Bir Hareket mi, moment mi?

19 Mart Gençliği: Bir Hareket mi, moment mi?

Tam da bu nedenle güçlüydü ama aynı nedenle kırılgandı da. Çünkü bu enerji kendisini kalıcı bir siyasal hatta bağlayamadı. Tepki vardı ama rota yoktu. Öfke vardı ama program yoktu. Birlikte hareket etme hali vardı ama bunu sürdürecek bir örgütlenme bilinci yoktu.

Bugün geriye dönüp baktığımızda bunu daha net görüyoruz. 19 Mart sonrasında devam eden mitinglerde kitlenin yapısı değişti. İlk günlerde belirleyici olan gençlik, zamanla geri çekilirken yerini daha çok emeklilerin, klasik muhalif seçmen gruplarının oluşturduğu bir kitleye bıraktı. Bu manada 19 Mart sonrasının heterojen kitlesi ortadan kalkarak mitinglere katılan kitleler daha homojen bir niteliğe kavuşmaya başladı. Şüphesiz bu, basit bir kitle ikamesi olarak okunmamalı ve bunun nedenleri üzerinde durulmalı.

Gençler ilk anda tepki verseler de o tepkiyi kalıcılaştıracakları, taşıyacakları ve bir tepkiden bir harekete dönüştürebilecekleri uygun zemini bulamadılar. Kendilerini içinde hissedecekleri, söz söyleyebilecekleri, katkı sunabilecekleri bir siyasal alan oluşturulmadı. Sonuç olarak geri çekildiler. Yerlerini zaten siyasetin içinde olan, daha alışık, daha yerleşik kitlelere bıraktılar.

Dolayısıyla 19 Mart’taki gençlik hareketi, ani ve yoğun bir çıkışı temsil eden bir moment olmaktan; örgütlülük, süreklilik ve tekrar isteyen bir harekete dönüşemedi. Muhalefetin temel sorunu da tam burada ortaya çıktı. Bu gençlik momentinin bir harekete dönüştürülememesi, Ak Parti’nin altın çağındaki en kırsaldan en kılcala kadar örgütlenme anlayışı sayesinde ortaya çıkardığı “Erdoğan’ın hikayesini gündelik yaşamın bir parçası haline getirme” meselesinin İmamoğlu için uygulanamaması anlamına geldi.

Bunu Mayıs 2025’te Korkusuz’da İpek Özbey’e verdiğim mülakatta erken bir uyarı olarak şöyle ifade etmiştim:

Kağıthane’de yaşayan bir yoksul AK Partili genç, ‘Yeni Türkiye’den’ bahsederken kendisinin milletvekili olma idealinden de bahsediyor. Kendi geleceğini partinin geleceğiyle, onu da liderle özdeşleştiren bir kültür var. Bu da öyle doğal seyri içinde oluşmuş bir süreç değil. Mahalle düzeylerinden başlayıp sürekli parti içi eğitimler yapan AK Parti, bu simbiyotik ilişkiyi eğitimlerinde sürekli olarak vurguluyor. Ancak AK Parti’nin kapsama mekanizması kadar muhalefetin de dışlama mekanizması var. En ufak birimden, mahalle örgütlerinden başlayarak kurdukları mikro iktidar ilişkilerinin sarsılması, paylaşılması ihtimali korkusuyla partinin kapıları de facto olarak yeni gelenlere kapalı. Bu değişmeli ve mesela “İmamoğlu’nun başına gelenler” ise konu  ‘İmamoğlu’nun hikâyesinin gündelik yaşamın bir parçası haline getirilmesi’  için önce bunu aşıp alternatif yöntemler üzerine düşünülmeli. Nitekim son süreçte de ortaya çıktığı gibi, özellikle orta sınıf(laşma) kaygısı duyan gençler, sanıldığı gibi apolitik değil. Bugüne kadar geleneksel siyasallaşma biçimlerinden dışlandıkları için ‘dijital aktivizm’e yatkınlar. Bu bağlamda onların hem dijital yetkinliklerini akranlarına ulaşmak için örgütleyebilecek hem de onları kaygılarını bertaraf edecek bir “dava” etrafında örgütleyip ‘sıradan insanlar’la ilişki kurabilecek, en klişe haliyle ‘ev ev dolaşabilecek’ kadar kapsayıcı alternatif yöntemler üzerine düşünmek gerekir. Mevcut haliyle, onları yalnızca haftada bir mitinge çağırıp dağılmak, sıradan insanları kapsamayan bir yankı odasına sıkışma riskine gebe!  

