Faşizm doğduğu yerde yeniden icat ediliyor

AŞIRI SAĞIN NORMALLEŞTİRİLMESİ

Meloni iktidarı, sadece bir hükümet değişimi değil gücün tek elde toplandığı, yargının kuşatıldığı ve sosyal hakların “milli değerler” adı altında budandığı bir restorasyon süreci. Sosyal yardımların kesilmesinden iş güvencesinin zayıflatılmasına ve güvelik rejimi inşasına kadar uzanan bu saldırı dalgası, İtalya’yı modern faşizmin laboratuvarına dönüştürdü.

Özellikle geleceği çalınan İtalyan gençliği, bu otoriter kuşatma karşısında bir çıkış arıyor. Ancak sokağın ve gençliğin bu arayışı, düzen siyasetine hapsolan solun alternatif üretemediği bir boşlukta yankılanıyor. İtalya’nın bugünü, Avrupa’nın yarınına dair en sert dersi veriyor: Aşırı sağın “normalleşmesi”, işçi sınıfı ve gençler için sadece daha fazla yıkım ve daha az özgürlük anlamına geliyor.

HAKLAR BUDANIRKEN GENÇLER TERK EDİYOR

Sosyal haklar cephesinde en somut darbe, 2019’da yürürlüğe giren Vatandaşlık Geliri’nin (Reddito di Cittadinanza) kaldırılması oldu. Programı “tembellik teşviki” söylemiyle hedef alan Meloni hükümeti, belirli kırılgan gruplarla kısıtlandı, gençler ve işsizlerin büyük kesimi koruma ağının dışına itildi.

İş kanununda 2023’teki Decreto Lavoro, belirleyici bir dönüm noktası oldu. Belirli süreli sözleşmelerin koşulları esnetildi, 12 ayı aşan geçici istihdam, toplu sözleşmeler veya belirli gerekçelerle daha kolay hale getirildi. Hükümet bunu “istihdam artışı” ve “esneklik” olarak sunarken sendikalar ise “prekaritenin” (güvencesiz işçiliğin) derinleşmesi olarak okudu. Bu şekilde esnek, düşük maliyetli işgücü modeli güçlendirildi.

Resmi rakamlar istihdam artışı gösterse de kalıcı sözleşmelerin oranı, ücretlerin reel gücü ve genç işsizliği gibi yapısal sorunlar derinleşti. Bu da birçok genç için “çıkış yolunun” hala yurtdışı göç olmasıyla sonuçlandı.

YARGIYI ELE GEÇİRME GİRİŞİMİ

Yargı cephesinde ise “Nordio Reformu” olarak bilinen anayasa değişikliği, hükümetin en iddialı hamlesiydi.

Reformla hâkim ve savcı kariyerlerinin kesin ayrılması, Yüksek Yargı Konseyi’nin (CSM) ikiye bölünmesi, üye seçiminde kura sistemine geçiş ve Yüksek Disiplin Mahkemesi’nin kurulması hedefleniyordu.

Hükümet bunu “yargının siyasetten arındırılması” ve “verimlilik” diye savunurken muhalifleri ise yargı bağımsızlığının zayıflatılması, yargının siyasallaşması olarak karşı çıktı.

İtalya’da faşist Benito Mussolini rejiminin devrilmesi sonrası yazılan anayasa, “antifaşist” tedbirler arasında yargı sistemini siyasi baskılardan koruma, denge-denetleme amaçlı kurum ve sistemler içeriyordu.

Siyasi geçmişinde neofaşist hareketlerin de bulunduğu bir başbakanın Anayasa’yı ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yapısını değiştirme planı bu nedenle de büyük tartışmaya neden oldu.

Örneğin Meloni, sığınma talebinde bulunan göçmenlerin Arnavutluk’ta inşa edilen göç merkezlerine yollanması projesini bloke eden yargıçları siyasetin alanına müdahale etmekle suçluyordu.

