yorumlar. Toplum yalnızca kaynakların değil, aynı zamanda gerçeklik algılarının da eşitsiz dağıldığı bir yapıdır.”
[email protected]
Kaynak: Web Özel