Alacağımız bir hakikat var
Alacağımız bir hakikat var
Yakınlarının akıbetini sorma, adalete kavuşma ve usulünce bir yas tutma hakkı ellerinden alınan aileler, “yas evimiz” dedikleri o meydandan şiddetle, işkenceyle gözaltılarla koparılmak istendi. Şimdi ise meydan hâlâ polis barikatlarıyla çevriliyken 10 kişilik kısıtlamayla her cumartesi o barikatların önünde, ellerinde karanfillerle tüm yakınlarını anıyorlar. Ancak o barikatların önünde yükselen tek bir karanfil bile susturulmak, unutturulmak istenen tüm kesimlerin çığlığına dönüşüyor. Üç on yılı deviren o tarihi soru, bugün muktedirlerin tüm sessizlik duvarlarını yıkarak sokak sokak büyüyor: “Kayıplarımız nerede?”
ORTAK SORUMLULUK
Hafıza Merkezi’nin verilerine göre 1980 yılı ila 2000 ve sonrasında 1338 kişi gözaltında kaybedildi. Hasan Ocak kaybedildiğinde henüz 30 yaşında atama bekleyen bir öğretmendi. Bu süreçte Beyazıt’taki bir iş hanında çay ocağı işletiyordu. 21 Mart 1995 günü akşamüzeri işyerinden ayrıldı. Annesini telefonla arayarak “Balık getireceğim, akşam için yemek hazırlama” dedi. Ancak Ocak, ne o akşam ne de sonrasında bir daha Avcılar’daki evine gidemedi. Ailesinin 58 günlük ısrarlı arayışının sonunda Ocak’ın ağır işkence izleri taşıyan cansız bedenine “meçhul kişi” olarak defnedildiği Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaşıldı.
Ocak’ın kardeşi Maside Ocak, hangi resmi makama başvururlarsa başvursunlar Ocak’ın gözaltında alındığının reddedildiğini söyledi. “Kayıpları abim kaybolmadan önce de biliyorduk” diye konuşan Ocak, “Abimden sadece 3 ay önce İsmail Bahçeci gözaltında kaybedilmişti. Ne kadar çok sesimiz çıkarsa, ne kadar çok insana ulaşırsak, toplumsal baskı ne kadar olursa Hasan’a o kadar yaklaşabileceğimizi düşündük. On binlerce kişinin katıldığı mitinglere kadar her yerde, her koşulda ‘Hasan’ı sağ aldınız, sağ istiyoruz’ demeye başladık. Bundan dolayı yoğun bir abluka da yaşıyorduk’’ dedi.
Ocak şöyle konuştu: “Yakınlarımız devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınıp kaybedildi. Bu gerçeği, mahkeme tutanaklarından, AİHM yargılamalarından, Meclis raporlarından biliyoruz. Bu yüzleşmeyi önce devletin yapması gerekiyor. İsteğimiz sevdiklerimizi gözaltında kaybedenlerin yargılanarak adaletin sağlanması ve gözaltında kaybedilmenin TCK’de bir suç olarak yer alması… Bu mücadeleyi artık üçüncü kuşak omuzlamaya başladı. Ve toplumun, gerçeği aramak ya da hakikate ulaşmak için bu mücadeleye ortak olma sorumluluğu var.”
ADALET HİÇ İŞLEMEDİ
12 Eylül darbesi döneminde 26 yaşındaki Hayrettin Eren hakkında arama kararı vardı. 21 Kasım 1980’de otomobili ile İstanbul Saraçhane’ye gitti. Burada buluştuğu arkadaşı ile birlikte gözaltına alındı. Eren, arkadaşı ve otomobili önce Karagümrük Karakolu’na, oradan da Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Eren, Gayrettepe Siyasi Şube’nin bodrum katında ağır işkence altındayken, kapıda bekleyen annesine “Gözaltında böyle biri yok” denilirken aracı hâlâ emniyetin bahçesindeydi. Eren’i gözaltına alınırken, karakolda tutulurken ve siyasi şubede işkencedeyken gören çok sayıda tanık vardı. Ancak onun gözaltına alındığı her defasında inkâr edildi.
Eren’in kardeşi İkbal Eren, Cumartesi Anneleri’nin eyleminin dünyadaki en uzun soluklu eylemlerden ikincisi olduğunu vurguladı. Gerçeklerin tüm tanıklara rağmen inkâr edildiğini vurgulayan Eren, “Birkaç kişinin dosyası dışında, adalet hiç işlemedi” dedi.
