Almanya’nın büyük sınavı

Avrupa’nın bu en büyük ülkesindeki çok partili demokratik sistemi savunan hemen herkes, bu iki eyaletteki sol, sosyal demokrat partilerin adayı olarak kamuoyu yoklamalarını önde götüren iki sempatik kadına umutlarını bağlamış durumda: Elif Eralp (Sol – Die Linke) ve Manuela Schwesig (Almanya Sosyal Demokrat Partisi – SPD)…

Kendisini resmen “demokratik sosyalist” olarak tanımlayan sol-sosyal demokrat parti “Die Linke”nin başbakan (ve aynı zamanda “Berlin’e hükümet eden belediye başkanı”) adayı Elif Eralp (45) ve Mecklenburg-Vorpormmern eyaletindeki SPD ve Die Linke’den oluşan koalisyon hükümetinin başındaki Başbakan Manuela Schwesig (52), anketleri son haftalarda rakipleri AfD’yle (Berlin’deki yarışta Hıristiyan demokratların CDU’su da var) neredeyse başa baş görünüyorlardı. Ancak hem Eralp’in Die Linke’si, hem de Schwesig’in SPD’si son anketlerde AfD’yle aralarını açmaya başladılar. Berlin’de Die Linke yüzde 21’le, Mecklenburg-Vorpormmern’de de SPD yüzde 37’yle şimdi yarışı önünde görülüyor.

Bu durum büyük bir olasılıkla 94 yıl sonra Almanya’da yeniden faşist bir partinin bir eyalette hükümet sorumluluğu üstlenebilmesi olasılığının demokrat kesimlerde neden olduğu şoktan kaynaklanıyor. Bakalım bu eğilim pazar gününe kadar devam edecek mi? Tabii AfD’nin Saksonya Anhalt’ta kazandıkları büyük başarının rüzgarıyla bu iki eyaletteki kamuoyu yoklamalarının tersi bir sonuç alması da halen mümkün.

Sonuçlar nasıl çıkarsa çıksın, Almanya’daki siyasal dengeler artık tamamen değişmiş durumda. Doğudaki eyaletlerdeki bu seçimler aynı zamanda 2025 mayısından bu yana federal hükümeti oluşturan Hıristiyan ve sosyal demokrat koalisyon için de bir test niteliğinde. Görünen o ki koalisyon ortaklarından CDU’yu kuzeyde, SPD’yi de Berlin’de ağır hezimetler bekliyor.

Gazetemizin yazarlarından Gencay Sözüdoğru, Saksonya Anhalt’taki seçimlerle ilgili analizinde AfD’nin başarını çok haklı olarak “Almanya’da merkez siyasetin çözülmesinin, Doğu Almanya’da birikmiş toplumsal ve tarihsel hoşnutsuzlukların ve solun işçi sınıfıyla kurduğu bağın aynı anda görünür hale geldiği bir kırılma” olarak değerlendirmişti. Bu kırılma süreci devam ediyor.

Almanya’da yaşanan tüm olumsuzlukların sorumlusu olarak göçmenleri ve sığınmacıları göstererek oylarını katlayan AfD, bu iki eyaletteki seçimde iki hafta önceki gibi başarılı olmasa bile önümüzdeki dönemin ana muhalefetini olacak. Yani parti adındaki gibi sistemin “alternatifi” olma iddiasını sürdürecek. Zaten tüm ülkeyi kapsayan kamuoyu yoklamaları da bu duruma işaret ediyor. Son anketlere göre AfD yüzde 29 oy oranıyla Almanya’nın en büyük partisi olarak sandıktan çıkabilir. İktidardaki koalisyonun büyük ortağı Hıristiyan demokrat partiler (CDU ve CSU) ise onu neredeyse 10 puan geriden takip ediyor.

Saksonya Anhalt’taki seçimlerden sonra Federal Meclis’teki 2027 bütçesiyle ilgili görüşmeler, CDU ve SPD koalisyonunun yaşanan hezimetler karşısında ciddi bir çözümden çok uzak olduklarını gösteriyor. Halen sosyal harcamalardan büyük kesintiler içeren politikaları zorunlu reformlar olarak savunuyorlar. Halen ülkeyi Rusya’nın gelecekteki saldırılarına karşı korumak gerekçesiyle milyarlarca euroluk silahlanma atılımlarını, Almanya’daki “demokrasiyi koruduğu” için Ukrayna’ya milyarlarca euroluk askeri yardımları sürdürmeye kararlı olduklarını savunuyorlar.

İki kadın politikacının olası başarısı herşeye rağmen Almanya’da faşizmi kısmen de olsa gerileteceği için önemli. Sadece iktidara gelmeleri halinde Almanya’dan milyonlarca yabancıyı (sadece sığınmacıları değil, yıllardır burada yaşayan, Alman vatandaşlığı alanları da) ülkeden kovma fantazileriyle kitleleri arkasına alan faşistlere karşı büyük bir kazanım olacak.

Ayrıca ülkenin en önemli sorunlarından birine, yani konut sıkıntısına en azından başkent Berlin’de somut çözüm önerisiyle kitlelerin sempatisini kazanan Die Linke, solun tüm saldırılara rağmen halen daha iyi bir gelecek için var olabileceğini gösterecek. 
Alman demokrasisinin umudu iki kadına başarılar dileğiyle…

Başa dön tuşu