Atılgan, coşkulu, yeni bir siyasetin eşiğinde: Geleceğimizi kazanalım

Hayat kendini onarabiliyorsa genç hücreler sayesinde, ülkemizin ve devrimci siyasetin de yeni genç hücrelere ihtiyacı var. Hindistan’daki hamam böceklerinden Paris sokaklarını ateşe veren liselilere gençlik kendi çıkışını ve kurtuluşunu birbirinin heyecan dolu yüreklerinde arıyor, elit siyasetin ihtiyarlamış kunduralarında ya da kendini tekrar eden rekabetçi teori metinlerinde değil.

Yol Derginin son sayısında denildiği değinildiği gibi: Önümüzdeki dönem bu yeni arayışları, muhalif genç kuşaklarda biriken dinamizmi dikkate alan, onları birleştirecek ve kalıcılaştıracak bir devrimci siyasete çağrı olarak gelişiyor. Bu hafta, farklı üniversitelerden gençlerle devrimci bir siyasetin imkanlarını konuştuk.

Gençliğin her geçen yıl artan sorunlara dair yeni tartışma, üretme ve örgütlenme zeminleri aradığı görülüyor ama kendilerini ifade edebilecekleri alanları bulmakta zorlanıyorlar. Bu alanlarda gençlik siyaseti nerede eksik kalıyor ve alternatif arayışına nasıl cevap verilebilir?  

İstanbul Üniversitesi’nden gençler: Günümüz gençliğinin siyaset alanında yaşadığı en büyük sorun kendine alan bulamaması ve doğal olarak sorunlarını kendi dilinde ifade edememesi. Öğrencilerin barınma, nitelikli beslenme ve güvenceli hayat gibi en basit taleplerini bile yansıtabileceği, buradaki hak gasplarına karşı çözüm arayabileceği zeminler çok sınırlı. Gençlik henüz burada kendi sözünü oluşturamazken ülkenin ve dünyanın geleceğine dair bir tartışma ortamı yaratmak haliyle çok daha zor hale geliyor.

Bu alternatif arayışına cevap vermenin yolu ise gençliğe hazır reçeteler sunmak değil amfilerde, kantinlerde ve forumlarda yan yana gelebileceğimiz kolektif zeminleri omuz omuza inşa etmektir. Gençliğin kendi sorunlarını doğrudan tartıştığı, yatay, dayanışmacı ve üretime dayalı alternatif alanlar yarattığımızda, o sıkışmışlık hissi birleşik bir mücadele iradesine dönüşecektir. Hayatımızı kuşatan bu kuşatmayı kırmak ancak günlük yaşam mücadelelerimizi özerk-demokratik üniversite ve laik, özgür bir memleket talebiyle buluşturmaktan geçiyor.

İzmir’den gençler: Gençlik siyaseti partilerin gençlik kollarına ve birtakım hareketlerin genç örgütlenmelerine sıkışmış durumda. Parti veya örgüte girmekten çekinen gençler doğal olarak pasif kalıyor ve söz hakları ellerinden alınıyor, örgütlenenler ise eğer yelpazenin solundaysa kriminalize ediyor ve baskıya uğruyor. Yelpazenin ortasında ve sağında olanların da gençlik siyaseti çok umurunda değil. Böylelikle gençler birleşik bir mücadele de kuramıyor. Alternatif de tam olarak burada başlıyor. Kitlesel bağımsız bir gençlik hareketi, saray rejimine karşıt demokrat ilerici gençlerin oluşturduğu aşağıdan yukarı bir hareket. Gençlerin yarını tartışacağı geleceğini kuracağı; kendini, kendilerinin talep ve isteklerini duyurabilecekleri bir hareket.

AYRIŞMAK DEĞİL BİRLEŞMEK DEVRİMCİDİR

Gençlik siyasetinin durumu değerlendirildiğine artık lafa hep 19 Mart ile başlanıyor. 19 Mart dönemi ve sonrası nasıl değerlendirilebilir? 19 Mart’tan bu yana gençliğin siyasetle ilişkisi nasıl değişti, aktif sokak siyasetinin ardından ne biriktirildi ya da biriktirilemedi?  

