Davutoğlu, Gökçek, Bahçeli, Öcalan ve diğerleri: Biraz temizlik bolca dizayn

İktidar için bu durumun iki sakıncası var. Birincisi ciddi bir kaynak elinden kayıyor. İkincisi ise seçimin kaybedilme ihtimaline karşı önlem alanların sayısı artıyor. Bu da daha şimdiden bozgun görüntüsü yaratıyor. İktidar sadece Melih Gökçek hamlesiyle tüm bunların önüne geçmeyi hedefliyor.

Bu hamlenin bir doğal sonucu da AKP içinde alan açılması olacak. Merkezden ayrılmak zorunda kalanların yeri mutlaka doldurulacak.

Saray politikalarından bugün için etkili olan kesimler, rejimin öz evlatlarının evden ayrılmasına izin vermedi. Tam tersine cephede onları gerektiğinde feda edileceklerle birlikte yeni bir yerde konumlandırdı.

DEVLET BAHÇELİ NE TALEP EDİYOR

Ahmet Davutoğlu’nun durumu biraz daha farklı. Davutoğlu üzerinden verilen mesajda “Ya Bülent Arınç gibi suya sabuna dokunmadan konuşur gibi yapacaksın ya susacaksın” deniyor. İktidar Davutoğlu hamlesiyle seçime kadar çözüm süreci dâhil hiçbir konuda iç cephenin bozulmasına izin vermeyeceğini net şekilde gösterdi.

MHP lideri iki gazete röportajında seçim sisteminin değişmesi ile ilgili sözler sarf ediyor. Türkgün Gazetesi’nde ifade ettiği fikri Habertürk’te biraz daha açtı. Ama hala net bir talep yok. Habertürk söyleşisinde “Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle uyumlu ve yeni anayasayla desteklenen” diyerek bir çerçeve çizdi. Yani rejim devam edecek. Aynı zamanda anayasal değişikliğin zorunlu olduğu yeni biçimlerle devam edecek. Şimdiye kadar anladığımız bu kadar. Tanımdaki boşluklar ancak Bahçeli’nin daha önce söyledikleri ve itiraz ettikleri üzerinden doldurulabilir.

Bahçeli’nin fikrinin kendine mi ait yoksa Cumhur İttifakı’nın ortak düşüncesi mi sorusuna yanıt aramadan önce bir gerçeğin altını çizmekte fayda var. MHP lideri çözüm süreci dâhil pek çok konuda görüş bildiriyor. Bu görüşlerin bazıları Erdoğan’la çelişiyor olarak da değerlendiriliyor. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin bağlayıcılığı ile yaklaşık 10 yıldır AKP ve MHP liderlerinin siyam ikizi haline geldiği çok çabuk unutuluyor. Çözüm süreci dâhil her temel mesele birlikte istişare edilerek ilerliyor. Kuşkusuz iki farklı geleneğin, iki farklı tabanın yaklaşımlarında örtüşmeyen şeyler olabilir. Ama işin esasında ortak yürüyüşü bozacak hiçbir adım atılmadı, rejim ortaklığı devam ettikçe de atılma olanağı yok.

Bahçeli’nin ağzındaki baklanın da Saray mutfağında pişirilmediğini düşünmek çok saflık olur. Bahçeli, ABD Büyükelçisi Barack’ın ifade ettiği Ortadoğu planına uygun bir Türkiye’nin yolunu döşüyor. Tıpkı çözüm sürecinde olduğu gibi bu konuda da sunuculuk görevi Bahçeli’ye kalmış anlaşılan.

TUTANAKLARIN ARTÇISI DA YIKICI

Yaklaşık 15 gündür ülke gündemini aynı noktadan meşgul eden diğer bir başlık da İmralı tutanakları. Her ne kadar Öcalan, DEM ve yetkililer tarafından yalanlansa da kamuoyunun çok ikna olduğunu söylemek mümkün değil. İkna olmama ve tartışmanın giderek boyutlanmasının birkaç nedeni var. Birincisi hem DEM Eş Başkanı Tuncer Bakırhan’ın, hem de Suriye Cumhurbaşkanı Müsteşarı Mazlum Abdi’nin söyleşilerinde verdiği mesajlar tutanakların ana fikriyle çok örtüşür vaziyette. Öte yandan iki siyasetçi de argümanlarını tutanakları savunma üzerinden kurdu. Nitekim DEM Parti’nin yasal zorunluluk olarak gerçekleştirdiği dünkü kongredeki konuşmalarda aynı tınıyı görmek mümkün.

İktidar cenahından gelen açıklamalarda ise yalanlamadan çok “provokasyon” vurgusu vardı. Tutanağın içeriğine itirazdan çok sızıntı ile uğraştılar. AKP-MHP iktidarının çözüm diye sunduğu projeye ülkede yaşayan demokrat, ilerici, devrimci güçlerin desteklemesi mümkün değil. Anlaşılan odur ki Alevi topluluğu da gidişattan rahatsız. Kürt siyasetinin temsilcileri Bahçeli ve Erdoğan’ın rota belirlediği yoldan ilerlemesi durumunda bu çevrelerle makasın daha da açılması kaçınılmaz bir sonuç olacak. DEM Parti bunu görüyor ve önlem almaya çalışıyor. Ama kolay olmayacağı ortada. Ortadoğu’da ABD’nin önerdiği Türk, Kürt, Arap ittifakını bölgedeki gerici güçlerle ittifak halinde realize edip, bu durumun Türkiye’ye demokrasi getireceğini iddia etmek ikna edici olmuyor. Hele işin içinde siyasi varlığını Kürt sorunun şiddetle çözme savunusuna borçlu MHP ve 25 yıllık iktidar pratiğiyle AKP olduğu sürece durum değişmez. Yaklaşık 15 aydır devam eden süreç ve son yayınlanan tutanaklar Kürt siyasetinin bugüne kadar etrafında topladığı demokratik güçlerde sarsıntıya yol açtı. Bu hat ilerletildiği oranda sorunun derinleşmesi kaçınılmaz olacak.

ORTAK NOKTALARI YENİ OLANIN İNŞASI

İktidar her hamle ve tartışma başlığıyla bir yandan geçmişin yükünü üzerinden atacak yol temizliği yaparken diğer yandan yeniyi dizayn etmeye çabalıyor. Ancak bu makinenin ana çarkında Erdoğan olduğu sürece, halka vaat edilen “yeni” hikâye halk nezdinde güven vermiyor. Çünkü krizin bizzat faili olanlar çözüm merci olamaz. Aksine, yürütülen bu operasyonlar, toplumsal muhalefetin taleplerini bastırma, olası bir bozgun görüntüsünü engelleme ve rejimi kendi içinde tahkim etme çabası olarak kabul görüyor.

Demokrasiye, eşitliğe ve barışa sırtını dönen bu otoriter eksen, belli ki halkın gerçek sorunlarını çözmek yerine yalnızca kendi iktidar ömrünü kurtarmanın telaşındadır.

Saray rejimi muhalefet bloku dışına ittiği her siyasi odağı, her bireyi, her siyasal ve ekonomik gelişmeyi kendi rejiminin bekası için birbirine bağlıyor.

İktidarın bu taktiği muhalefet güçleri için de yol gösterici: Bölgede ve Türkiye’de eşitlik, özgürlük ve barış için hep beraber demokrasi mücadelesine.

Başa dön tuşu