Bolivya’daki ayaklanma sadece bugünün değil yarının kavgasıdır

Bolivyalı protestocular, sendikacılar, yerli halkların temsilcileri BirGün’e konuştu: Bolivya’daki ayaklanma sadece bugünün değil yarının kavgasıdır

BOLİVYA’DA YAŞANANLAR HALKÇI BİR AYAKLANMA

René Soliz VILLCA, Bolivya Yerli Kültürlerarası Topluluklar Konfederasyonu (CSCIOB) Örgütlenme Sekreteri:

Bolivya’da şu an yaşananlar halkçı bir ayaklanmadır. Bu durum, seçim kampanyasında vaat ettiği gibi ülkenin yapısal sorunlarını çözme kapasitesine sahip olmayan ulusal hükümetin beceriksizliğine bir yanıttır. Rodrigo Paz, bugün protesto gösterileri düzenleyen halkın oylarıyla başkan seçildi. Çoğunluk ülkeyi yönetmesi ve sorunları çözmesi için kendisine verdiği oydan ötürü hayal kırıklığı ve ihanete uğramış hissediyor.

Rodrigo Paz, seçim kampanyasında kendisini merkez sağda konumlandırıyor ve ulusal çoğunlukların (yerliler, köylüler, işçiler, esnaflar vb.) sorunlarını çözeceğini vaat ediyordu. Bu taahhütleri arasında, ülkeyi borçlandırmamak adına uluslararası finans kuruluşlarına başvurmamak ve yolsuzlukla mücadele de yer alıyordu. Ancak bunların hiçbiri gerçekleşmedi. Aksine, ilk tedbirlerinden biri büyük servetlere yönelik vergiyi kaldırarak kapitalistleri ödüllendirmek oldu. Halkın çoğunluğu için ise temel ekmeğin ham maddesi olan unun sübvansiyonunu kaldırdı ve ekmek fiyatı %50 arttı. Diğer yandan, uluslararası fiyatlardan yakıt sağlamak suretiyle benzin ve dizel sübvansiyonunu da kaldırdı.

NEOLİBERAL SALDIRILARA KARŞI SOKAĞIN ÖFKESİ

Daha sonra aralık ayı ortalarında 5503 sayılı kararnameyi çıkararak aşırı sağa kayma ve neoliberal bir model uygulama yönündeki tüm niyetlerini açıkça ortaya koydu. Bu kararname ulusal ve ulusötesi özel yatırımları kayırıyor; lityum, madenler, hidrokarbonlar gibi doğal kaynakların satılmasını, stratejik şirketlerin özel sermayeye devredilmesini ve işveren lehine esnek çalışma modellerini öngörüyordu. Diğer önlemlerin yanı sıra bu 5503 sayılı kararname, sokaklarda ve otoyollardaki toplumsal protestolar ve ulusal yol kapatma eylemleri sayesinde yürürlükten kaldırıldı. Yol kapatma eylemleri toplumsal protestonun uç bir yöntemi olsa da, uygulanmak istenen kamu politikalarına karşı kitlelerin doğrudan demokrasiyi işletmesidir. Hükümetin sokaklarda aldığı bu yenilgi, Bolivya’nın şirketlerinin elden çıkarılmasına, doğal kaynakların satılmasına ve sosyal yardımlar, işçi kazanımları, ücretsiz/evrensel eğitim ve sağlık hakkı gibi kazanımların geriye götürülmesine asla tolerans göstermeyeceğine dair sert bir uyarıydı.

YAKIT KITLIĞI İNFİALE YOL AÇTI

Öte yandan, ocak ayından bu yana bize, izin verilen sınırların çok üzerinde, kurum dolu kirli benzin satıyorlar. Bu durum araç motorlarının kullanım ömrüne ciddi zarar veriyor. En kötüsü de yaşanan yakıt kıtlığıdır. Bu kabul edilemez durum toplum genelinde büyük bir infiale yol açtı. Buna bir de yakıt alımında fahiş fiyatlarla yapılan ve savcılığa ihbar edilerek kanıtlanan yolsuzluk vakaları eklendi. Ücretli çalışan kesimle enflasyonun üzerinde maaş artışı yapılması, nakliyecilerle berbat benzin satışının durdurulması gibi konularda taahhütler imzalanmasına rağmen sektörel talepler karşılanmadı. Son 6 aydır hükümet sadece söz üzerine söz verdi ve toplumun bağrında büyük bir öfke birikti.