İstanbul Üniversitesi’nden gençler: 19 Mart şüphesiz ki hem gençliğin hem de ülkenin en büyük dönüm noktalarından biri oldu. O dönemin en büyük ve heyecan uyandıran sloganı “Gençlik yeniden siyaset sahnesinde” olmuştu.

19 Mart’tan bu yana biriktirilen en temel kazanım; gençliğin meşruiyetini doğrudan kendi eyleminden alan sokak pratikleri, baskı rejiminin yarattığı korku eşiğini aşma bilinci ve kolektif itiraz tecrübesi oldu. Eksik kalan ve biriktirilemeyen nokta ise, o dönemin ortaya çıkardığı büyük enerjiyi öğrencilerin gündelik yakıcı sorunlarıyla doğrudan bağlayan ve Saray rejimine karşı kalıcı mücadele zeminlerine aktaracak bir örgütlenme hattının kurulamamış olmasıdır. Bugün 19 Mart’ı doğru değerlendirmek; o parlamayı pasif bir nostaljiye dönüştürmeden, sokaktaki ruhu kampüslerdeki gündelik hak mücadeleleriyle buluşturan birleşik bir örgütlülüğü inşa etmektir.

Artı eksi tablosu yapmadan geriye dönüp baktığımızda, ülkede halen daha bir umut ışığı varsa o ışığın sahibi 19 Mart’ta mücadele eden gençlerdir.

İzmir’den gençler: 19 Mart neslimize çok şey gösterdi ve öğretti. Öncelikle neler yapabiliriz mesela İstanbul üniversitesinde barikatı aşıp sokaklara taşıp bir hareket başlatabiliriz. İnisiyatif alıp sokağa inebiliriz. Memleketin gidişatına karşılık tepkimizi sokakta gösterebiliriz. Görüş vs. ayırmadan birleşik bir mücadelede yan yana gelebiliriz. Gençler olarak gündemi değiştirebiliriz. Bunların hepsini gördük, öğrendik. Fakat kitlesel bir hareket nasıl dağılır onu da öğrendik aynı zamanda. Ayrıştırıcı tavırlar, kimi örgütlerin hareketi değil kendilerini büyütme hevesleri, slogan kavgaları, popülist politikaların getirdiği bazı hassasiyetleri kitledeki diğerlerinin taşımamasından kaynaklanan tartışmalar gibi durumlar. Ama 19 Mart bizlere asıl ayrıştırmanın değil birleştirmenin devrimcilik olduğunu gösterdi.

Öncesi ve sonrasında ise doğal olarak gençlik siyasetinde hareketlenmeler oldu ama o dönemki dinamizm ve ruhun korunamamasından dolayı bunlar suni hareketlenmeler oldu fakat neslimiz bir kere sokağı tattı ve bir şeyleri başlatabileceğini bir şeyleri değiştirebileceğini gördü.

ODTÜ’den gençler: 19 Mart şüphesiz ki gençlik siyaseti için oldukça büyük bir kırılmaydı. Bir kuşağın gözünü açtığından beri gördüğü tek iktidar olan AKP rejimine karşı bütün korku duvarlarını aşıp son yılların en büyük direnişlerinden birini gerçekleştirmesi elbette bugün de üzerine dersler çıkarılması gereken bir süreç olarak karşımızda duruyor. İktidara karşı olan gençlerin düzen partilerini de bir alternatif olarak görmediğini kanıtlayan 19 Mart süreci örgütsüz gençlik hareketinin politik bir ufukta birleşmediği takdirde iktidar tarafından parçalanabileceğini de bir kez daha hepimize gösterdi. Uygun koşullar altında alternatif bir hayatı yaratan üniversitelerinde boykotlar örgütleyen, sokakları talepleri ile dolduran gençlik hareketi yeterince birleşmediği her alanda da yakaladığı bu büyük ivmeyi iktidarın saldırıları sonucunda birçok alanda koruyamadı. 19 Mart’ın korku duvarlarını yıkmak ve bir araya gelindiğinde ne kadar güçlü olduğumuzu görmek gibi olumlu etkilerinin yanı sıra nitelikli herhangi bir kazanım olmadan sonlandırılması geniş gençlik kesimlerinde derin bir umutsuzluk dalgasını da beraberinde getirdi. Bu durum siyasal özne olma arayışını da dönemsel olarak zayıflatan bir unsur olarak görünüyor. Aktif sokak hareketinin en büyük kazanımı bütün bu karamsar havaya rağmen birleşen gençlik hareketinin ne kadar güçlü olduğunun açığa çıkmasıyken biriktirilemeyen en temel unsur ise ortaklaşılan kalıcı bir siyasal hattın yaratılamamış olması olarak öne çıkıyor. Bugün de gençlik hareketinin öncelikli görevi bir adım öne çıkarak cüretkar ve kapsayıcı bir siyasal hattı tartışması ve yaratmasıdır.

