Arakel Çakıryan ve Vorpahavak: Yetimlerin toplanması

Balat Yetimhanesi’nin Aralık 1918’ten Aralık 1922’ye uzanan dört yıllık dönemini kapsayan arşivi; Mütareke Dönemi olarak bilinen, Ermeni toplumu açısından ise yaralarını sarma ve yeniden ayağa kalkma çabalarıyla damgalanmış olan bir dönemin ruhunu ete kemiğe büründürmesi açısından son derece değerli. Bu “ete kemiğe bürünme” hali benim için iki farklı yol ile ortaya çıkan bir süreç oldu. Birincisi, dönemin bazen tanıdığım, bazen sonradan öğrendiğim ve geri dönüp tekrar bulduğum önemli bir isminin yazdığı bir mektup, bıraktığı bir not veya hakkında yazılmış iki satır içeren bir belge şeklindeydi. Bu tür gündelik bilgi kırıntılarını okudukça, söz konusu kişilerin adeta tozlu raflardan çıkıp aramıza katıldıkları duygusuna kapılmaktan kendimi alamadım. İkinci süreç ise çoğu rapor, yazı veya makalede daha genel başlıklar halinde okuduğumuz, dönemin Ermeni toplumu yöneticilerinin amaçları, hareket planları veya meydana gelen olaylarla ilgili çok spesifik belgelerin ortaya çıkması ile ilgiliydi. Bu belgelerin dönemin ruhunun somut kanıtları olarak pek çok araştırmaya ışık tutacağına inanıyorum.

İlk sürgün kafilesi İstanbul’a ulaşır

Mondros Mütarekesi’nin imzalanması sonrasında, Kasım 1918’de ilk Ermeni sürgün kafilesinin İstanbul’a ulaşmasını takiben kurulan Galata Sürgünler Komitesi’nin üyesi olan ve kısa bir süre sonra, 1919 yılı başında sürgünden dönen İstanbul Patriği Zaven Der Yeğyayan tarafından Ermeni yetimlerin toplanması da dahil olmak üzere dönemin ilgilenilmesi gereken konularında pek çok sorumluluk verilen Arakel Çakıryan’ın bir kartvizitini de gördüğümde aynı duygulara kapıldım. 

Kadıköy Yetimhanesi’nde (Aramyan Okulu) himaye edilen yetimler – 1919 

Fransızca olarak “Arakel K. Tchakirian, Kimya Profesörü, Paris ve Nantes Üniversiteleri mezunu” yazan kartın arka yüzüne Çakıryan kendi el yazısı ile 12 Temmuz 1919 tarihinde 9 yaşındaki Hagop Çakıryan isimli bir yetimi, Balat Yetimhanesi’nden teslim aldığı notunu düşmüştü. İzmir doğumlu olan Hagop, 26 Haziran’da yetimhaneye gelen çocuklar arasındaydı. Arakel Çakıryan’ın akrabası mıydı yoksa sadece soyadı benzerliği nedeniyle mi onu yanına almak istemişti? Sonrasında ne oldu? Arakel Çakıryan’ın 1922’de Fransa’ya döndüğünü, orada kimya profesörü olarak yaşamını sürdürdüğü, hatta bilime katkıları nedeniyle Legion D’Honneur nişanı aldığını biliyoruz ama küçük Hagop’un izine daha sonra rastlayamadım. 

Yetimlerin toplanması

Arakel Çakıryan’ın da içinde olduğu Vorpahavak (yetimlerin toplanması) faaliyetinin en zorlu kısmı 1915 sonrasında Anadolu’da Türk ailelerin yanında kalmış veya bir şekilde İstanbul’a getirilmiş olan Ermeni çocukların tespit edilmesi, kaldıkları evlerden teslim alınması ve tekrar Ermeni toplumuna kazandırılması işidir. Mütareke Dönemi İstanbul Hükümeti tarafından da onaylı olan bu girişim sonraki yıllarda pek çok tartışmaya da neden olacaktır. Vorpahavak’ın başlaması ile beraber, Ermeni Yetimleri Himaye Heyeti 1 Şubat 1919 tarihinde bir genelge yayınlar ve İstanbul’un farklı semtlerinde kurulmuş olan Yetimleri Himaye Heyetleri’ne gönderir.