RİSK ALDILAR

Muhalefetin temel sorunu da tam burada ortaya çıktı. Ortaya çıkan bu enerjiyi okuyamadı ya da okumakta gecikti. Daha da önemlisi, onu nasıl taşıyacağını bilemedi. Tepkiyi büyütmek yerine yönetmeye çalıştı. Spontane olanı örgütlemek yerine kontrol etmeye yöneldi. Oysa böyle anlarda ihtiyaç duyulan şey, enerjiyi gündelik hayatın içine yayacak bir siyaset kurmaktı, kurulamadı.

Nitekim İBB davasının başlamasıyla birlikte son dönemde bunun bir başka yansımasını daha görüyoruz. Gençler bu kez doğrudan muhalefete tepki vermeye başladı. CHP’nin iletişim dilini, kampanya kapasitesini, özellikle sosyal medya kullanımını açık biçimde eleştiriyorlar. Dahası, sadece eleştirmekle kalmıyorlar; kendi inisiyatiflerini kuruyorlar. Sosyal medya ağları oluşturuyor, içerik üretiyor, hatta partiye dışarıdan destek olmaya çalışıyorlar.

Tartışmasız bu önemli bir gelişme. Çünkü ortada hâlâ bir enerji var. Ama bu enerji hâlâ kendiliğinden, dağınık ve geçici. Yani benim geçtiğimiz yıl mayıs ayında erken bir uyarı olarak yaptığım “hiç değilse dijital aktivizmin örgütlenmesi” CHP açısından hâlâ başarılmış, daha da önemlisi bu doğrultuda girişimde bulunulmuş bir iddia değil.  Özetle gençlik hâlâ sistemle uyumsuz, tepki potansiyeli canlı olsa da onu taşıyacak bir siyaset örülemediği için bu enerji aralıklarla açığa çıkıp sönümleniyor.

Üstelik süreç yönetimindeki sorunlar yalnızca örgütlenmedeki eksikliklerle sınırlı kalmadı. Ayrıca muhalefetin kurduğu dille çelişkili siyasi hamleler de ciddi bir problemdi. Bir yandan gençlere “Bu düzenle sorununuz olsun, bu bir adalet meselesi, bu bir demokrasi mücadelesi” denilip, gençler “cuntacılara” karşı direnişe, “demokratlar ittifakı” şemsiyesi altında birleşmeye çağrıldı. Gençler de buna karşılık verdi. Risk aldı, sokağa çıktı, geleceğini riske atmayı göze aldı.

GÜVEN ZEDELENDİ

Ama diğer tarafta aynı iktidarla, yani “cuntacı” denilen aktörle hiçbir somut kazanım elde edilmeden komisyonda masaya oturuldu. Üstelik bu temas, İmamoğlu’nun tutukluluğunun tali bir mesele gibi görülmesine alan açtı. İktidar, “cuntacı” olmaktan, dolayısıyla “temas kurulması ahlaki açıdan maliyetli bir aktör” olmaktan çıkarak “Türkiye’nin 100 yıllık sorununu çözen aktör” olma iddiasıyla yeniden ahlaki üstünlüğü ele geçirebildi. Bunun sonucunda başta DEM Parti olmak üzere muhalif aktörler sanki İmamoğlu’nun başına gelenler ufak bir tatsızlık, bir yol kazasıymış gibi davranarak herkesi “daha büyük ve daha kutsal” bir hikâye etrafında, “100 yıllık Kürt sorununun çözümü”nde birleşmeye davet edebildiler. Böylece, “100 yıllık sorunun çözümü için inisiyatif alma” iddiasıyla iktidarla ahlaki kriz yaşamadan masaya oturabilecek bir konfor alanına ulaştılar. Sonuçta CHP, iktidarı siyaseten izole edebilecekken; iktidar alternatif bir kurguyla ahlaki üstünlüğü eline alıp CHP’yi siyaseten izole etme yoluna gidebildi.

Bu durum, gençlerle de bir güven krizi yarattı. Yani gençlerin, bütün güçsüzlük ve geleceksizliklerine rağmen karşısında dimdik durdukları aktörle bir anda masaya oturmak onların güvenini zedeledi hiç şüphesiz.

Sonuç olarak 19 Mart’ta ortaya çıkan güçlü toplumsal tepki, onu taşıyacak bir örgütlenme ve tutarlı bir siyasal hat kurulamadığı için kalıcı bir harekete dönüşemedi. Gençler ilk anda belirleyici bir rol oynasa da kendilerini içinde bulacakları bir alan göremedikleri için süreçten çekildi. Muhalefetin hem bu enerjiyi örgütleyememesi hem de diliyle eylemleri arasındaki çelişkili görüntü, ortaya çıkan momentin hızla sönümlenmesine yol açtı. Özellikle iktidarla kurulan temasın yarattığı ahlaki kırılma, gençler nezdinde ciddi bir güven kaybı üretti.

BirGün'e Omuz Ver

Başa dön tuşu