İLK BÜYÜK TEST: REFERANDUM

Parlamento’da onaylanan metin, 2026 Mart’ındaki referandumda halk tarafından reddedildi. referandum sonucu, 2027’de yapılması beklenen genel seçimler öncesinde Meloni hükümeti için de en büyük test oldu. Genel katılım oranı %59 olurken oy kullananların %54’ü “hayır” oyu verdi. 35 yaş altındakilerin yaklaşık %67’si oy kullanırken bunların %60’ı reformu reddetti.

GÜVENLİK REJİMİ İNŞASI

İtalya’daki bu yıkıma karşı artan itirazın da kontrol altında tutulması için güvenlik rejimi inşa edilmesi gerekti. Bir dizi “güvenlik kararnamesi” protesto hakkını daralttı. Yol kapatma, işgal ve bazı pasif direniş biçimlerine daha ağır cezalar getirildi. Polise “önleyici gözaltı” gibi geniş yetkiler tanındı. “Kamu düzeni” ve “terör riski” retoriğiyle meşrulaştırılan bu adımlar, sokak muhalefetinin alanını daraltırken devletin şiddetin tekeli aygıtını genişletti. Gençler arasında artan göç eğilimi, bu kuşatmaya karşı arayışın da somut göstergelerinden.

İtalya’nın bugünü, Avrupa’nın yarını olacak. Aşırı sağın “normalleşmesi” işçi sınıfı ve gençler için daha fazla yıkım, daha az özgürlük, daha derin güvencesizlik demek.

∗∗∗

HER YIL 100 BİN GENÇ TERK EDİYOR… HEPSİ DELİ Mİ?

Sokaklar, sandıklar ve limanlar aynı mesajı veriyor: Bu otoriterlik kabul edilmiyor. Aşırı sağın ‘normal’ yüzü tarafından geleceği çalınan gençler, soldan umut mesajı alamıyor. Gençler düşük ücret, güvencesizlik ve özgürlük kısıtlamaları yüzünden valizini topluyor. Bu küresel neofaşist kuşatmayla savaşmanın yolu, uluslararası eylem

Salvatore MARRA

CGIL* Avrupa ve Uluslararası İlişkiler Koordinatörü

Meloni’nin aşırı sağcı hükümeti var olmayan bir gerçeklikten bahsediyor. Ekonominin genel verilerinin çok iyi olduğunu, bu yüzden insanların durumunun iyi olduğunu söylüyor. Bu doğru değil. Enflasyon çok yüksekse, güvencesiz işlerin seviyesi bu kadar yüksekse, sağlık hizmetlerine erişim çok kısıtlıysa ve eğitimde ciddi kesintiler yapılmışsa, bunun bedeli kim ödüyor? En yüksek bedeli gençler ödüyor. Her yıl yaklaşık 100 bin kişi ülkeyi terk ediyor, başka ülkelere göç ediyor. Bunların hepsi deli mi, yoksa gençlerin ülkeyi terk etmesi için ciddi nedenler mi var? Kadın hakları ve kadınların kendi kaderini tayin etme hakları, yani kadınlar da son birkaç yıldır çok fazla saldırı altında kaldı.

Gençler çok düşük ücretler, çok kötü çalışma koşulları ve sivil haklara yönelik saldırılar nedeniyle gidiyorlar. Bu aşırı sağcı hükümet, sivil haklara ve özgürlüklere geçmişte hiç kimsenin yapmadığı kadar saldırıyor.

ÖZGÜRLÜKLER KISITLANIYOR

Meloni, Erdoğan’a çok benziyor. Kişisel özgürlükleri giderek kısıtlıyor, her zaman polis şiddetiyle değil -ki o da var- ama grev hakkına, örgütlenme ve gösteri özgürlüğüne yönelik en sert saldırılarla yapıyor bunu. Bu ülkede Gazze için grev ve gösteri düzenledikleri gerekçesiyle ceza kanunu ihlaliyle hapse girme ihtimali olan yaklaşık 20 sendikacımız var.

