Başka bir ‘ben’in katili olabilir miyiz?

YA BAŞKA TÜRLÜ OLABİLSEYDİM?

Dizinin merkezinde fizikçi Jason Dessen var. Bir gece eve dönerken kaçırılıyor ve gözlerini, hayatının hiç de hatırladığı gibi olmadığı başka bir gerçeklikte açıyor. Buradaki Jason’ın kariyeri, ilişkileri, başarıları, hatta kendisine dair algısı başka. Çok geçmeden anlıyoruz ki mesele yalnızca başka bir evrene geçmek değil. Jason, kendi hayatının başka ihtimalleriyle karşı karşıya. Dark Matter’ı sıradan bir paralel evren hikâyesinden çıkaran fikir tam burada başlıyor. Her seçim başka bir ihtimali doğuruyorsa, bizim “asıl hayatımız” dediğimiz şey neye göre asıl? Dizinin ilk sezonunda beni en çok yakalayan taraf da buydu. Bilimkurguyu yalnızca “başka evrenler var” fikrinin görsel cazibesine bırakmıyor; bu fikri insanın kendi hayatıyla kurduğu ilişkiye doğru genişletiyordu. Başka bir hayat ihtimali, bir süre sonra bilimsel bir varsayım olmaktan çıkıp oldukça kişisel bir soruya dönüşüyordu:

Ya başka türlü olabilseydim? İkinci sezon tam bu noktadan devam ediyor.

ÇOKLU EVRENLER ARASINDA

Dizinin düşünsel zemininde Schrödinger’in Kedisi paradoksunun da etkisini görmek mümkün. Bir sistem gözlemlenene kadar birden fazla olasılığı aynı anda barındırabilir. Dark Matter bu fikri insan hayatına uyguluyor. Peki ya gerçekleşmemiş seçimlerimiz de bir yerlerde gerçekleşiyorsa? Bu ihtimaller arasında geçişi mümkün kılan “Kutu” (The Box), dizinin en önemli araçlarından biri. Ancak kutuya girmek tek başına yeterli değil. Karakterlerin rasyonel düşünme süreçlerini devre dışı bırakan kimyasal bir maddeye ihtiyaç var. Bu ayrıntı, dizinin fantastik bir varsayımı kendi bilimsel mantığı içinde açıklamaya çalışma çabasının iyi örneklerinden biri. Fakat benim en sevdiğim detay başka. Karakterler öyle rastgele herhangi bir evrene geçemiyor. Geçilebilen evrenlerin, karakterin kendi zihinsel ve fiziksel olasılıklarıyla belirli bir yakınlık taşıması gerekiyor. Başka bir deyişle, sonsuz sayıda evrenin olması sonsuz sayıda seçeneğe erişebileceğimiz anlamına gelmiyor. Bence dizinin en akıllıca fikirlerinden biri bu. Çünkü çoklu evrenleri sınırsız bir oyun alanına çevirmek yerine insan deneyimine bağlıyor. Bir insanın zihninde ve bedeninde taşıdığı ihtimaller, gidebileceği evrenlerin de sınırlarını belirliyor. Ve bilimkurgu yeniden felsefeye dönüşüyor: Başka bir “ben” olabilmek için ne kadar değişmemiz gerekir? Mesele artık başka bir evrene geçmek değil. Başka bir hayatı yaşayabilmek için hâlâ aynı insan olmamız gerekip gerekmediği.

MODERN İNSANIN KAPİTALİST İKİLEMİ

Dizinin insan psikolojisine vurduğu darbe, bilimsel tarafı kadar güçlü. Kariyerini seçerek ailesini kaybeden Jason ile ailesini seçerek akademik kariyerinden vazgeçen Jason arasındaki çatışma, modern insanın oldukça tanıdık bir ikilemini önümüze koyuyor: Hayatımızın hangi tarafını seçersek seçelim, seçmediğimiz hayatın yasını tutuyoruz.

Çünkü modern hayat bize sürekli seçim yaptırıyor. Daha iyi bir kariyer mi, daha fazla zaman mı? Para mı, özgürlük mü? Başarı mı, aile mi? Kendimizi gerçekleştirmek mi, başkalarıyla birlikte bir hayat kurmak mı? Üstelik sistem bu seçimleri çoğu zaman özgür irademizin doğal sonuçları gibi sunuyor. Oysa seçeneklerin kendisi bile içinde yaşadığımız ekonomik ve toplumsal düzen tarafından belirleniyor. Bu nedenle Dark Matter’daki paralel evrenler, bir noktadan sonra hiç de fantastik görünmemeye başlıyor. İşte burada mesele iyice rahatsız edici bir hâl alıyor. İnsan ister istemez şunu düşünmeye başlıyor: Hayatımın bir noktasında başka bir “ben”in katili olmuş olabilir miyim?

NEDEN DARK MATTER?

Dizinin bir başka avantajı da kartlarını mümkün olduğunca açık oynaması. Gizemi sonsuza kadar saklayarak izleyiciyi oyalamak yerine bildiği şeyleri hikâyeyi ileri taşımak için kullanıyor. Bu nedenle anlatı, bütün bu paralel evren trafiğine rağmen temposunu kaybetmiyor. İlk sezonun önemli bir başka özelliği ise Blake Crouch’un romanındaki hikâyeyi neredeyse kitabın sonuna kadar tüketmiş olmasıydı. Dolayısıyla ikinci sezonun duyurulmasıyla birlikte akıllarda haklı bir soru oluştu: Şimdi ne anlatılacak? Neyse ki Crouch’un bizzat senaryo ekibinin başında olması önemli bir güvence sağlıyor. İkinci sezon romanı tekrar etmek yerine onun kurduğu evreni daha ileri taşıyor. Yeni sezonun ilk bölümü hakkında konuşurken ilk sezon finalinden söz etmemek neredeyse imkânsız. O yüzden spoiler vermeden şunu söylemekle yetineyim: Yeni sezonun prodüksiyon ölçeği de belirgin biçimde büyümüş. Farklı evrenlerin tasarımı, mekânların birbirinden ayrıştırılması ve evrenler arası geçişlerde kullanılan görsel efektler, dizinin sinematografik tarafını daha da güçlendiriyor. Ama bütün bu görsel gösterinin altında hâlâ aynı mesele var. Hatta belki Dark Matter’ın asıl meselesi paralel evrenler bile değil. Hepimizin içinde taşıdığı paralel hayatlar. Kuantum fiziği ve çoklu evrenler arasında gidip gelen yapısı nedeniyle benim gibi Fringe hayranlarının Dark Matter’ı kendi listelerinde üst sıralara yerleştireceğini düşünüyorum. Çünkü dizi, çoklu evren fikrini hikâyeyi büyütmek için kullanılan bir dekor olarak bırakmıyor; kendi içinde işleyen bir sistem kurmayı başarıyor.

Başa dön tuşu