Karadeniz’de savaş riski! Barışın kapısı Türk Boğazları

Karadeniz’de son dönemde ticari gemilere yönelik saldırılar, Ukrayna’nın deniz dronlarıyla Rus filosuna verdiği kayıplar ve NATO’nun bölgedeki yeni yapılanma arayışları gözleri yeniden Türkiye’ye çevirdi. Savaşın denize yayılma riski büyürken, Montrö Boğazlar Sözleşmesi bir kez daha kritik eşik haline geldi. Türkiye, Montrö sayesinde yalnızca Boğazlardan savaş gemilerinin geçişini kontrol etmiyor; Rusya ile NATO’nun Karadeniz’de doğrudan karşı karşıya gelmesini engelleyen en önemli denge unsurlarından biri haline de geliyor.

GÖZLER BOĞAZLARDA

Rusya-Ukrayna savaşının Karadeniz ayağında dengeler hızla değişiyor. Ukrayna’nın insansız deniz araçları ve uzun menzilli saldırıları Rus Karadeniz Filosunun hareket alanını daraltırken, Moskova da Ukrayna limanları ve deniz ulaştırma hatları üzerindeki baskıyı artırıyor. Bu tablo, Karadeniz’de ticaret güvenliğinin yanı sıra NATO’nun nasıl bir pozisyon alacağı sorusunu da yeniden gündeme taşıyor. Ancak Karadeniz’e açılmak isteyen kıyıdaş olmayan her donanmanın önünde aynı kapı bulunuyor: İstanbul ve Çanakkale Boğazları.


Türk Donanması, Boğazlar ve Karadeniz’de hem güvenlik hem de istikrarın anahtarı durumunda. Fotoğraf: AA

MONTRÖ KİLİDİ

Türkiye’nin elindeki en önemli stratejik araç 1936 tarihli Montrö Boğazlar Sözleşmesi. Sözleşme, Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin savaş gemilerine tonaj, sayı ve süre sınırlaması getirirken, savaş dönemlerinde Türkiye’ye çok daha geniş yetkiler tanıyor. Ankara da Rusya-Ukrayna savaşının başlamasının ardından Montrö’nün savaş hükümlerini devreye sokarak savaşan tarafların savaş gemilerinin Boğazlardan geçişini sınırlandırdı. Bu karar yalnızca Rusya’yı değil, NATO ülkelerini de doğrudan etkiledi.

RUSYA TAKVİYE YAPAMIYOR

Montrö sayesinde Rusya da; Akdeniz’deki savaş gemilerini istediği gibi Karadeniz Filosuna aktaramıyor. Aynı zamanda ABD, İngiltere ve Fransa gibi Karadeniz’e kıyısı bulunmayan NATO ülkeleri de bölgede sınırsız ve kalıcı bir deniz gücü oluşturamıyor. Analistlere göre ortaya son derece hassas bir denge çıkmış durumda. Bu dengenin merkezinde ise Türkiye bulunuyor.

ANKARA’NIN DENKLEMİ

Türkiye, NATO üyesi olmasına rağmen ‘Karadeniz’in doğrudan NATO-Rusya çatışma alanına dönüşmesini engellemek için var gücüyle diplomatik mekik dokuyor. Ankara bir taraftan Ukrayna’nın egemenliğini ve Karadeniz’de seyir güvenliğini desteklerken, diğer taraftan Rusya ile askeri gerilimin tırmanmasını istemiyor. Son dönemde gündeme gelen İstanbul merkezli Deniz Unsur Komutanlığı yapılanması da bu denklemin yeni ayağı olarak görülüyor. Carnegie Europe’un analizine göre Karadeniz’de oluşturulması planlanan yeni görev yapısına 14 ülke katkı bildirdi. Ancak deniz platformlarının ağırlıklı olarak Türkiye, Romanya ve Bulgaristan gibi kıyıdaş NATO ülkelerinden sağlanması yaklaşımı öne çıktı.

ÜÇLÜ GÖREV GRUBU

Türkiye, Romanya ve Bulgaristan’ın oluşturduğu mayın karşı tedbir görev grubu da bu politikanın ilk somut örneklerinden biri oldu. Karadeniz’de savaşın başlamasının ardından sürüklenen mayınlar ticari gemiler için ciddi tehdit oluştururken, üç kıyıdaş NATO ülkesi birlikte hareket etmeye başladı. Bu yapılanma, Ankara’nın uzun süredir savunduğu “Karadeniz’in güvenliği önce Karadeniz ülkeleri tarafından sağlanmalı” yaklaşımını güçlendirdi.

DENİZ DRONLARI DENGEYİ BOZDU

Karadeniz’deki en büyük değişimlerden biri ise Ukrayna’nın klasik bir donanmaya sahip olmadan Rus filosuna ciddi kayıplar verdirmesi oldu. Deniz dronları ve uzun menzilli saldırılar nedeniyle Rusya bazı gemilerini Sivastopol’dan daha doğudaki üslere çekmek zorunda kaldı. Büyük savaş gemilerinin etkinliği azalırken, küçük ve düşük maliyetli insansız deniz araçları Karadeniz savaşının yeni unsuru haline geldi.

“MONTRÖ BARIŞIN ANAHTARI”

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Umur Tugay Yücel ise Karadeniz’de oluşan son denkleme ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: “Montrö bugün yalnızca Boğazlardan geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Karadeniz’deki askeri dengeyi ayakta tutan en önemli güvenlik mekanizmalarından biri. Bu denge bozulursa Rusya Karadeniz’e daha fazla askeri unsur taşımaya çalışırken, NATO da bölgede daha görünür olmak isteyecektir. Böyle bir tablo Karadeniz’i hızla NATO-Rusya gerilim hattına dönüştürebilir. Özellikle Amerikan ve İngiliz savaş gemilerinin bölgede kalıcı hale gelmesi Moskova tarafından doğrudan tehdit olarak okunur. O noktadan sonra tek bir yanlış füze, drone saldırısı ya da yanlış hesaplama çok daha büyük bir çatışmayı tetikleyebilir. İstanbul ve Çanakkale Boğazları bugün yalnızca geçiş noktası değil, bölgesel savaşın büyümesini frenleyen stratejik eşik konumunda.”

Sözleşmenin detayları neler?

MONTRÖ HAYATİ ÖNEMDE

Halen yürürlükte olan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 20 Temmuz 1936’da İsviçre’nin Montrö kentinde imzalandı. Sözleşme, Çanakkale ve İstanbul Boğazları’nın kontrolünü Türkiye’ye verirken, savaş ve barış zamanlarında savaş gemilerinin geçişine dair katı kurallar getiriyor. Montrö’ye göre Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkeler, 30 bin tonu geçmeyen savaş gemilerini, en fazla 21 gün boyunca Karadeniz’de tutabiliyorlar. Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler ise ‘Türk Boğazları’ndan geçmek için 15 gün önceden bildirim yapma zorunluluğu bulunuyor.

Başa dön tuşu