Genelgede, ailesi sürgüne maruz kalmış 14 yaşından küçük tüm yetimlerin bakımının Ermeni Yetimleri Himaye Heyeti tarafından üstlenildiği belirtilir. Mahalli yetimhaneler gönderilecek yetimleri kabul etmek zorundadır. Yaramaz, uyumsuz veya sorunlu olarak nitelendirilen yetimlerin topluma kazandırılması için yetimhaneler azami çaba göstermelidir. Bu çocukların kabul edilmemesi gibi bir durum söz konusu olamaz. Genelgede yetimlerin evlat edinilmesi hususuna özel önem atfedilir.

Mahalli yetimhanelere gönderilen genelge

Evlat edinmek isteyen ailelerin, yaşadıkları semtin mütevelli heyetinden referans mektubu getirmesi zorunludur. Ayrıca, evlat edinilen yetimin ailesinin ortaya çıkması ve çocuğunu geri istemesi halinde, itiraz etmeksizin teslim edileceğine dair bir taahhütname imzalanması gerekir. Arşiv belgeleri arasında bulunan pek çok taahhütnamede bu ifadelere ek olarak evlat edinen kişinin, çocuğun tüm bakımını üstleneceği ve özellikle e


Istanbul Patriği Zaven Der Yeğyayan (1913 -1922) 

ğitimine önem vereceği yönünde beyanlarda bulunduğunu okuyoruz. Khorenyan Okulu’na hitaben yazılmış bir yazıda da evlat edinen ailelere, istemeleri durumunda, çocukların Khorenyan Okulu’nda okuması ile ilgili her türlü kolaylığın gösterilmesi rica ediliyor.  

Ermeni Yetimleri Himaye Heyeti ilk genelgeyi takip eden 10 gün içinde ikinci bir genelge daha yayınlar. Bu genelgeye göre İstanbul’un çeşitli semtlerinde Türklerin evinden alınmış ve yaşı 14’ten küçük yetimler semt veya en yakın Yetimleri Himaye Heyeti tarafından 48 saat süre ile himaye edilecek, bu süre içinde bu heyet tarafından yetimin adı, baba adı, soyadı, yaşı ve doğum yeri bilgileri ile kimin evinden, hangi şartlarda alındığının bilgisini içeren kısa bir yazı Merkez’e gönderilecek, oradan verilecek bir mektup ile yetimler doğrudan atandıkları yetimhaneye teslim edileceklerdir. Bu sayede çocukların kış soğuğunda gereksiz yolculuklara maruz kalmamaları amaçlanır. 

11 yaşındaki Meline Kansızyan’ın hikâyesi

Hikâyesinin en azından bir kısmına Balat arşiv belgeleri sayesinde tanık olduğumuz yetimlerden biri de Kastanbolulu (Rize civarı) 11 yaşındaki Meline Kansızyan. Arşiv belgelerinde okuduğumuza göre 2 Haziran 1919 Pazartesi günü Yeniköy Kilisesi karşısında ikamet etmekte olan Bayan Azniv Dökmeciyan kilisenin yukarısındaki çayırda yürüyüş yaparken koyun otlatmakta olan bir kız görür ve kendisiyle konuşmaya çalışır. Kız ilk başta korksa da sonradan isminin Meline olduğunu, Türkçe Gülnihal adıyla çağrıldığını, babasının adının Ğugas olduğunu ve yetim kaldığını itiraf eder. Almanların olduğu dönemde bir Tatar tarafından 100 kadar yetimle beraber İstanbul’a getirilmiştir. İstinye yolu üzerinde Eşref Bey’in evinde kalmaktadır. Otlattığı koyunlar da Eşref Bey’indir. Bayan Azniv kızı kaçmaya ikna eder ve onu beraberinde getirerek Balat Yetimhanesi’ne teslim eder. Yazıdan okuduğumuza göre Meline’ye çok kötü muamele edilmiştir. Sağ gözü hasar görmüş ve görme yetisi azalmıştır. Bu şekilde teslim alınan Meline, Ermeni Yetimleri Himaye Heyeti’nin de onayı ile Balat Yetimhanesi’ne kabul edilir.