Gençlerin Meloni anlatısının sahte retoriğine kanmadığını kanıtlayan iki ilginç veri var. Birincisi, son dönemdeki hareketler ve gösteriler. Örneğin Gazze grevleri sırasında sokağa çıkan insanlara bakarsanız, bunların büyük çoğunluğunun gençler, öğrenci birlikleri olduğunu görürsünüz.

İkincisi, geçen yıl CGIL olarak özellikle güvencesiz çalışma üzerine bir işçi sorunları referandumu düzenledik. Güvencesiz çalışma düzenlemeleriyle ilgili bazı adaletsiz yasalarla mücadele etmek istedik. Sadece 30 yaş altı gençler oy kullansaydı referandum kabul edilirdi. Çok muhafazakâr bir yaklaşım sergileyip ya oy vermemeye ya da aleyhte oy vermeye karar verenler yaşlılar oldu. Sonuçta referandum, yüzde 50+1’in altında kalan katılım nedeniyle geçersiz sayıldı.

GENÇLER ÇIKIŞ YOLU ARIYOR

Bu yıl Meloni hükümeti, yargı sistemimizde korkunç bir reform yaparak kendileriyle yönetim arasındaki her türlü ara gücü ortadan kaldırmaya çalıştı. Gazetecileri, basını, sendikaları, sivil toplumu veya yargıyı istemiyorlar. Doğrudan güç kullanımlarına müdahale eden her şeyden kurtulmaya çalışıyorlar. Bu yıl nisan ayında yargı reformuna ilişkin referandumda ise 30 yaş altı gençler daha yüksek oranlarda (%59) sandığa gitti. 18-34 yaş arası insanlar %57 oranında “hayır” oyu verdi.

Gençler neden oy vermeye gidiyor? Trump, Meloni, Netanyahu gibi aşırı sağcı otoriter hükümetler ve dünyayı yöneten bu neofaşist koalisyon tarafından savaş teşvik edilirken, gençler geleceklerini tehlikede görüyorlar.

Bu gençleri giderek daha fazla politize ederken, diğer ülkelerde solun bir alternatif üretememesi konusunda biz de bir istisna değiliz. Şu anda İtalya’daki Demokrat Parti’nin genç Genel Sekreteri Elly Schlein tarafından bir koalisyon kurma yönünde ilginç bir girişim var. Ancak maalesef siyasi partilerin genç nesiller üzerindeki çekiciliği pek de harika değil.

Sendikamızın yeni üyelerine bakarsanız, çoğunun gençler ve göçmenler olduğunu görürsünüz. Bu, gençlerin bir çıkış yolu bulmaya, bir şeyler altında mobilize olmaya çalıştığını gösteriyor. Ama buna kim liderlik edecek, gençleri kendi bayrağı altında kim toplayacak?

KÜRESEL FAŞİST KUŞATMA

Elbette, biz bunu sendikal meseleler için yapabiliriz. Ancak sivil toplumun ve siyasi partilerin oynaması gereken bir rol var. Siyasi partiler tarafından temsil edilmeleri için yeni fırsatlar doğmasını umuyoruz çünkü buna yönelik net bir çağrı var ama şu an için bir cevap yok.

Roma’daki sendika merkezimiz, 9 Ekim 2021’de neofaşist Forza Nuova üyeleri tarafından saldırıya uğradıktan sonra uluslararası bir antifaşist sendika ağı kurduk. Kimseye ders vermiyoruz, sadece antifaşist mücadelenin uluslararası ve küresel hale gelmesi gerektiğini söylüyoruz.

Eğer sadece ulusal, yerel savaşlarımız olursa bu insanları yenemeyiz çünkü onlar çok iyi bağlantılı, çok iyi organize olmuş ve çok iyi finanse edilmiş durumdalar.

REÇETE ULUSLARARASI MÜCADELE

Reçete çok basit: İnsanlara faşistlerin nefret, bölünme ve korku mesajına karşı alternatif bir umut mesajı vermeliyiz. Onlara savaştan, nefrete dayalı silahlanmadan çıkmak için kolektif bir olasılık olduğunu söylemeliyiz. Çokuluslu şirketlerin çıkarlarına değil, insanlara ve işçilere dayalı bir ekonomi için oy vermeliyiz.