SİYASET PROFESYONELLERİN ELİNE BIRAKILAMAZ

Gençler bugün kendini toplumun ve siyasetin neresinde görüyor?  Her adımda karşılaştıkları siyaset duvarlarına rağmen örgütlenmeme hali, temsil edilmeme hissi, bireyselleşme gibi kıskaçlar gençliğin siyasetle ilişkisini nasıl etkiliyor?  

İstanbul Üniversitesi’nden gençler: Bugün sistem gençlerin birlikte üretebileceği, tartışabileceği alanları kısıtlıyor. Kolektif bir yaşam imkansız hale getiriliyor. Türkiye’de tarihin hiçbir döneminde gençlik siyaseten temsil edilmedi. “Temsili” gençler hariç siyaset her zaman elitlerin ve ak saçlıların alanı oldu. Ülkede ne ana muhalefet partisinde ne de sol/sosyalist partilerde gençler fikirlerini temsil edemiyor.

Oysa amfilerde ve kantinlerde yan yana geldiğimizde çok net görüyoruz ki bizi sıkıştıran bu bireyselleşme kıskacı, aslında sistemi ayakta tutan ve bizleri yalnız bırakan en büyük barikattır. Örgütlü olmak, bireyliğinden vazgeçmek değil, aksine kendi itirazını kolektif bir güce dönüştürmektir. Siyaset duvarlarını aşmanın ve temsil edilmeme hissini kırmanın tek yolu bizi yalnızlaştıran bu düzene karşı sıra arkadaşımızın elini tutmaktan, kendi geleceğimiz hakkında söz ve karar sahibi olacağımız zeminleri hep birlikte inşa etmekten geçiyor.

İzmir’den gençler: Dünyada aşırı sağ otoriterleşme artarken aynı zamanda temsili demokrasiler de zayıflamakta. Ülkemizde bunun çok radikal bir halini yaşıyoruz zaten. Bu tabi ki de tüm insanların kendini temsil edilmiyor ve özne değilmiş hissiyatına bürünmesine yol açıyor. Bu zaten temsili demokrasi ne kadar işlerse işlesin çok da temsil edilmeyen kesim olan gençlikte daha da hissedilir boyutlarda. Neslimizde sokağa çıkana “sanki ülkeyi sen kurtaracaksın” bakış açısı hakim. Egemenler bunu tersine çeviremez, neslimizi özne kılacak da bizleriz. Az önce söylediğim gibi bunun da çözümü aynı kitlesel bağımsız gençlik örgütlenmesi. Aşağıdan yukarı katılımcı bir örgütlenmede herkes zaten öznedir.  Gençlerin “apolitize, pasif, örgütlenmeyen” halini de kıracak bu örgütlenme şeklidir.