Galatasaray Meydanı’nın polis barikatlarıyla kapalı olduğunu vurgulayan Eren, “Ne buranın bize yasaklanmasının ne de yalnızca 10 kişiyle sınırlandırılmasının yasal bir zemini yok. Anayasa’nın bize vermiş olduğu hakkı kullanıyoruz. Henüz Galatasaray Meydanı’nı kazanabilmiş değiliz. Orası bizim için bir hafıza mekânına dönüştü’’ ifadelerini kullandı.
Eren son olarak şunlara dikkat çekti: “Başka kayıplar olmasın istedik ve bunu başardık. Bunun yanında faillerin yargılanması, zamanaşımı kavramının kaldırılması, gözaltında kaybetmelere karşı uluslararası sözleşmelerin imzalanması ve bunun insanlık suçu olduğunun kabul edilmesini istiyoruz. Bugün devlet bir adım atmıyor. Neyi kimden sakladıklarını açıklasınlar, arşivleri açsınlar. Failler belli, kaybedildikleri yeri biliyoruz. Yapacakları tek şey, faillerin yargılanmasını sağlamak.”
Cemil Kırbayır, Devrimci Yol üyesi olduğu gerekçesiyle henüz 26 yaşındayken Ardahan’da gözaltına alındı. Önce Göle’de bulunan 247’nci Piyade Alayı’na ardından Kars Emniyet Müdürlüğü’ne oradan da Sıkıyönetim Gözetim Evi olarak kullanılan Kars Dede Korkut Eğitim Enstitüsü’ne götürüldü. Ailesi ile en son iletişimi abisi Mikail Kırbayır üzerinden oldu. Kırbayır, kendisine bir miktar para ve temiz kıyafet gönderen ailesine “İyiyim, elbiseleri aldım. Beni merak etmeyin” notu yazmıştı. Ancak kısa bir süre sonra Cemil Kırbayır’ın enstitüden kaçtığı ileri sürüldü, evde arama yapıldı. O günden beri ondan bir daha haber alınamadı. Açılan soruşturma dosyası halen sonuçlanmadı. Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır, “12 Eylül’ün ardından geçen 46 yılda hükümetler kuruldu, hükümetler düştü. ‘Darbe ve darbecilere karşıyız’ diyerek oy topladılar, iktidar oldular. Ancak gördük ki her kim başa geldi ise darbeyi, darbecilerin uygulayıcılarını korudu ve kolladı’’ dedi.
GARDİYANSIZ CEZAEVİ
Kayıp yakınlarının 31 yıldır Galatasaray Meydanı’nda gözyaşı döktüğünü söyleyen Kırbayır, “O anneler o taşların üzerinde taş oldular. İmha ve inkara karşı gerçekle yüzleşmek için dünyaya seslerini duyurdular. Kaybettikleri evlatlarının, yakınlarının, kardeşlerinin mezarlarının taşına gözyaşlarını dökemediler. Her giden kayıp bu coğrafyada yaşayan her insan için iyi, doğru, güzel olanı yaşatmak amacıyla ölümü kucaklayanlardır. Ser verip sır vermeyenlerdir. O duygularla biz ısrarla mücadelemizi devam ettiriyoruz. Kazanımlarımız da oldu. Kırbayır gerçeğinde olduğu gibi Meclis’te komisyon kuruldu. Kardeşimin gözaltında katledildiği hazırlanan raporda belirtildi. Başsavcılığa taşındı ama sümen altı edildi. Elinde rapor olan Savcı bana ‘Ortada ceset yok’ dedi” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’nin sınırları benim için gardiyanı olmayan bir cezaevidir” diye konuşan Kırbayır, “Dosyayı AYM’ye taşıdık, 6 yıldır bir sonuç yok. Annem, babam, kardeşim… Hepsi yaşamını yitirdi. Şimdi benim de ölümümü bekliyorlar. 46 yıldır da bunun mücadelesini veriyorum, 75 yaşındayım. Eğer Cemil’in mezarını görmeden ölürsem, mezar taşıma dostlar şunu yazsınlar: ‘Ser verip sır vermeyen Cemil, sen ki onurlu duruşunla, düşüncen uğruna, ölümü kucaklarken son nefesinde kan tükürmüştün cellatlarının yüzüne. Düğünüm olacaktı, bayramım olacaktı, yattığın toprağı sürseydim yüzüme. Alacağım kaldı senden devlet. Hey hayat, alacağım kaldı senden.”
