Nadir toprak elementleri için acele kamulaştırma kararı: Mülksüzleştirme ve emperyalist sömürü

Maden mevzuatımızda esaslı bir değişiklik getiren Torba Yasanın meclisten geçip yasalaşmasıyla süper yetkiyle donatılmış bir kurul çevresel etki değerlendirmesine tabi bir projeye dair nihai kararı “stratejik ve kritik” maden tanımıyla verebilmesinin önü açılmıştı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında bakanların yer aldığı kurul üstün kamu yararı ve milli menfaat kılıfı altında yatırımlar için olağanüstü bir gücü, Beylikova’daki NTE rezervi tartışması öncesi kendinde toplayarak gerekli hazırlıklara çok öncesinden başladığı artık herkesin malumu.

Emperyalistlerin doymak bilmeyen sömürü iştahı bugün en görünür haliyle Beylikova’yı tehdit ediyor. İlk somut adım ise acele kamulaştırma kararı oldu. Acele kamulaştırmanın sosyal ve iktisadi yönünden önce hukukiliğini de tartışmak gerekir. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nda acele kamulaştırmanın yapılabilmesi için sayılan sınırlı sayıda haller şu şekilde; 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu’nun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacının gerekli kılması; acilliğine Cumhurbaşkanınca karar alınacak bir halin bulunması ve özel kanunlarla öngörülen olağanüstü bir durumun varlığıdır.

Bu sınırlı hallerin varlığıyla kamu yararı şartının merkez bir önemde olduğu, ayrıca idari tasarrufların hukuka uygunluğu sağlayan sebeplerin kanunda açıkça düzenlenmesi gerekliliği açısından konunun yorum yoluyla değerlendirilemeyeceği açık. Diğer bir deyişle, acele kamulaştırma yapılabilmesi için kanunda sayılan bu hallerden birinin gerçekleşmesi gereklidir. Haliyle olağan kamulaştırma işleminden usule ilişkin bu farklılık acele kamulaştırma işleminde olağan kamulaştırma usulüne temel alınan “kamu yararı” gerekçesinde daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya konulabilir bir sebebin de gösterilmesini gerekli kılar.

Beylikova’daki acele kamulaştırma kararını bu hukuki çerçeve açısından irdeleyecek olduğumuzda bir kişinin iki dudağı arasında herhangi bir hukuki gerekçeye ihtiyaç duymadan gerçekleştirildiği ortada. Daha projelendirmenin olmadığı, kamu yararının bir kılıf olarak bile önümüze sunulmadığı kararın gerekçesinde sadece maden faaliyeti olduğu belirtilmiş. Maden faaliyetinin ise milli kalkınma diye bahsedilen masalların aslında katma değerinin yurt dışına çıkacağı ülkemize ise bunun çevresel ve toplumsal maliyetini bırakacağı görülmekte. Ulusal ve uluslararası sermayenin birikimi için topraklarımız yeni sömürgecilik suretlerine adeta peşkeş çekilmiş durumda.

Acele kamulaştırma işleminin stratejik olarak değersiz görülen, bir gece kararnamesiyle topraksız bırakılan köylüler için ise durum çok daha vahşi bir boyut almış halde. Hali hazırda ülkemizde geniş kitlelerin karşı karşıya kaldığı derin yoksulluk ve ekonomik krizi en derinden yaşayanlar bakımından karşılarına sistemli bir mülksüzleştirme çıkarılıyor. Bakanlığın açıkladığı verilerle, projelendirme için kamulaştırılacak alanlar için ise mevcut durum daha başlangıç safhası olarak görülüyor.

Kritik ve stratejik madenlerde atılım projelerinin önemine yaptığı vurgulamalarla siyasal iktidar, kendi iktisadi kökenini de bu süreçte bir kez daha göstermiş oluyor. Ülkemizdeki kapitalizmin izlediği agresif büyüme planlarıyla mülksüzleştirme stratejisi, maden ruhsat ihaleleriyle paralel ilerleyen acele kamulaştırma kararları köylüleri topraksızlaştırarak üretimden bilinçli dışlıyor.

Şimdi Beylikova ve Sivrihisar’ın köylüleri bir gece ansızın öğrendikleri kararla yıllardır işledikleri toprakların kendilerine ait olmadığı gerçeğiyle yüzleşiyor. Hiçbir yetkilinin bir açıklama yapmadığı bir durumda köylüler topraklarını işleyip işleyemeyeceğinin bile farkında olmadan büyük bir tedirginlik halinde, geleceksizlik kaygısıyla karşı karşıya bırakıldı. Katılımcılık ilkelerinin hiçe sayıldığı, bilgi verme sürecinin işletilmediği sahada, üzerine ülkemizin madencilik alanındaki şeffaflıktan uzak vukuatlı geçmişi eklendiğinde, çaresizlik daha da derinleşiyor. Tablo böyleyken toprak sömürgeciliğini ve ekstraktivist yeşil dönüşüm politikalarını ulusal kalkınma kisvesiyle açıklamaya çalışan tek adam rejiminin de özü itibariyle yeteneği olmadığı ortada.

Dün resmî gazetede yayınlanan yeni bir özelleştirme dalgasıyla siyasal iktidar kendi sermaye çevrelerini konsolide ederek, otoyoldan köprülere, kamu hastanelerinden fabrikalara büyük bir özelleştirme bohçasına yenilerini ekledi. Bütün bu süreçlerin hepsinin ortak özelliği ise gece yarısı kararnameleriyle, toplumsal rıza üretmek bir yana dursun gelişen itirazları baskılayan, adeta halka rağmen anti demokratik süreçler olması.

Akbelen’de acele kamulaştırma kararına kaşı köylülerin direnişiyle gelişen hat bu sürecin mutlak ve hakim olmadığını gösteren bir örnek. Acele kamulaştırma kararına dair Danıştay’ın vermiş olduğu yürütmeyi durdurma kararı direnişin bir sonucu. İradesizleşmeyi dayatan düzene karşı bu toprakların üzerinde yaşayanların son sözü söylediği unutulmadan, bu geniş coğrafyada halkın iradesini hakim kılmak için mücadeleyi büyütmekten başka yol yok. Mülksüzleştirme, geleceksizleştirme ve yalnızlaştırılmaya karşı halkın birleşik gücü tek çare.

Başa dön tuşu