Gittiğin yerde de alkışın hiç dinmesin Serhat…

Sanatçıların -hele bir de tanınmışlarsa- çok renkli bir hayatı olduğu sanılır. Belki bu sahnede söyledikleri şarkılarda, tiyatro ya da sinemada büründükleri rollerde ya da yazdıkları eserlerde böyle görünebilir ama aslında onların ne yaşadıklarını hiçbirimiz hiçbir zaman bilemeyiz. Biz sadece bir konserin, bir filmin, bir tablonun ya da bir romanın bizde bıraktığı duyguyla; yazılı ve görsel basında çıkan doğru ya da yanlış haberlerle değerlendiririz sanatçıların olası hayatlarını.

Ama gerçek öyle mi? Bir eseri yaratma süreci, onun tamamlanması, sanat tüketicisi karşısına çıkması bazen yıllar alır. Üzerine titrediğiniz bir eser bazen toplumda hiç karşılık da bulamayabilir. Bir yerde suya yazı yazmak gibidir sanatla uğraşmak. Bu da eser sahipleri ve icracı sanatçıların  bazen hiç de ummadığımız davranışlar sergilemesine neden olur.

Sanatçıların baskı altında hissetmelerine yol açan en büyük stres kaynakları maddi belirsizlik, yaratım süreci, sahne kaygısı ve acımasız eleştirilerdir.

Birçok sanatçı, düzenli bir maaş ve telif gelirine sahip değildir. Yaptıkları işlerin toplumda göreceği ticari karşılığın belirsizliği, geleceğe dair yoğun ekonomik kaygı taşımalarına neden olur.

Sanatçılar yapıtlarını, bir bakıma kendi kimliklerini de halkın beğenisine sunarlar.

Sosyal medya linçleri, acımasız eleştiriler ve popülariteyi yitirme korkusu performans kaygısını ve yetersizlik hissini artırır.

Sürekli olarak yeni, özgün ve kusursuz bir eser üretme fikri ve çabası hem zihinsel hem de bedensel olarak çok yıpratıcıdır.

Zaman zaman girilen durgunluk dönemleri de sanatçılarda ciddi kimlik karmaşasına ve baskıya yol açar. Özellikle sahne sanatçılarındaki performans kaygısı da bu stresi artıran unsurlardandır.

Sabit bir mesai kavramının olmaması, hafta sonu ve gece çalışmalarını da beraberinde getirir. Buna bir de uzun turneleri, seyahatleri, coğrafi değişiklikleri ve iklim koşullarını da eklediğimizde, zamanla yarışmak ve gerektiği gibi dinlenememek de sanatçıların yaşadığı stresi kronik hale getirir.

Ayrıca sanat üretimi genellikle derin iç gözlem ve yalnızlık gerektirir. Sürekli olarak travmatik veya yoğun duygularla çalışmak, sanatçıların ruhsal dengesini bozabilir. Bu da anksiyete ve depresyon gibi sorunlara yol açabilir.

Bunları bana düşündüren bir hafta kadar önce çok genç yaşta kaybettiğimiz Serhat Kılıç oldu. Dışarıdan baktığımızda renkli, neşeli herkesin imreneceği bir hayat.

Ama kim bilir içinde neler vardı Serhat’ın. Biz onu tabii ki hiç unutmayacağız. Hayatımıza kattıkları güzellikler için hep sevgi ve saygıyla hatırlayacağız. Gittiğin yerde de alkışın hiç dinmesin Serhat…

Başa dön tuşu