Adalete varana dek mücadele edeceğiz
Dışarıdan içeriye mektuplar: Adalete varana dek mücadele edeceğiz
***
Bu kişilerin orada bulunmasının tek sebebi, ülkemizi daha yaşanılabilir hale getirmeye çalışmaktı. Siyasi iktidar ile onun siyasallaştırılmış yargısı, kendisine rakip ve tehlike olarak gördüğü isimleri hukuksuzca özgürlüklerinden mahrum etme konusunda gaddar davranırken biz hâlâ hukuka olan inancımızı ve (adaletin bir gün tecelli edeceğine olan güvenimizle) hukuk mücadelemizi sürdürmeye devam ettik, ediyoruz.
Zaten derler ya “Adalet topaldır, ağır ağır yürür, fakat gideceği yere er geç varır.” Biz bu varışın bir an önce olması için de mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.
***
Geçen hafta, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen, kamuoyunda “İBB Davası” olarak bilinen, başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere birçok ismin tutuklu bulunduğu davada savunma sırası, bahsettiğim gibi kendisiyle her ne kadar henüz özgür günlerde görüşme fırsatı bulamamış olsam da Vatan Emniyet nezarethanesi ve Silivri hapishanesi görüş odalarında tanıdığım, sevdiğim ve (belki biraz abartı gelecek ve avukat-müvekkil profesyonelliğine aykırı olacak ama) ağabeyim olarak gördüğüm Ramazan Gülten’deydi.
26 Nisan 2025 sabahı birlikte büyüdüğümüz neredeyse 25 yıllık arkadaşımın düğününe katılmak üzere hazırlanırken telefonum çaldı. Arayan Gazeteci Barış Terkoğlu’ydu. Üniversite arkadaşının gözaltına alındığını ve hukuki desteğe ihtiyaç duyduğunu, eşinin de hamile olduğunu ve hassas bir süreç olduğunu söylemesi sonrası Vatan Emniyet nezarethanesinde tanıştık Ramazan Gülten ile. Hakkında yalnızca gizli tanık beyanları ve herhangi bir dahli olmadığı ihaleler gerekçe gösterilerek, 30 Nisan 2025 tarihinde tutuklandı. Soruşturma dosyasında bulunan gizlilik kararı nedeniyle aylarca neden suçlandığını öğrenemediğimiz Ramazan Gülten’in, iddianamenin çıkmasıyla aslında hiçbir fiilinden suçlanamadığını fakat İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “düşman ceza hukuku pratikleri” gereği hakkında yüzlerce yıl hapis talep ettiğini gördük.
İstanbul dünyada, Hong Kong, Monako, New York, Londra ve Singapur’dan sonra imar rantının en yüksek olduğu yerlerden biri. Ramazan Gülten ise böyle bir şehirde İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı. Fakat savcılık tarafından düzenlenen iddianameye baktığımızda Ramazan Gülten’in imar rantı ile alakalı tek bir konu ile dahi suçlanamadığını gördük. Bu aslında Ramazan Gülten’in işini doğru yaptığını ve işini doğru yapması nedeniyle tutsak edildiğinin en büyük göstergelerinden biriydi.
***
Ramazan Gülten savunmasında, görevini ve gerekliliklerini anlatarak mevzuata aykırı tek bir işlem dahi yapmadığını belirterek tahliyesini ve beraatini talep etti. Fakat mahkeme Anayasa ve yasalara aykırı bir şekilde hiçbir gerekçe göstermeksizin Ramazan Gülten’in tutukluluk halinin devamına karar verdi.
Ramazan Gülten’in hikâyesi sadece bununla da sınırlı değil. Gülten, 30 Nisan 2025 tarihinde tutuklandığında eşi 6 aylık hamileydi. Doğum tarihi yaklaştıkça Ramazan Gülten ile avukat görüş kabininde acaba çocuğunun doğumuna katılabilmesi için savcılıktan izin alabilecek miyiz diye konuştuğumuzu hatırlıyorum. Mevzuatımızda tutuklu ya da hükümlünün bir yakını vefat ettiğinde cenazeye katılmasına belli şartlar dâhilinde cevaz verilirken doğum halinde ise bu yönde herhangi bir izin prosedürü düzenlenmemiş. Buna rağmen hem Ramazan Gülten hem de biz avukatları, izin alabilmek adına dilekçeler sunduk. Fakat bu dilekçeler savcının dilekçemizin üzerine el yazısı ile düşmüş olduğu “mevzuatta böyle bir hükmün bulunmaması” notu ile reddedildi. Maalesef eşi bu doğum sürecini tek başına geçirmek ve çocukları Maya’yı babası yanında olmadan dünyaya getirmek durumunda kaldı. Ramazan ise Maya’nın doğduğunu ancak avukat görüş kabininde öğrenebildi. Bir insanın yalnızca görevini layıkıyla yerine getirdi diye çocuğunun doğumunu hapishanede karşılamak zorunda kalması hangi hukuk düzeninde yer alır?
Bu benim yakından şahit olduğum olaylardan sadece bir tanesi. Ülkemizde bu siyasi yargılama ve tutuklama pratikleri yıllardır devam ediyor maalesef. Gezi tutsakları Tayfun Kahraman, Can Atalay, Osman Kavala, Çiğdem Mater, Mine Özerden; Avukat Selçuk Kozağaçlı ve daha burada ismini zikretmeye kalksam sayfaların yetmeyeceği birçok insan bu hukuksuz yargı pratikleri nedeniyle cezaevinde ailesinden ve sevdiklerinden uzakta kalmaya devam ediyor.
***
Avukat olduğum yıllarda meslek büyüklerim, “Zamanla alışacaksın” derdi. Mesleğe başlayalı neredeyse 9 yıl oldu, hâlâ her Silivri hapishanesi çıkışında içimden bir parçayı orada bırakıyorum. Evet, haksız yere cezaevinde tutsak olmak kolay değil. Ama insanların haksız yere hapishanede tutsak olduğunu bilerek dışarıda yaşamak da hiç kolay değil. Sizler içerde tutsak, ben bedenen dışarda özgür olsam da ruhen tutsak olarak sizlerin yanındayım. Sizlerin nasıl mahkûm kimlik kartlarınız hep yanınızdaysa benim de Silivri duruşma salonu kimlik kartım hep yanımda.
İsmet İnönü’ye atfedilen bir söz vardır: “Bir ülkede namuslular namussuzlar kadar cesur olmadıkça o ülkede kurtuluş yoktur.”
Yargı erkinin hukuksuzluk yapma konusundaki cesareti nedeniyle Maya’yı babasının kucağında sevmek varken cezaevinde avukat görüş odası sohbetlerinde sevebildim. Ramazan Gülten Maya’ya, Tayfun Kahraman Vera’ya, bütün tutsaklar sevdiklerine kavuşuncaya dek namussuzlardan daha da cesur bir şekilde mücadele etmeye devam edeceğim…