İtalya’da henüz böyle bir siyaset olmasa da dünyada bu trendi tersine çevirmeye çalışan birkaç örnek var. İspanya’da Sánchez, Brezilya’da Lula veya Meksika’da Sheinbaum örneğin. Sorun şu ki, onlar azınlıktalar ve yoğun saldırı altındalar. Her şey bu örneklerin başarısız olması için orkestra edilmiş durumda. . Aşırı sağ, sahte haberler oluşturmak için sosyal medyaya yatırılan büyük paralarla ulusal seçimlere müdahale ediyor.

Gerçekten anahtar ve esas olan uluslararası ve küresel eylem.

*(Confederazione Generale Italiana del Lavoro – İtalya Genel İş Konfederasyonu)

İşçi genç el ele: Her Şeyi Engelle
İtalya’da işçi ve gençlerin “Blocchiamo Tutto” (Her Şeyi Engelleyelim) sloganıyla düzenlenen genel grevlerde, İsrail’e silah ve malzeme sevkiyatını durdurmak için ülke çapında liman, yol ve işyerlerinin abluka altına alındı.

∗∗∗

KAPİTALİZM GÜVENCEYİ, SAĞ ÖFKEYİ ÇALDI

Kayra AKBULUT

Küresel siyasette şimdiye kadar görülmemiş keskin bir kuşak ayrımı yaşanıyor.

Avrupa Seçim Çalışmaları’nın (EES) açıkladığı verilere göre, genç kadınlar ilerici ve sol siyasi değerlere yakınken genç erkekler aşırı sağ ve muhafazakâr partilere daha yatkın görünüyor. Tarihte ilk kez bir kuşak içerisinde bu denli siyasi görüş farkı raporlanıyor.

Avrupa’da 18-29 yaş arası seçmenlerle yapılan araştırmada, erkeklerin aşırı sağ partileri destekleme oranı yüzde 21’ken bu oran aynı gruptaki kadınlarda yüzde 14 olarak saptandı. Gelecek seçimlerde aşırı sağ partilere oy vermeyi planlayan seçmenlerin en büyük bölümünü 16-29 yaş arası erkekler oluşturuyor. Raporlara göre genç erkeklerin görmezden gelinemeyecek bir kısmını göçmen karşıtı, popülist, milliyetçi, aşırı sağcı partilere sempatisi 1940’lardan beri olmadığı kadar yükselişte.

FAŞİZMİN İNSAN KAYNAĞI

Siyaset bilimci Alev Özkazanç’a göre ise neoliberal düzen ve feminist mücadelenin, erkeklere hiçbir sebep yokken sunulan geleneksel ataerkil ayrıcalıkları çözmesi, genç erkeklerde ciddi boyutta “mağduriyet” ve “kaybetmiş” hissi yaratıyor.

Karşı cinsle herhangi bir deneyim yaşamamış genç erkekler kendilerini “incel” (istemsiz bekâr) olarak tanımlıyor. Özkazanç’a göre kadınlarla beraber olmadığı için onlara karşı bir nefret iklimi oluşmasına sebep olabiliyor. Aşırı sağ için bu gençlerin tam olarak yönlendirilmemiş öfkesinin manipüle edilerek radikal sağcı, ırkçı ve kadın düşmanı “ideoloji askerleri” haline getirilmesi zor olmuyor.

KADINLAR NEFES ALMAK İSTİYOR

Genç erkeklerin sağa savrulduğu süreçte kadınlar ise tam tersi sol ve ilerici politikalara yöneliyor. Küresel düzeyde kadın haklarına ve özgürlüklere kısaca feminist mücadelenin bugüne kadarki kazanımlarına yönelik saldırılarla genç kadınlar kendilerini tehdit altında hissediyor.