ODTÜ’den gençler: Bütünsel bir küme olarak gençliğin tamamı bugün siyasetin dışına itilmeye çalışılıyor. Bugün memleketteki bütün insanların hayatlarını doğrudan etkileyen siyasal yapı ile halk arasına iktidar tarafından giderek daha yüksek duvarlar örülmeye çalışılıyor. Bu konuda iktidar pek de yalnız sayılmaz. Genel olarak parlamento partilerinin bütünü bugün siyaseti parlamento ile sınırlı tutarak bu işi ‘’profesyonellik’’ kılıfına geçirmeye çalışıyorlar. İstiyorlar ki müdahil olan vatandaşların yerini yalnızca seçim zamanı oy vermek için ortaya çıkan seçmenler alsın. Seçmenlerin gelecekleri ise kapalı salon toplantılarında seçmenlerden uzakta tayin edilsin. Bu genel durum içerisinde gençlik özel bir yere sahip. Gençlik, doğası gereği sahip olduğu ve son yıllarda herkese bir kez daha hatırlattığı atılgan ve coşkulu yapısı sebebiyle iktidar tarafında en çok çekinilen unsurlardan birisi konumunda. Bu sebepten gençliği siyasal alanın dışında tutmanın birçok yöntemi de yine iktidar tarafından kullanılıyor. Bu yöntemlerden birçoğu ise dolaylı ve bir o kadar da planlı biçimde gerçekleşiyor. MEB ve YÖK tarafından denetim ve muhalif öğrencileri cezalandırma pratiğine dayalı bürokratik adımlarla öğrencilere okullarında adeta hapishane koşullarında bir yaşam dayatılıyor. Dolaylı yöntemler bununla da sınırlı kalmıyor. Bugün 4000 TL KYK bursuyla geçinmeyi bırakın karnını doyurması imkânsız olan gençler okurken çalışmak zorunda bırakılıyor. Böylece yoğun ders programlarının yanına yoğun mesailer de ekleniyor. Sonuç olarak gençler sistem tarafından adeta düşünecek hali kalmayan yorgunluk okul ve iş denklemine sıkışan araçlar haline getirilmeye çalışılıyor. Bütün bunların yanı sıra rejimin kendisine muhalif olan herkesi ve her şeyi düşman ilan etme politikası, rejime muhalif gençliği örgütlü mücadeleden uzaklaştırmaya çalışmak için kullanılıyor.

GENÇLER SONUÇ ALABİLECEKLERİ BİR SİYASET İSTİYOR

Gençliğin özellikle ana akım siyasetten ve düzen içi tartışmalardan sıkıldığı gözüküyor. Buna rağmen kendilerini alternatif yapılarda konumlandırmıyorlar. Üniversitelerdeki tartışma zeminleri nasıl değerlendirilebilir?   

İstanbul Üniversitesi’nden gençler: Gençliğin ana akım siyasetin kısır ve çözüm üretmeyen tartışmalarından sıkılması çok doğal çünkü o vitrinde bizim geleceksizliğimiz, barınma krizimiz veya yoksulluğumuz yer almıyor. Ancak alternatif yapılara anında akın edilememesinin sebebi apolitiklikten ziyade, ülkede kurulan devasa baskı ve yalnızlaştırma politikalarıdır. Üniversitelerimizde özgürce tartışabileceğimiz zeminler, 12 Eylül faşizminin bugünkü yansıması olan kayyum zihniyetiyle, polis ve özel güvenlik ablukasıyla yok edilmek isteniyor. Gençliğin yan yana gelmesinden, kendi sorunlarını konuşmasından korktukları için kültürel ve sosyal özgürlük ortamlarımızı gasp ederek bizleri sessizliğe mahkûm etmeye çalışıyorlar.

ODTÜ’den gençler: Belki de gençlerin ana akım siyasete olan tavrını açıklamak için sıkılma kavramı yetersiz kalabilir. Bugün içinde bulunduğumuz koşullarda gençler bilinçli biçimde ana akım siyasete mesafeli yer alıyor çünkü sorunların çözümünün ana akım siyaset arenasında olmadığının farkında. Bununla birlikte ana akım siyasetin dışında kalan yapılarla temas etmeleri için de gerekli olan temel unsur siyasetin halk yararına yapılabileceği ve sonuç vereceği gerçeği. Dolayısıyla gençlerin uzak durduğu esas unsur siyasetin kendisi değil, halkın gündeminin dışında ya da ulaşılamaz olan siyaset. Bütün bunlara çözüm olabilecek esas yöntem ise ODTÜ ÖTK fikri siyaseti nereden kurduysa 2026 gerçekliğinde bu fikrin pusulasını kullanmaktan geçiyor. Bugün içinde bulunduğumuz yoğun baskı ortamı gençleri yeniden tarihi bir sorumluluğa çağırırken şüphesiz gençlik bu çağrıyı yanıtsız bırakmayacaktır. Yeter ki bugünün ODTÜ ÖTK’larını yaratacak irade bir adım öne çıksın.

Başa dön tuşu