TOPRAK KANUNU İSYANIN FİTİLİNİ ATEŞLEDİ

Gözden kaçan bir diğer husus ise, 1720 sayılı Toprak Politikası Kanunu’nun fitili ateşleyen unsur olmasıdır. Bu kanun, küçük tarım mülklerinin gönüllü olarak vergi ve krediye tabi orta ölçekli mülklere dönüştürülmesini öngörüyordu. Oysa anayasamızın 394. maddesinin II. fıkrası uyarınca, küçük mülkler aile mirası olarak korunmakta olup bölünemez ve haczedilemez niteliktedir. Bahsi geçen kanun ise finans kuruluşları tarafından bu mülklere el konulmasının önünü açarak anayasamıza doğrudan ters düşüyor, köylüleri ve yerli halkı doğrudan mağdur ediyordu.

İşte bu yüzden, daha nisan ayında bu kanunun iptal edilmesi talebiyle protestolar başladı. Büyüyen tepkiler ve baskılar karşısında başkan kanunu iptal etmek zorunda kaldı; ancak bu hamle yeterli olmadı. Olgunlaşan ve büyüyen protestolar, bugün artık doğrudan başkanın istifasını talep etme noktasına geldi.

NE VAR NE YOK SATMAYI PLANLIYORLAR

Nisan ayına gelindiğinde, farklı sektörlerden spesifik taleplerle protestolar başladı. Ancak hükümet, protestoların ortasında sözde ülkeye ilerleme getirmek amacıyla 10 yapısal yasa tasarısından oluşan bir paket çıkardığında hoşnutsuzluk daha da büyüdü. Bu pakette yine ulusal ve ulusötesi özel yatırımlara imtiyazlar tanınıyor; elektrik, hidrokarbonlar, madencilik, temel hizmetler ve devlete gelir sağlayan kârlı stratejik devlet şirketlerinin özelleştirilmesi amaçlanıyor. En kötüsü de eğitim, sağlık, su ve La Paz şehrindeki teleferik hattı ile devlet hava yolu şirketi BoA (Boliviana de Aviación) gibi kamu toplu taşıma hizmetlerini özelleştirmek istiyorlar; en büyük 15 kamu şirketini satmak niyetindeler.

DİYALOG YOLU KALMADI BAŞKAN PAZ’IN SÜRESİ DOLDU

Bugün Bolivya’da yaşanan son kitlesel eylemlerin ve toplumsal protestoların fitilini ateşleyen şey bu oldu. Tüm toplumsal sektörleri çatısı altında toplayan ana örgüt COB (Bolivya İşçi Merkezi), süresiz grev ve kademeli eylem çağrısı yaptı. Başlangıçta eylemlerin odağı hükümet merkezi olan La Paz’dı. Ancak bugün 18-19 Mayıs itibarıyla, yolların %80’i kapatılmış durumda. Tek bir talep var: Başkan Rodrigo Paz’ın istifası. Artık diyalog seçeneği kalmadı çünkü faşist hükümetin süresi doldu. Bu krizden çıkmanın ve hükümetin uygulamak istediği yeni ekonomik politikayı (yani yoksullaştırıcı bir model olan neoliberalizmi) sokaklarda geri püskürtmenin tek yolu başkanın istifa etmesidir. Günler ve saatler geçtikçe protestolar daha da kitleselleşecek ve radikalleşecektir.

Hükümetin toplumsal eylemlere ve protestolara yanıtı, devletin baskı aygıtlarıyla acımasızca saldırmak oldu. Bugüne kadar 4 ölü, 10’dan fazla yaralı ve onlarca tutuklu var. Hükümet tarafından polis ve silahlı kuvvetlere doğrudan savaş mühimmatı kullanma emri verilmiştir. Buna rağmen, ne pahasına olursa olsun bu hükümeti defedene kadar durmayacağız. Bolivya’da tam olarak yaşanan budur.

PROTESTOLARIN AMACI GELECEK NESİLLERİN FELAKETE SÜRÜKLENMESİNİ ÖNLEMEK

Başkanın istifa etmesi ve artık hiçbir şekilde diyalog kurulmaması; hükümetin ülkeyi ve doğal kaynaklarını Amerikan emperyalizmine, ulusal ve ulusötesi özel sermayeye teslim etmesini engellemenin, stratejik şirketlerin satışının önüne geçmenin ve bu krizi sokaklarda, otoyollarda ve mümkün olan her yolla toplumsal protestolarla tersine çevirmenin tek yoludur. Amaç, gelecek nesillerin felakete sürüklenmesini önlemek ve geleceğimizin elimizden çalınmasına izin vermemektir.