Köln IU Enternasyonal Yüksekokulu’ndan Prof. Dr. Kemal Bozay sorularımızı yanıtladı:

Araştırmalar, genç kadınların özellikle toplumsal cinsiyet eşitliği, sosyal haklar ve kültürel özgürlükler konusunda ilerici tutumlar geliştirdiğini; genç erkeklerde ise sağ-popülist ve otoriter söylemlere açık bir kesimin oluştuğunu ortaya koyuyor. Ancak bunu “genç erkekler gericileşiyor” biçiminde değerlendirmek eksik. Asıl konu, bu siyasal zıtlaşmayı üreten ekonomik, politik ve toplumsal zemin.

Yaklaşık kırk yıldır uygulanan neoliberal politikalar genç kuşakların yaşam güvencesini ciddi oranda etkiledi. Sosyal devlet birçok Avrupa ülkesinde tasfiye ediliyor, kamusal hizmet piyasalaştı, sendikalaşma zayıfladı, çalışma yaşamı güvencesizleşti. Bugün Avrupa’nın birçok ülkesinde bir genç düzenli bir işe sahip olsa bile ev kiralamakta zorlanıyor; gelecek kurmak, aileden bağımsız yaşamak ve sınıfsal olarak ilerlemek önceki kuşaklara göre daha güç hale geliyor. Pandemi, savaşlar, enerji krizi, hayat pahalılığı ve konut krizi bu güvensizliği daha da artırdı. Genç seçmenlerin ekonomik sorunları giderek daha da öncelik haline getirdiği ve aşırı sağın bu alandan nemalandığı görülüyor.

Buradaki çelişki şu: Bu mağduriyetin önemli bir bölümünü neoliberal kapitalizm üretiyor, fakat radikal sağ öfkeyi kapitalizme değil göçmene, kadına, mülteciye veya “woke kültürüne” yöneltiyor. Genç bir erkeğe “Kiran niçin bu kadar yüksek?”, “Neden güvenceli bir iş bulamıyorsun?”, “Sosyal devlet neden seni korumuyor?” soruları yerine, “Göçmenler işini çaldı”, “Kadınlar fazla hak sahibi”, “Erkekler toplumda değersizleştiriliyor” deniyor. Sınıfsal sorun kültürel düşmanlığa dönüştürülüyor.

GELENEKSEL ROLLERDEKİ ÇÖZÜLME SİLAH OLDU

Geleneksel erkeklik rollerindeki çözülme bu süreçte önem taşıyor. Eski model, erkeğe belirli bir toplumsal vaat sundu: iş bulacak, ekonomik bağımsızlığı olacak, aile kuracak, evin geçimini sağlayacak ve bunun karşılığında belirli bir statü kazanacaktı. Bu model hem kadınların eşitlik mücadelesi hem daha önemlisi ekonomik yapının kendisi tarafından çözüldü. Yeni, eşitlikçi bir erkeklik anlayışı kurulamadı. Böylece genç erkeklerde bir statü kaybı duygusu oluştu. Burada dikkat edilmesi gereken, kadınların kazanımlarını bu krizin nedeni saymamak. Asıl sorun, kapitalizmin genç erkeklere ve genç kadınlara güvenceli ve onurlu bir yaşam sunmaması. Fakat aşırı sağ bu gerçek toplumsal güvensizliği kadınlara ve feminizme karşı bir “hak kaybı” anlatısına dönüştürüyor.

“İncel” ve “manosfer” kültürü burada devreye giriyor. Yalnızlık, cinsel ve duygusal başarısızlık, özgüven kaybı ve sosyal dışlanma siyasal bir dile dönüştürülüyor. Genç insanın kişisel sorununa “Sen başarısız değilsin; kadınlar, feminizm, göçmenler veya liberal elitler seni mağdur etti” cevabı veriliyor. Bu fazlasıyla kullanışlı bir ideolojik mekanizma, çünkü insanın gerçek öfkesine yalan bir hedef sunar. Avrupa çapındaki araştırmalar genç yetişkinlerde yalnızlığın ciddi boyutlara ulaştığını da gösteriyor; bir araştırmada AB genelindeki genç yetişkinlerin yüzde 57’si en az orta derecede yalnızlık bildirdi. Yabancılaşmanın yanında yalnızlaşma fenomeni yaygınlaşıyor.