***
İLK GÜNDEN BUGÜNE
27 MAYIS 1995: Hasan Ocak’ın işkence edilmiş bedeninin bulunmasının ardından gözaltında kayıplara ilişkin Cumartesi Anneleri ilk kez Galatasaray Meydanı’nda oturdu. Eylem polis şiddeti ve sert müdahalelerle bozulmaya çalışıldı.
19 MART 1999: Oturma eylemlerine ara verildi. Ancak gözaltında kayıplara karşı yürütülen kampanya bu arada da devam etti.
31 OCAK 2009: Kayıp yakınları, tekrardan bir araya gelmeye, Galatasaray Meydanı’nda oturmaya başladı.
5 ŞUBAT 2011: Dönemin başbakanı Erdoğan, Cumartesi Anneleri ile görüştü. Erdoğan, konuyu çözeceğine dair Berfo Ana başta olmak üzere annelere söz verdi. Meclis’te komisyon kuruldu ve rapor hazırlandı. Ancak adım atılmadı.
25 AĞUSTOS 2018: Galatasaray Meydanı dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatıyla Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklandı. Polis, Beyoğlu’nda anneler ve yakınlarının oturduğu pek çok noktaya sert müdahalelerde bulundu. Cumartesi Anneleri darbedilirken çok sayıda kayıp yakını da gözaltına alındı.
25 MART 2021: 700’üncü hafta eylemindeki müdahalenin ardından 46 kayıp yakını ve hak savunucusu hakkında dört buçuk yıla kadar hapis cezası talepli dava açıldı.
16 KASIM 2022: AYM, 700. hafta buluşmasının yasaklanmasının ve polisin sert müdahalesinin “toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının” ihlali olduğuna dair karar verdi.
11 KASIM 2023: Galatasaray Meydanı, kararlı duruş karşısında annelere açıldı.
14 MART 2025: 46 kişiye açılan davada yargılamayı yürüten mahkeme, beraat kararı verdi.
20 AĞUSTOS 2025: Kayıp yakınları “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”na rapor sundu. Raporda kayıplara ilişkin bilgi istenildi.
***
YİTİRİLEN KAYIP YAKINLARI
BERFO ANA: 33 yıl boyunca oğlu Cemil Kırbayır’ı aradı. Berfo Ana, “Benim çocuğum ölmüşse cenazesini bana versinler” demişti.
ASİYE KARAKOÇ: Gözaltında katledilen Rıdvan Karakoç’un annesi Asiye Karakoç’un ölümüne kadar ağzından sadece “Rıdvan” kelimesi çıkıyordu.
ZEYCAN YEDİGÖL: İstanbul’da 10 Nisan 1981’de gözaltına alındıktan sonra kaybedilen oğlu Nurettin Yedigöl’ü 39 yıl boyunca aradı.
ANİK CAN: Elazığ’da 21 Şubat 1993 günü kaçırıldıktan sonra cansız bedeni bulunan oğlu Metin Can için adalet arayan Anik Can, katillerin cezalandırıldığını göremedi.
ASİYE AYDEMİR: 1995 yılında gözaltında kaybedilen oğlu Hüseyin Aydemir’in mezarını bulamadan hayatını kaybetti.
FATMA KIRBAYIR: 12 Eylül sürecinde gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Cemil Kırbayır için adalet arayan Kırbayır, faillerin cezalandırıldığını göremeden hayatını kaybetti.
FATMA MORSÜMBÜL: Hüseyin Morsümbül’ün annesi. Morsümbül, “Oğlumun kemiklerini bulsam omzumda taşıyacağım” demişti.
FİNCAN BİLGİN: 12 Eylül 1994’te gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayan oğlu Kenan Bilgin’i 10 yıl bekledi.
SARE DEMİR: 12 Aralık 1991’de Şırnak’ta gözaltına alındıktan sonra kaybedilen İbrahim Demir’in annesi Sare Demir, 31 yıl boyunca oğlu için adalet aradı.
SAFFET YAMAN: 4 Mayıs 1992’de gözaltında kaybedilen oğlu Hüsamettin Yaman için 31 yıl adalet mücadelesi verdi. Oğlunun faillerinin cezalandırıldığını göremedi.
ELMAS EREN: 12 Eylül darbesi sonrası gözaltına alınıp kaybedilen oğlu Hayrettin Eren’i 39 yıl aradı.
EMİNE OCAK: 21 Mart 1995 tarihinde gözaltında kaybedilen, günler sonra işkence görmüş cansız bedeni bulunan oğlu Hasan Ocak için 30 yıl adalet mücadelesini sürdürdü. Oğlunu katledenlerin cezalandırıldığını göremeden yaşamını yitirdi.