Yetimleri yeniden topluma kazandırmak

1915 ve sonrasında Anadolu’da ve İstanbul’da Türklerin yanında kalmış, daha sonra çeşitli şekillerde teslim alınarak yetimhanelerde himaye edilmeye başlanan bu çocukların Ermeni ve Hıristiyan kimliklerini yeniden kazanmaları, dönemin yöneticileri için büyük önem arz etmekteydi.  Ermenice konuşmak ve Ermeni okullarında eğitim almak kuşkusuz bu sürecin ilk adımlarıydı. Balat Yetimhanesi’ne ait bir iç genelgede yer alan “Türkçe konuşmak kesinlikle yasaktır” ibaresi de bu yaklaşımın açık bir göstergesidir.


Patrik Zaven Der Yeğyayan imzalı 5 Haziran tarihli yazı.  
HDVA, Balat Koleksiyonu, Arşiv no_ OA5K5Y0B244   

Patrikhane ve Ruhani Meclis ise yetimlerin dini ve ahlaki konulardaki eğitimine ağırlık veriyordu. 5 Haziran 1919 tarihli Patrik Zaven Der Yeğyayan imzalı bir yazıdan Balat yetimlerinin dini eğitimi için Rahip Kapriel’in görevlendirildiğini öğreniyoruz. 1920 yılının Mart ayında gönderilen başka bir yazıda ise yetimlerin her Pazar sabahı ve dini bayramlarda kiliseye götürülmesi, kilisede ne şekilde davranılması gerektiğinin öğretilmesi, her gün sabah duasını takiben ahlaki öğütler verilmesi, Pazar akşamları ise önemli ve iyiliksever kişilerin hayatlarına dair bilgiler verilmesi ve yetimlerden kilise koroları oluşturulması gibi yöntemlerle çocukların manevi ve ahlaki açıdan zenginleştirilmesi önerilir. Merkezi yönetim alınan sonuçlardan yine de memnun olmaz. 8 Haziran 1920 tarihli bir yazıda yetimhanelerdeki din ve ahlak eğitiminin yetersizliği tekrar vurgulanır, yeni bir önlem olarak Pazar günleri okul görevlisi veya dışarıdan uygun kişilerin davet edilerek yetimlerle sohbet etmeleri ve onları dini ve ahlaki konularda yönlendirmeleri istenir. Dönemin Ermeni toplumunun ruhunu yansıtan bu belgeleri okurken aslında 100 yıl sonra da o veya bu toplumda benzer kaygıların varlığını devam ettirdiğini ve benzer yöntemlerin hâlâ kullanıldığını düşünmeden edemiyor insan.

Nazan Maksudyan’ın “The Orphan Nation: Gendered Humanitarianism for Armenian Survivor Children in Istanbul, 1919–1922” başlıklı makalesinde (*) de ifade ettiği gibi yetimlerin her türlü tehlikeden korunması, eğitimleri, meslek sahibi olmaları, evlenerek yeni bir hayat kurmaları ve böylece Ermeni toplumunun yeniden inşasına katkıda bulunmaları o dönemin yöneticilerinin en önemli hedefi idi. Yukarıda da bazı örneklerini gördüğümüz gibi Balat Yetimhanesi arşivi de bu hedefin gerçekleşmesine yönelik her bir gayrete dair somut belgeler barındırıyor. Bu belgeler ışığında dönemin ruhunu incelemeye bir sonraki yazıda da devam edeceğim.

KAYNAKÇA: Bu yazıda yararlanılan arşiv belgeleri Hrant Dink Vakfı Arşivi (HDVA), Balat Surp Hreşdagabed Kilisesi ve Khorenyan Okulu Koleksiyonu’na aittir.

(*) Maksudyan, Nazan (2020), E. Möller vd. (editörler), Gendering Global Humanitarianism in the Twentieth Century, Palgrave Macmillan Transnational History Series, https://doi.org/10.1007/978-3-030-44630-7_5, sayfa 117-142.

Başa dön tuşu