Anılar, Bellek, Kuklacının Evi
Anılar, Bellek, Kuklacının Evi
İnsanlığın büyük kırılımlarının, kazanım ya da gönençlerinin sadelikle ifade edilmesinin zorluğunu dile getiren Dr. Shaw kişinin kendini tanımlama noktasında benzer bir bakışın gerekliliğine dikkat çekiyor. Çünkü kişinin kim olduğunun temelini oluşturan anılar dalgalı hatta kırılgan bir zemin üstünde duruyor. Kavramları ve duyguları anlamsal ve olaysal belleğimizin ortak çalışması ile işliyoruz. “Bir olay ne kadar önemli ya da travmatik görünürse görünsün unutulabiliyor, yanlış hatırlanabiliyor hatta tümüyle kurgusal olabiliyor.” Şiddeti deneyimleyen insanların hayata adaptasyonlarında, yaşam öykülerinin yeniden düzenlenmesinde kimliğin temellerini sorgulamak zaruri. Kusurlu belleğimizden daha iyi nasıl faydalanabileceğimize dair ipuçları taşıyan kitapta yer alan ‘Subliminal Anılar’ konu başlığı altında işlenen ‘Bebeklerde öğrenme, beyin yıkama’ konuları ile ‘Akıl Oyunları’ başlığı altında toplanan ‘Gizli ajanlar, bellek sarayları ve büyülü gerçeklik’ konuları ayrıca travmatik olayların hatırlama süreçlerine dair kaleme alınan ‘şeytan, seks ve bilim’ başlıklı bölüm birer rehber niteliğinde.
∗∗∗
Belleğin gizemleri tartışılmaz. Duygularımızın karmaşıklığı ve yaratıcılığımızın derin katmanları da… Gizem beraberinde ürperti taşır. Geçtiğimiz ay okurlarla buluşan KUKLACININ EVİ adlı kitap gizemin gerilimle buluştuğu bir hikâye barındırıyor. Aslen şarkı sözü yazarı olan, çok sayıda resimli kitaba ve gençlik kitaplarına imza atan Marten Sanden bu hikâyede insan belleğinin kırılımlarını, şeytani kötülüğün insaniyete duyduğu ihtiyaçla birleştiriyor. Babaları hırsızlıktan yakalanınca evlerini terk etmek zorunda kalan iki kardeş ve hamile anneleri uzak bir akrabalarına ait eski bir otele yerleşiyor. Kendilerini nedenini tam ifade edemedikleri bir huzursuzluk içinde buluyorlar. Otelin diğer konukları şaşırtıcı biçimde ilgili, paylaşımcı ve bir o kadar tuhaflar. Otelde keşfettikleri gizemli koridor çocukların cesaret ve dikkatini harekete geçiriyor. Utanç duygusuyla ‘dünyayı dışarıda bırakıp içine çekilmek’ isteyen çocuklar, sakin ve neşeli babalarına dair net görüntüleri yitirip yalnızca geçmişteki hislerine tutunmaya çalışıyorlar. Fedakâr bir akraba, mesafeli ve esrarengiz bir doktor, garip bir okul, okula ait olmadıklarını dile getiren bir öğretmen, bunun tersi davranış içinde olan dost canlısı öğrenciler, ateşler içinde yanan hasta bir anne ve çocukların eline geçen tamamlanmamış bir roman, olay örgüsünde gerçekliğin ipuçlarını taşıyorlar.

Zamanın askıya alındığı anları barındıran bu hikâyede aidiyet, saf kötülük, kurtarıcı inanç, hükmedici inanç, yanılgı, derin yalnızlık, kıskançlık, tehdit, yalan ve ölüm iç içe. Korku ‘yırtıcı bir kuşun pençesi kadar keskin’, sahneler beyaz perdeye uyarlanabilecek netlikte. Kitabı okuyunca görüyoruz ki ‘hiçbir mahkemenin kendisini yargılamayacağına inanların’ edebiyattan, düşünceden, iyilikten korkması yersiz bir korku değil. Onlar, yalanlarından başka bir şeye inanılmasını istemeyenler. Yaptıklarının yanlış olduğunu fark etmeyenlerin açtığı alanı karanlıkla doldurmak isteyenler. Acımasızlığın nedenleri değişiyor. Yöntemleri değişmiyor. Şehrin geri kalanına ait olmayan bir otelde kuklaları bulmak, kuklacıya ulaşmak, yeni bir doğuma şahit olmak isteyenlere…