Tüm kitlesel eylemler ve toplumsal protestolar ülkenin siyasi ve idari merkezi olan La Paz’a ulaşmakta ve başkanın istifasında somutlaşmaktadır. Ancak eylemler artık sadece La Paz ile sınırlı değil; ülkenin geri kalanına, özellikle de ana otoyollara ve başkent niteliğindeki büyük şehirlere yayılmış durumdadır.

NEOLİBERAL POLİTİKALARIN ARKASINDA AMERİKAN EMPERYALİZMİ YATMAKTADIR

Tüm bu neoliberal politikaların arkasında Amerikan emperyalizmi yatmaktadır. Eğer Rodrigo Paz’ı hükümet sarayından kovmayı başarırsak, sadece bu faşisti sarsmakla kalmayacağız; aynı zamanda Amerikan hükümetinin bölgedeki stratejik bir müttefikini ve çıkarlarını da bozguna uğratacağız. Bu başarı, ABD’den dikte edilen neoliberal politikalar yüzünden acı çeken Ekvador, Arjantin ve Şili’deki “Büyük Vatan” (Patria Grande) kardeşlerimize göstereceğimiz bir yol olacaktır.

Hükümete tırnaklarıyla tutunacaklarının da bilincindeyiz. Bu günlerde, ABD’den Arjantin üzerinden gelen iki adet Hercules uçağıyla Bolivya Silahlı Kuvvetleri’ne resmi olmayan ve yönetmelik dışı isyan bastırma teçhizatı ile ölümcül silahların gönderilmesi bu yüzdendir. Her türlü zorluğa karşı, yeni nesillerimizin geleceğinin çalınmamasını güvence altına almak ve dış politika, ekonomi politikası ile toplumsal politikalarda dış müdahale olmadan, egemen bir ülke olarak kendimizi yönetmek için hedefimize ulaşana dek durmayacağız.

***

BU BOLİVYA’NIN NASIL BİR ÜLKE OLACAĞININ KAVGASIDIR

Evo Pueblo Hareketi’nden Av. Canela CRESPO:

Bolivya, Rodrigo Paz’ın göreve gelmesinden yalnızca altı ay sonra son derece derin bir siyasi ve toplumsal krizden geçiyor. Haftalardır La Paz bölgesi başta olmak üzere ülkenin dört bir yanında yerli örgütleri, köylüler, sendikalar, madenciler, öğretmenler, nakliyeciler ve farklı halk kesimlerinin öncülük ettiği kitlesel protestolar, yürüyüşler ve yol kapatma eylemleri yaşanıyor.

Çatışma ilk olarak toprak, küçük tarım arazileri ve yerli topluluklarına ait arazilerle (tierras comunitarias) ilgili bir yasa tasarısı nedeniyle patlak verdi. Çeşitli kesimler, bu düzenlemenin toprakların belirli ellerde toplanmasını (toprak konsolidasyonunu) kolaylaştırdığını savunarak tepki gösterdi. Bu tepkiyle birlikte, Pando’dan La Paz’a doğru neredeyse bir ay süren ve yüzlerce kilometre kat edilen büyük bir yerli yürüyüşü başladı. Bu yürüyüş, zamanla birden fazla toplumsal talebin bir araya geldiği ortak bir merkez haline dönüştü.

Toprak meselesine yönelik tepkiler devam ederken, çatışma hızla tırmandı ve sürece farklı kesimlerin yeni talepleri de eklendi. Enflasyon, alım gücünün düşmesi, araçlara zarar verecek kadar kalitesiz olan akaryakıtın kıtlığı, maaş ve çalışma koşullarıyla ilgili anlaşmazlıklar gibi talepler öne çıkmaya başladı. Tüm bunlara, hükümetin Bolivya toplumunun geniş kesimlerinden tamamen kopuk olduğuna dair giderek yayılan bir algı eşlik etti.

