Mutluluğun sırrı ne para ne başarı
88 yıldır süren Harvard araştırması: Mutluluğun sırrı ne para ne başarı
Araştırma ilk olarak iki farklı grubu karşılaştırmak amacıyla başlatıldı. Bunlardan biri Harvard’da okuyan ayrıcalıklı genç erkekler (aralarında ileride ABD Başkanı olacak John F. Kennedy de vardı), diğeri ise Büyük Buhran döneminde Boston’ın yoksul mahallelerinden gelen gençlerden oluşuyordu. Zaman içinde çalışma genişletilerek kadınlar ve çocuklar da dahil edildi.
Harvard Yetişkin Gelişimi Araştırması’nın bu uzun soluklu çalışması, farklı nesillerden bilim insanlarının katkısıyla devam ederken, katılımcı kaybının son derece düşük olmasıyla da dikkat çekiyor.
MUTLULUĞUN ANAHTARI NE ÇIKTI?
On yıllar boyunca yapılan yüzlerce akademik çalışma, anket, sağlık kontrolü ve yüz yüze görüşmeler sonucunda araştırmacılar, ileri yaşlarda sağlık ve refahı belirleyen faktörlere dair önemli bulgular elde etti.
Elde edilen sonuçlara göre, mutlu ve anlamlı bir yaşamın en güçlü belirleyicileri zenginlik, şöhret, yoğun çalışma temposu, zekâ ya da genetik avantajlar değil.
Araştırma ekibi yaklaşık 30 yıl önce, bireylerin sahip olduğu yakın ilişkiler ile yaşamdan aldıkları tatmin arasında güçlü bir bağ olduğunu fark etti.
İLİŞKİLER SAĞLIK VE ÖMRÜ ETKİLİYOR
Araştırma, ilişkilerin doğrudan mutluluğa ya da sağlığa neden olduğunu kesin olarak kanıtlamasa da, elde edilen veriler bu yönde güçlü işaretler sunuyor.
Katılımcıların 50 yaşındaki verileri incelendiğinde, bir kişinin ne kadar yaşayacağını en iyi öngören faktörün kolesterol gibi fiziksel göstergeler değil, ilişkilerinden ne kadar memnun olduğu olduğu ortaya çıktı.
Orta yaşlarında arkadaşlık ve aile ilişkilerinden daha fazla tatmin olan bireylerin, 80 yaşına geldiklerinde daha sağlıklı oldukları, hastalıklara daha az yakalandıkları ve hastalıklardan daha hızlı iyileştikleri görüldü.
YALNIZLIK CİDDİ BİR RİSK FAKTÖRÜ
Araştırmanın ortaya koyduğu bir diğer önemli sonuç ise yalnızlığın etkisi oldu. Yalnızlık ve sosyal izolasyon, düşük yaşam kalitesinin yanı sıra erken ölüm riskini de ciddi biçimde artırıyor.
Bazı çalışmalar, sosyal izolasyonun erken ölüm riskini yüzde 25’ten fazla artırabileceğini ortaya koyarken, yalnızlığın beyin fonksiyonları üzerinde de olumsuz etkiler yaratabileceği belirtiliyor.
ÖNEMLİ OLAN NİCELİK DEĞİL, NİTELİK
Araştırmayı yürüten psikiyatrist Robert Waldinger’e göre, çok sayıda insanla çevrili olmak tek başına yeterli değil. Asıl belirleyici olan, kurulan ilişkilerin kalitesi.
2010 yılında yayımlanan bir çalışmada, 80’li yaşlardaki evli çiftler incelendi. Evliliklerinden memnun olan bireylerin sağlık sorunlarının mutluluk üzerindeki olumsuz etkilerine daha dayanıklı olduğu görülürken, ilişkilerinden memnun olmayanların daha fazla zorlandığı belirlendi.
Bu durum, güçlü ve tatmin edici ilişkilerin, yaşamın getirdiği stres ve kaygılara karşı koruyucu bir rol oynayabileceğini gösteriyor.
ELEŞTİRİLER DE VAR
Öte yandan araştırma eleştirilerden de muaf değil. Bazı uzmanlar, çalışmanın büyük ölçüde belirli bir dönemde ABD’de yaşamış, çoğunluğu beyaz erkeklerden oluşan bir grupla sınırlı olduğunu ve sonuçların genelleştirilmesinin zor olduğunu savunuyor.
Ayrıca “iyi” bir ilişkinin ne olduğu ve bunun sağlıkla nasıl doğrudan ilişkilendirileceği konusunda da metodolojik zorluklara dikkat çekiliyor.
KESİN BİR FORMÜL YOK, AMA GÜÇLÜ BİR İPUCU VAR
Araştırmacılara göre mutluluk ya da sağlıklı bir yaşamın tek ve evrensel bir formülü bulunmuyor. Ancak onlarca yıl boyunca yüzlerce insanı takip eden bu çalışma, yaşamın anlamı ve iyi olma hali konusunda önemli ipuçları sunuyor.
Harvard Yetişkin Gelişimi Araştırması, dokuzuncu on yılına girerken yeni veriler toplamaya ve insanların daha sağlıklı, anlamlı ve bağlantı dolu bir yaşam sürmesine katkı sunmayı hedefliyor.