Elena Ferrante’den ‘Karanlık Kız’

Romanın en güçlü simgesel unsuru oyuncak bebektir. Leda’nın sahilde bulduğu ve küçük Elena’ya geri vermediği bebek, yalnızca bir oyuncak değildir. Çocukluk, annelik, kayıp ve bastırılmış belleğin nesneleşmiş biçimidir. Leda bebeği elinde tutarak yalnızca bir çocuğun eşyasına değil, kendi geçmişine de sahip çıkar. Ancak bu sahiplenme masum değildir. Elena’nın yaşadığı acı, Leda’nın geçmişinin karanlığını bugüne taşır. Böylece Ferrante okuru Leda’yı anlamak ile onu haklı bulmak arasındaki mesafede bırakır.

Leda’nın kendi annesiyle ilişkisi de bu çatışmanın köklerini derinleştirir. Kendi annesinin çocuklarını bırakmakla tehdit ettiğini hatırlayan Leda, zamanla kendisinin gerçekten gittiğini fark eder. Bu farkındalık, romanın suçluluk duygusunu yalnızca kişisel bir pişmanlık olmaktan çıkarır. Kadının annelik karşısındaki toplumsal konumunu da tartışmaya açar. Erkek için bireysel özgürlük ve mesleki üretim çoğu zaman hayatın doğal bir parçası kabul edilirken, anne olan kadından kendi arzularını geri çekmesi beklenir.

Ferrante’nin romanında annelik bir erdem belgesi değildir. Kadın, anne olduktan sonra da bedenine, yalnızlığına, mesleğine, arzularına ve kendisine ait bir hayata sahip olma isteğini korur. Leda’nın huzursuzluğu da bu isteğin bedelidir. Fakat roman onu özgürlük adına yüceltmez. Çünkü özgürlüğün de başkalarının hayatında bıraktığı yaralar vardır.

Karanlık Kız’ın gücü, bu iki gerçeği aynı anda taşıyabilmesinden gelir. Leda’nın çocuklarını terk etmesini anlamak, onu haklı bulmak değildir. Ferrante tam da bu ayrımı koruyarak okurun kolay bir ahlaki hükme ulaşmasını engeller. Romanın karanlığı, Leda’nın yalnızca yaptığı seçimlerde değil, kadınların kendilerinden saklamak zorunda bırakıldıkları duygularda ortaya çıkar.

Karanlık Kız, bu nedenle yalnızca bir annenin geçmişiyle hesaplaşmasının romanı değildir. Kadının kendi hayatını istemesinin neden hâlâ bir açıklama, bir savunma ve çoğu zaman bir suçluluk konusu olduğunu sorgulayan bir romandır. Ferrante kesin bir cevap vermez. Leda’yı beraat ettirmez, fakat mahkûm da etmez. Onu insan olmanın çelişkileri içinde bırakır.

Belki de romanın en güçlü yanı budur: Annelik ile özgürlük arasındaki çatışmayı çözmek yerine, o çatışmanın içinden bakmayı öğretmesi.

Başa dön tuşu