Siyasi açıdan en dikkat çekici olanı ise bu durumun 2025 seçimlerinden sadece birkaç ay sonra yaşanıyor olması. Sürecin bu kadar hızlı gelişmesi, hükümetin yaşadığı ciddi meşruiyet kaybının önemini azaltmıyor. Bunu somutlaştıran çarpıcı bir veriyi paylaşayım: 2025 seçimlerinin ilk turunda Rodrigo Paz sadece 97 belediyede kazanabilmişken, ikinci turda 285 belediyeye ulaştı. Sadece birkaç ay sonra, mart ayındaki yerel seçimler bu bölgesel desteğin ne kadar hızlı çöktüğünü gösterdi: İktidar yalnızca 39 belediyede ipi göğüsleyebildi.

Şu anki asıl sorunun sadece ekonomik veya idari olduğunu düşünmüyorum; çok daha derin bir mesele var. Hükümet, seçim zaferini, “halk bloğunun” artık yok olduğunu ya da Bolivya siyasi hayatından tamamen silinebileceğini sandı.

Ancak mevcut kriz tam tersini kanıtlıyor. Halk bloğu bugün kurumsal düzeyde pek varlık gösteremiyor olsa da, muazzam bir yeniden örgütlenme ve mobilizasyon kapasitesine sahip bir siyasi, sendikal ve yerli-köylü hafızası hâlâ canlılığını koruyor.

Hükümetin en büyük hatası da muhtemelen burada yatıyor: Bolivya’nın artık eski Bolivya olmadığını anlayamamak.

PROTESTOLAR NE TÜR ETKİLERE YOL AÇTI, NEREYE EVRİLİR?

Bolivya’daki krizin etkileri siyasi, toplumsal, tarihi ve bölgesel düzeyde çok boyutlu bir şekilde kendini gösteriyor.

Siyasi Meşruiyet Kaybı: Kısa vadeli siyasi düzlemde en belirgin etki, Rodrigo Paz hükümetinin meşruiyetinin hızla içinin boşalmasıdır. Karşı karşıya olduğumuz durum sadece ekonomik zorlukların getirdiği bir yıpranma değil; hükümet ile sokaktaki toplumsal kesimler arasında büyüyen bir kopuştur. Görevin ilk aylarında alınan kararlar —uluslararası finans kuruluşlarına yakınlaşma, Büyük Servet Vergisinin kaldırılması, toprak yasalarında esneklik hamleleri, iş dünyasına ve güvenlik güçlerine sağlanan ayrıcalıkların artırılması— hükümetin halk çoğunluğu için değil, ulusal ve uluslararası elitler için yönettiği fikrini pekiştirdi.

Tarihi Boyut ve Hafıza: Hükümet, seçim zaferini Çokuluslu Devlet’in ve son on yılların büyük yerli-halk hareketlerinin başlattığı dönemin kapanışı olarak gördü. Ancak kriz tam tersini gösteriyor: Halk bloğu bugün kurumsal olarak parçalanmış ya da yargı yoluyla siyaset dışı bırakılmaya (proskripsiyon) çalışılıyor olsa bile, hâlâ gerçek bir kitlesel güç ve tarihi bir özne olarak varlığını sürdürüyor. Dolayısıyla bu protestolar sadece ekonomik politikalara bir tepki değil; son on yıllarda gerçekleşen toplumsal dönüşümleri yok sayarak ülkeyi yeniden dizayn etme girişimine karşı bir direniştir. Tarihsel olarak dışlanmış bu kesimler, boyun eğmeyi bir kader olarak kabul etmeyi çoktan bıraktı ve bugün Bolivya’nın yapısal bir parçası olan bir siyasi bilinç inşa etti.

Bölgesel Yansımalar: Bu çatışma, 2019’daki darbenin, Sacaba ve Senkata katliamlarının ve o dönemde Latin Amerika’daki bazı sağ hükümetlerin oynadığı rolün hafızasını yeniden canlandırıyor. Bu yüzden tüm Latin Amerika, Bolivya’daki durumu çok yakından takip ediyor.

SAĞCI HÜKÜMETTEN BİLİNDİK TAKTİKLER

Hükümetin krize tepkisi ise toplumsal eylemleri kriminalize etmek (suçlulaştırmak) oldu. Muhalif örgütlerle geniş bir siyasi diyalog kanalı açmak yerine hükümet söylemini sertleştirmeyi, yargıyı bir silah olarak kullanmayı ve son günlerde La Paz bölgesinde polis ile silahlı kuvvetlerin ortak operasyonlar yapmasını tercih etti. Birçok kesim bu uygulamaları yasa dışı buluyor ve güvenlik güçlerinin 2019 darbesindeki rolü hafızalarda tazeliğini koruduğu için bu adımları tehlikeli görüyor.