SOSYAL MEDYANIN ROLÜ

Sosyal medya bu sürecin yalnız taşıyıcısı değil, hızlandırıcısı. TikTok, YouTube vb. platformların algoritması kısa, öfkeli ve çatışmacı mesajları ödüllendiriyor. Aşırı sağ bunu çok erken gündemine alıp kullanabildi. Karmaşık sorunları otuz saniyelik videolarda bir düşman figürüne indirgemek, uzun bir analiz yapmaktan kolay. Üstelik 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerine ilişkin yeni araştırmalar, aynı siyasi reklamların dağıtımında dahi erkek kullanıcıların popülist, aşırı sağ içeriklere kadınlardan daha yüksek oranda maruz kalabildiğini gösteriyor. Bu nedenle sosyal medya tarafsız bir meydan değil; algoritmalar mevcut eğilimleri pekiştirebilir, kutuplaşmayı derinleştirebilir.

Bunun yanında geleneksel siyasetin büyük bir meşruiyet sorunu var. Sosyal demokrat partilerin önemli bir bölümü neoliberal dönüşümün uygulayıcısı oldu; merkez sağ da buna alternatif üretmedi. Genç kuşaklar savaş, iklim krizi, pahalılık ve sosyal eşitsizlik karşısında düzen partilerinin birbirine benzediğini gördükçe “sisteme karşı” konuşan güçlere yöneliyor. Radikal sağın başarısı burada ortaya çıkıyor: Kendisi sermaye düzenine ve neoliberal politikalara bir alternatif olmadığı halde, kültürel düzeyde sistem karşıtı gibi davranabiliyor. Göçmen karşıtlığı, AB karşıtlığı, feminizm düşmanlığı ve burjuva partilerin eleştirisi üzerinden “isyan” görüntüsü yaratıyor.

Bu nedenle genç erkeklerin sağa kayışına verilecek cevap onları “gerici erkekler” etiketiyle dışlamak olmamalı. Böyle bir yaklaşım aşırı sağın mağduriyet söylemini yalnızca besler. Solun yapması gereken, genç kuşakların gerçek maddi sorunlarını yeniden siyasetin merkezine yerleştirmek: ucuz ve kamusal konut, güvenceli çalışma, güçlü sendikalar, ücretsiz eğitim, sosyal güvence, savaş politikalarına karşı barış, kamusal sosyal alanlar ve gençlerin geleceğini belirleyebilme hakkı. Bunun yanında eşitlikçi bir yaşam anlayışı da kurulmalı.

KADINLAR HAK KAYBINI DOĞRUDAN DENEYİMLİYOR

Genç kadınların sola, ilerici değerlere daha fazla yönelmesi ise bir “cinsiyet çatışması” olarak görülemez. Kadınlar son yıllarda kürtaj hakkından ücret eşitliğine, erkek şiddetinden sosyal güvenceye kadar birçok konuda hakların geri alınabileceğini doğrudan deneyimliyorlar. Dolayısıyla siyasal tercihleri de bu tehdide karşı şekilleniyor. Bugün gençlik aslında ortak biçimde sağa kaymıyor; bence genç kuşağın içinde toplumsal geleceğin nasıl kurulacağı üzerine daha keskin bir mücadele yaşanıyor.

Sonuçta mesele genç erkeklerle genç kadınların birbirine karşı konulması değildir. Temel sorun, neoliberalizmin yarattığı güvencesizlik ve toplumsal çözülmenin hangi siyasal güç tarafından, hangi dille anlamlandırılacağı. Aşırı sağ, gerçek toplumsal acılara sahte düşmanlar gösteriyor. Solun göreviyse aynı öfkeyi göçmene, kadına, azınlıklara değil, eşitsizlik üreten ekonomik ve siyasal yapıya yöneltecek sınıfsal, demokratik ve dayanışmacı bir seçenek oluşturabilmek. Sonuçta sosyal değerlerin ve dayanışmanın git gide tasfiye edildiği bir ortamda aşırı sağ ve faşizm güç kazanır.

Başa dön tuşu