GÖSTERİLER MORALES’İ DE AŞAN TÜRDEN

Aynı zamanda hükümet, bu eylemlerin esas olarak Evo Morales tarafından organize edilen bir “istikrarsızlaştırma manevrası” olduğu algısını yaratmaya çalıştı. Evo Morales’in hâlâ ciddi bir siyasi ağırlığı ve kitlesel karşılığı olduğu doğru, ancak protestoların genişliği ve çeşitliliği, toplumsal huzursuzluğun tek bir lider figürünün çok ötesinde olduğunu açıkça gösteriyor. Resmi söylemin krizi sürekli Morales üzerinden basitleştirmeye çalışması, gerçek nedenleri açıklamaktan ziyade siyasi bir kaçış stratejisine benziyor.

AŞIRI SAĞCI MİLEİ İKİ UÇAKLARLA SİLAH GÖNDERDİ

Bu süreçte bir diğer hassas nokta ise krizin ortasında Javier Milei (Arjantin) hükümetinin Bolivya’ya iki uçak göndermesi oldu. Resmi olarak “insani yardım” şeklinde sunulsa da, 2019’daki darbeden sonra dönemin Arjantin Başkanı Mauricio Macri’nin Jeanine Áñez hükümetine protesto bastırma malzemeleri gönderdiği hafızalardadır. Bu arka plan nedeniyle, son uçak sevkiyatı geniş halk kesimlerinde ve siyasi çevrelerde kaçınılmaz olarak büyük bir şüphe ve endişe yarattı.

ŞİMDİDEN BAZI OLASI SENARYOLAR NETLEŞMEYE BAŞLADI!

Bolivya’daki senaryo son derece ucu açık ve dinamik kalmaya devam ediyor, ancak şimdiden bazı eğilimler netleşiyor:

Kısa vadede, toplumsal çatışmanın devam edeceği aşikâr. Eylemlerin büyüklüğü ve taleplerin çeşitliliği düşünüldüğünde, hükümet baskı ve kriminalizasyon politikalarında ısrar ettiği sürece hızlı bir çözüm bulmak zor görünüyor. Kaldı ki baskı, işin özündeki meşruiyet sorununu da çözmüyor.

Krizin iktidar bloku içindeki iç çatışmaları ve gerilimleri de hızlandırması muhtemel. Örneğin, Evo Morales’e karşı sert adımlar atmak iktidara yakın çevrelerde bile tam bir uzlaşı yaratmıyor; çünkü toplumsal bir krizi çok daha büyük ölçekli bir siyasi krize dönüştürme riskinin herkes farkında.

Orta vadede ise bu çatışma Bolivya’nın siyasi haritasını yeniden şekillendirebilir. Rodrigo Paz’a seçimi kazandıran temel faktörün aşırı sağ korkusu ve reddi olduğunu unutmamak gerekir; bu durum sürdürülebilir ve kalıcı bir siyasi tabana dönüşmüş değil.

Daha derin bir açıdan bakarsak kriz, Bolivya’nın onlarca yıldır gösterdiği tarihi bir sınırı yeniden teyit ediyor: Hiçbir siyasi proje; yerli-halk hareketlerinin, sendikal ve köylü örgütlerinin ağırlığını ve Çokuluslu Devlet etrafında inşa edilen siyasi hafızayı yok sayarak ülkede kalıcı bir istikrar sağlayamaz.

BU, BOLİVYA’NIN GELECEKTE NASIL BİR ÜLKE OLACAĞINA DAİR KÖKLÜ BİR KAVGADIR

Bu bağlamda bugün yaşananlar sadece hükümet ile muhalefet arasındaki geçici bir sürtüşme değil. Bu, Bolivya’nın önümüzdeki yıllarda nasıl bir ülke olacağına dair köklü bir kavgadır: Ülke, neoliberal ve teknokratik mantıkla yeniden mi yapılandırılacak, yoksa halk mücadelelerinin getirdiği dönüşümler yönetilebilirliğin ve siyasi gücün sınırlarını belirlemeye devam mı edecek?

Başkanın istifa edip etmeyeceğinden bağımsız olarak, şu an asıl risk altında olan ve sahada mücadele veren şey, bir daha asla “hiç kimse” konumuna geri dönmek istemeyen bir halkın iradesidir.

BirGün'e Omuz Ver BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu